Sayfa yolu
NATO’nun yeni rotası: Pasifik’e genişleme, Avrupa’ya sorumluluk, Türkiye’ye rol
Yayın Tarihi: 09.06.2026 , 00:48
Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.
NATO’nun Asya-Pasifik ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirme arayışı, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi hazırlıklarıyla birlikte yeniden gündeme geldi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı Ankara’daki NATO Zirvesi’ne görmek istediklerini söylemesi, ittifakın bölgeye dönük yönelimini bir kez daha tartışmaya açtı.
Fidan’ın açıklaması, NATO’nun “Hint-Pasifik ortakları” olarak tanımladığı bu dört ülkeyle kurduğu ilişkinin yeni bir aşamaya taşınmak istendiğini gösteriyor. Dışişleri Bakanı'nın Nikkei Asia’daki değerlendirmesine göre Ankara, özellikle Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin zirveye katılımını Türkiye-Japonya savunma ilişkilerini derinleştirmek için fırsat olarak görüyor.
Fidan’ın aynı açıklamalarda Japonya’yla savunma sanayii, İHA teknolojileri ve ortak üretim başlıklarına yaptığı vurgu da Ankara’nın Asya-Pasifik gündemindeki rolünü öne çıkardı. Fidan, Türkiye ve Japonya’nın savunma teknolojileri alanında birbirini tamamlayan kabiliyetlere sahip olduğunu belirterek iki ülke arasında işbirliği potansiyeline dikkat çekti.
NATO’nun ‘Hint-Pasifik ortakları’
NATO, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı "Hint-Pasifik ortakları” olarak tanımlıyor. İttifakın resmi belgelerinde Asya-Pasifik’teki gelişmelerin Avrupa-Atlantik güvenliğiyle bağlantılı olduğu savunuluyor. Bu çerçevede söz konusu dört ülkeyle siber güvenlik, yeni teknolojiler, hibrit tehditler, deniz güvenliği, iklim güvenliği ve savunma sanayii gibi başlıklarda işbirliği geliştiriliyor.
Bu ülkelerin NATO zirvelerine katılımı da son yıllarda düzenli hale geldi. Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda liderleri 2022 Madrid, 2023 Vilnius ve 2024 Washington zirvelerine davet edildi. NATO, 2024’te bu ülkelerle savunma bakanları düzeyinde de ilk kez toplantı yaptı.
İttifak bu ilişkiyi “ortak güvenlik sınamalarına karşı işbirliği” olarak tanımlıyor. Ancak söz konusu yönelim, özellikle Çin’le rekabet bağlamında değerlendirildiğinde, NATO’nun coğrafi sınırlarının Atlantik’ten Asya-Pasifik’e doğru genişlediği yorumlarını güçlendiriyor.
Çin ‘sistemik meydan okuma’ olarak tanımlandı
NATO’nun Çin’e ilişkin tutumu, 2021 Brüksel Zirvesi’nden bu yana daha belirgin hale geldi. İttifakın zirve bildirilerinde Çin’in politikaları “sistemik meydan okuma” başlığı altında ele alınırken, Pekin’in Rusya’yla geliştirdiği stratejik ilişkiler de NATO gündeminde daha fazla yer tutmaya başladı.
Bu değişim, ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisiyle birlikte ilerliyor. Washington, Asya-Pasifik’te AUKUS, QUAD ve ikili askeri anlaşmalar üzerinden Çin’e karşı yeni güvenlik ağları kurarken, NATO’nun bölge ülkeleriyle ilişkilerini artırması bu stratejinin kurumsal ayaklarından biri olarak görülüyor.
Bu nedenle NATO’nun Asya-Pasifik açılımı, yalnızca diplomatik ortaklıklar başlığıyla değil, ABD’nin Çin’e karşı yürüttüğü daha geniş askeri-siyasi kuşatma hattı içinde değerlendiriliyor.
