Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Müslüman Kardeşler: Arap Baharı'nın liderliğinden 'terör örgütü' listesine yolculuk...

ABD Başkanı Donald Trump, Müslüman Kardeşler’i resmen yabancı terör örgütü ilan etme niyetini açıkladı. Yıllarca ABD ve özellikle İngiltere'den büyük destek alan, AKP iktidarının ise bölgede en yakın müttefiklerinden olan Müslüman Kardeşler'in öyküsüne gelin yakından bakalım.

Emre Nalıncı

Yayın Tarihi: 24.11.2025 , 08:57 Güncelleme Tarihi: 24.11.2025 , 09:01

ABD Başkanı Donald Trump, Müslüman Kardeşler’i (İhvan) resmen "yabancı terör örgütü" olarak tanıma niyetinde olduğunu duyurdu.

Dün yaptığı açıklamada Trump, kararın "en güçlü ve etkili ifadelerle" hayata geçirileceğini ve nihai belgelerin hazırlanmakta olduğunu belirtti.

Trump, ilk başkanlık döneminden bu yana böyle bir tanımlama üzerinde dursa da süreç yıllardır askıda kalmıştı.

Mısır’da yaklaşık bir asır önce kurulan Müslüman Kardeşler, çok sayıda ülkede şubeler, partiler ve paravan yapılar aracılığıyla faaliyet gösteriyor.

İlk adımı Teksas Valisi attı

Teksas Valisi Greg Abbott, geçen hafta hem Müslüman Kardeşler’i hem de Amerikan-İslam İlişkileri Konseyini (CAIR) "yabancı terör örgütleri ve ulus aşırı suç örgütleri" olarak ilan etti.

Politico'nun aktardığına göre CAIR, bu tanımlamayı reddederek Teksas yönetimine karşı dava açtı. 

Örgüt, kararın mülkiyet ve ifade özgürlüğü ile ilgili anayasal korumaları ihlal ettiğini, zira bildirinin CAIR üyelerinin Teksas’ta arazi edinmesini yasakladığını savundu.

Vali Abbott ise geçen hafta yaptığı açıklamada, her iki grubun da "şeriat hukukunu zorla dayatmayı" amaçladığını öne sürdü.

Abbott, teröre destek, şiddet, tehdit ve taciz gibi eylemlerin, Teksas'a bu grupların eyalette mülk edinmesini yasaklamaktan başka "seçenek bırakmadığını" ifade etti.

Açıklamada, Müslüman Kardeşler’in dünya genelinde yerel şubeler bulundurduğu, bunlar arasında teröre karışan grupların yer aldığı ve pek çok hükümetin istikrarsızlaştırıcı davranışları nedeniyle örgütün faaliyetlerini yasakladığı veya kısıtladığı anımsatıldı.

CAIR ise Abbott’ı doğrudan hedef alarak valiyi İsrail yanlısı tutumuna dikkati çekti.

Örgüt, Abbott’ın İsrail’i eleştiren kuruluşları karalamak amacıyla "İslam düşmanı histeriyi" körüklediğini savundu.

Karardan bir gün sonra eyalet yönetimi, Teksas Kamu Güvenliği Dairesine hem CAIR hem de Müslüman Kardeşler hakkında soruşturma başlatılması talimatı verildiğini duyurdu.

ABD'de İhvan'a karşı partiler üstü budama kampanyası

Müslüman Kardeşler’in statüsüne ilişkin federal düzeydeki tartışmalar yıl boyunca yoğunlaştı. Cumhuriyetçiler ve bazı Demokratlar, Dışişleri Bakanlığının örgütü resmen yabancı terör örgütü listesine alması için baskı yapıyor.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçtiğimiz ağustos ayında yaptığı açıklamada hamlenin "gündemde olduğunu" belirtmiş ancak örgütün çok sayıda kolu ve iştiraki bulunması nedeniyle sürecin her birimin ayrı ayrı değerlendirilmesini gerektirdiğini ve zaman aldığını vurgulamıştı.

Nasıl kuruldu, nasıl devam etti?

Mısırlı imam Hasan el-Benna tarafından 1928 yılında kurulan Müslüman Kardeşler, şeriat hukukuyla yönetilen bir İslam devleti kurulmasını hedefledi.

Seyyid Kutub gibi isimler, on yıllar boyunca modern cihatçı hareketlerin "entelektüel" temellerini şekillendirdi ve Usame bin Ladin ile Eymen ez-Zevahiri gibi isimleri etkiledi.

Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın 1981’de öldürülmesine yardım eden Mısır İslami Cihadı, Cemaat-i İslamive 1979’dan beri faal olan Filistin İslami Cihadı gibi pek çok silahlı örgüt Müslüman Kardeşler’in yörüngesinden doğdu. Hamas da Müslüman Kardeşler’in bir kolu.

Kuruluşundan itibaren Batı dünyası, özellikle ABD ve İngiltere, İhvan'a karşı pragmatik ve değişken bir tutum sergiledi.

Bu tutum, Soğuk Savaş dönemi karşı-denge stratejisinden, Arap Baharı'ndaki "meşru aktör" kabulüne ve nihayet Körfez ülkeleri baskısıyla tetiklenen terör örgütü ilan etme girişimlerine kadar köklü bir dönüşüm geçirdi.

İhvan'ın Batı ile flörtü ne zaman başladı?

İhvan, kuruluşunda iki temel amacı benimsedi: Toplumun “İslami değerlere göre yeniden yapılandırılması” ve Mısır'daki İngiliz sömürgeciliğine karşı direniş başlatılması.

Hasan el-Benna, hareketi sadece siyasi bir parti değil, aynı zamanda kapsamlı bir sosyal, kültürel ve iktisadi reform hareketi olarak tasarladı.

Örgüt, 1940'larda İngiliz varlığını hedef alan faaliyetler yürüttü ve bu eylemler İngiliz hükümetinin İhvan'ı yakından izlemesine neden oldu.

İngiliz Sömürge Bakanlığına ait arşiv kayıtları, 1954'te İngilizlerin Mısır'dan çekilmesi müzakere edilirken bile, İhvan üyelerinin İngiliz Büyükelçiliği yetkilileriyle gizli toplantılar yaptığını gösteriyor.

Bu temaslarda İhvan, İngilizlere, Cemal Abdünnasır'ın milliyetçi ve Sovyetler Birliği'ne yakın olmasına karşı kendisini bir tür "alternatif iktidar" olarak sundu.

İhvan'ın Batı tarafından stratejik bir araç olarak görülmesi, özellikle 1950'lerde Mısır'da Nasır'ın iktidara gelmesiyle hız kazandı.

Nasır, 1954'teki başarısız suikast girişiminin beraberinde İhvan'a karşı sert bir baskı uyguladı, binlerce üyesini hapse attı ve hareketin lider kadrosunu sürgüne gönderdi.

ABD, Arap milliyetçisi ve seküler Nasır hükümetine karşı İhvan'ın anti-komünist ve karşı devrimci duruşunu önemli bir denge unsuru olarak değerlendirdi.

Bu dönemde İhvan üyeleri ve sempatizanları için Batı ülkeleri, özellikle İngiltere ve bir ölçüde Almanya, güvenli sığınaklar haline geldi.

Batı, İhvan'ın ideolojik yapısını bir tür "panzehir" olarak gördü ve örgütün küresel şebeke kurmasına dolaylı yollardan göz yumdu.

Örgütün Batı'daki kurumsal varlığı nasıl gelişti?

İhvan'ın uluslararası bir harekete dönüşmesinde, Batı'nın sağladığı lojistik ve hukuki ortam hayati rol oynadı. İngiltere, Soğuk Savaş'tan bu yana İhvan'ın en önemli sığınak ve finans merkezi oldu.

İhvan, görüşlerini yaymak, entelektüel uzmanlaşmayı sağlamak ve küresel ağı koordine etmek amacıyla 1999 yılında Londra'da Uluslararası Danışma Merkezi'ni kurdu.

Londra, Körfez ülkelerinden ve diğer kaynaklardan gelen fonların, İhvan'ın Avrupa ve Kuzey Amerika'daki faaliyetlerini desteklemek üzere aktarıldığı merkezi bir nokta haline geldi.

Kuzey Amerika'da ise İhvan'a yakın veya sempatizan kişi ve gruplar, lobi faaliyetleri yürütmek için çeşitli örgütler kurdu.