Pasifik’e yönelme ile Avrupa’ya sorumluluk yükleme arasındaki paralellik
NATO’nun Asya-Pasifik’e ilgisinin arka planında ABD’nin küresel önceliklerindeki değişim bulunuyor. Washington, Çin’i ana stratejik rakip olarak tanımlarken, askeri ve diplomatik kaynaklarını giderek Pasifik’e yönlendiriyor.
Bu yönelim Avrupa güvenliği tartışmalarını da doğrudan etkiliyor. Donald Trump’ın NATO üyelerinden savunma harcamalarını GSYH’nin yüzde 5’ine çıkarmalarını istemesi, Avrupa’ya daha fazla askeri ve mali sorumluluk yükleme politikasının en açık ifadelerinden biri oldu. Trump, NATO ülkelerinin mevcut harcama düzeylerinin yeterli olmadığını savunurken, Avrupa’nın kendi güvenliği için daha fazla ödeme yapması gerektiği mesajını birçok kez yineledi.
Trump yönetiminin savunma çizgisi de bu açıklamalarla uyumlu ilerledi. ABD Savunma Bakanlığı, Avrupa’daki müttefiklerin kıtanın savunmasında daha fazla "liderlik sorumluluğu" üstlenmesi, daha fazla silah, mühimmat, asker ve askeri kapasite sağlaması gerektiğini açıkladı. Washington’ın bu yaklaşımı, ABD’nin Avrupa’daki yükünü azaltırken NATO’nun Avrupa kanadındaki mali ve askeri sorumluluğu müttefiklere devretme eğilimini güçlendirdi.
2026’da ABD’nin Avrupa ve Kanada’dan NATO’nun hava ve deniz gücüne daha fazla katkı sunmasını istemesi de aynı politikanın devamı olarak görüldü. Washington’ın bazı Amerikan askeri kapasitelerinin NATO’ya tahsisinde azaltıma gidebileceği belirtilirken, Avrupa ülkelerinden savaş uçakları, insansız hava araçları, yakıt ikmal uçakları ve gemiler gibi alanlarda oluşacak boşluğu doldurmaları istendi.
Böylece iki yönlü bir süreç ortaya çıkıyor. Avrupa’dan Rusya hattında daha fazla yük alması beklenirken, NATO’nun diğer ucu Çin’e karşı Asya-Pasifik’e uzatılıyor. ABD, Pasifik’e odaklandıkça Avrupa’ya “kendi güvenliğini daha fazla finanse et” mesajı veriyor; NATO ise aynı anda hem Avrupa’da Rusya’ya karşı tahkim ediliyor hem de Asya-Pasifik’te Çin’e karşı yeni bir hatta çekiliyor.
Türkiye denklemin neresinde?
Türkiye açısından tartışma, Asya ülkeleriyle ikili ilişkileri geliştirme başlığının ötesine geçiyor. Ankara’nın Japonya, Güney Kore, Çin, Hindistan ve ASEAN ülkeleriyle ekonomik, diplomatik ve teknolojik ilişkilerini artırması çok yönlü dış politika arayışının parçası olarak görülebilir. Ancak bu ilişkilerin NATO şemsiyesi altında kurulması farklı bir stratejik anlam taşıyor.
Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ne Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın davet edilmesi yönündeki hazırlıklar da bu açıdan önem taşıyor. Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı bir zirvede Asya-Pasifik ortaklarının görünürlüğünün artırılması, NATO’nun bölgeye dönük ilgisinin Ankara üzerinden de kurumsallaşabileceğine işaret ediyor.
Türkiye’nin Çin’le ekonomik ilişkileri, Rusya’yla enerji ve güvenlik başlıklarındaki temasları, Orta Asya ve Güneydoğu Asya’yla geliştirdiği bağlar düşünüldüğünde, Ankara’nın NATO merkezli bir Asya-Pasifik cepheleşmesinde nasıl konumlanacağı dış politika açısından kritik bir başlık olarak öne çıkıyor.
NATO’nun yeni cephelerini, ABD’nin savaş planlarını ve Türkiye’ye biçilen rolleri izlemeye devam ediyoruz. Gerçeğin izini birlikte sürelim. soL’a abone olun.
Avrupa güvenliğinde Türkiye çelişkisi
Avrupa’da ABD’nin geri çekilme ihtimaline karşı geliştirilen savunma planları da Türkiye bakımından ayrı bir tartışma yaratıyor. Türkiye, Karadeniz, Akdeniz, Kafkasya ve Ortadoğu denkleminde kritik askeri ve coğrafi öneme sahip olmasına rağmen, Avrupa savunma mimarisine ilişkin tartışmalarda çoğu zaman karar mekanizmasının asli unsuru olarak ele alınmıyor.
Avrupa merkezli rapor ve değerlendirmelerde NATO komuta yapısı, AB finansmanı, bölgesel koalisyonlar ve Avrupa savunma sanayiinin güçlendirilmesi öne çıkarılırken, Türkiye’nin konumu çoğu zaman sınırlı biçimde tartışılıyor. Bu durum, Ankara’dan Batı ittifakının güvenlik başlıklarında katkı beklenirken, Türkiye’nin siyasal ve stratejik karar süreçlerinde eşit ortak olarak görülmediği yorumlarını güçlendiriyor.
İsrail’in Türkiye’ye dönük söylemi
Bu tartışmaya bölgedeki başka bir gerilim de ekleniyor. İsrail tarafından Türkiye’nin “İhvan” ya da “Müslüman Kardeşler” etiketi üzerinden hedef alınması, Ankara’nın Batı güvenlik çevrelerinde tartışmalı bir aktör olarak kodlanmasına hizmet eden bir siyasi dil işlevi görüyor.
Bu söylem, Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bloklaşmalar, Suriye sahasındaki gerilimler ve Ankara’nın bölgesel rolünün sınırlandırılması yönündeki girişimlerle birlikte ele alındığında daha geniş bir stratejik çerçeveye oturuyor.
Bu nedenle Türkiye’nin NATO’nun Asya-Pasifik açılımındaki yeri, yalnızca Çin’le ilişkiler bakımından değil, Batı ittifakı içinde Türkiye’ye biçilen rol açısından da tartışılıyor.
Asya-Pasifik yeni cepheye dönüşüyor
NATO’nun Asya-Pasifik’e yönelimi, uluslararası sistemde bloklaşmanın derinleştiği bir döneme denk geliyor. ABD’nin Çin’e karşı oluşturduğu AUKUS ve QUAD gibi mekanizmaların yanında NATO’nun da Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yla ilişkilerini artırması, Pasifik’teki askeri-siyasi hattın genişlediğini gösteriyor.
Bu süreç, Avrupa’da Rusya’ya karşı kurulan cepheleşmenin yanına Asya-Pasifik’te Çin’e karşı yeni bir cephe eklenmesi anlamına geliyor. Böylece NATO, bölgesel bir savunma ittifakı olmaktan giderek uzaklaşıp küresel güç mücadelesinin başlıca araçlarından biri haline geliyor.
Asya’yla diplomatik, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin geliştirilmesi ile Asya-Pasifik’in NATO merkezli bir güvenlik alanına dönüştürülmesi arasında önemli bir fark bulunuyor. İlki karşılıklı çıkar ve diplomasi zemininde ilerlerken, ikincisi bloklaşma, silahlanma ve çatışma riskini artırıyor.
Ankara Zirvesi öncesinde Hint-Pasifik ortaklarının davet edilmesi tartışması da bu nedenle yalnızca protokol başlığı olarak değil, NATO’nun Atlantik’ten Pasifik’e uzanan yeni yöneliminin parçası olarak görülmeli.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.