1981'de kurulan Kuzey Amerika İslami Cemiyeti (ISNA) ve 1992'de kurulan Müslüman Amerikan Cemiyeti (MAS) bu yapıların başında geliyor. Söz konusu kuruluşlar, İhvan'ın "Sivil İslam" söylemini Batı kamuoyuna benimsetmek, hükümetler nezdinde lobi yapmak ve Müslüman toplumun siyasi alandaki varlığını güçlendirmek için kullanıldı.

Arap Baharı'nın şampiyonları

2011'deki Arap Baharı, İhvan'ın Batı tarafından "meşru siyasi aktör" olarak görüldüğü dönemin doruk noktasını oluşturdu. Dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Mısır'da Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden sonra İhvan'ın iktidara gelmesini, "İslam ve demokrasinin uzlaşabileceği" yönündeki vizyonuna uygun bir gelişme olarak değerlendirdi.

İhvan'ın adayı Muhammed Mursi'nin 2012'de demokratik seçimlerle cumhurbaşkanı olması, ABD ve Batı medyasında büyük yankı buldu. İhvan, "ılımlı İslami demokrasi" örneği olarak tanıtılarak küresel kamuoyunda meşruiyeti pekiştirildi.

Obama yönetimi, Mursi hükümetiyle doğrudan ve yüksek düzeyli temaslar kurdu; Dışişleri Bakanı John Kerry dahil üst düzey yetkililer Mısır'ı ziyaret etti.

ABD, Mursi iktidarı döneminde Mısır'a sağlanan yardımları sürdürdü ve bu da İhvan'a dolaylı mali destek anlamına geliyordu.

Mursi döneminde Mısır'a yıllık yaklaşık 1,5 milyar dolar düzeyindeki askeri ve ekonomik yardımlar kesilmedi.

ABD düşünce kuruluşları ve önde gelen medya organları, İhvan'ı El Kaide ve IŞİD gibi Selefi cihatçı gruplardan kesin olarak ayırarak, onun "ana akım, şiddet karşıtı siyasal İslam" çizgisine sahip olduğunu iddia etti.

İhvan'ın Batı nezdindeki statüsü, 2013'teki askeri darbe ve Körfez ülkelerinin artan bölgesel baskısıyla köklü bir şekilde değişti.

Abdulfettah es-Sisi'nin 2013'te darbeyle Mursi'yi devirmesi, İhvan'a karşı bir "bölgesel karşı devrim" sürecini başlattı. Bu sürecin ana dinamoları Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve darbe sonrası Mısır oldu.

Bu dönemde bölgede Müslüman Kardeşler'in en büyük destekçilerinden biri AKP iktidarı oldu. Uzun süre Mursi çizgisinde duran ve Sisi karşıtı bir pozisyonu merkeze alan AKP, yakın zamanda bu tutumu değiştirip Mısır'la yeniden ilişkileri güçlendirmişti.

Trump, ilk döneminde de yasağı gündemine almıştı

Donald Trump'ın 2017'de göreve başlamasıyla birlikte, İhvan'ı terör örgütü ilan etme girişimi ABD'de somut bir adım halini aldı. Trump yönetimi, geleneksel Körfez müttefikleriyle ilişkileri güçlendirmeyi öncelik haline getirdi.

Cumhuriyetçi kanattaki bazı etkili siyasetçiler ve düşünce kuruluşları, ABD iç siyasetinde yükselen İslamcılık karşıtı söylemlerle birleşerek, İhvan'ı "radikal ideolojinin kaynağı" olarak gösterdi.

Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu, 2016'da İhvan'ın ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğunu ifade eden tasarıyı kabul etti.

Ancak İhvan'ın terör örgütü listesine alınma süreci, ABD hükümeti içinde Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve istihbarat camiasının güçlü direnişiyle karşılaştı.

Dışişleri Bakanlığı, bir örgütün yasal olarak terör listesine alınması için "süregelen, önemli ve uluslararası terör eylemleri" gerçekleştirmesi gerektiği konusunda ısrarcı oldu. İhvan'ın ana akım siyasi kanadı bu kriteri karşılamadığı için kararın hukuki temeli zayıf kaldı.

Jenkins raporu

İngiltere'nin İhvan'a karşı aldığı tutum, ABD'ninkine benzer bir dengeleme çabasıydı.

Körfez ülkeleri ve Mısır'ın talepleri üzerine Başbakan David Cameron, 2014-2015 yıllarında İhvan hakkında kapsamlı bir inceleme başlattı.

Sir John Jenkins tarafından hazırlanan rapor, 2015 yılında yayımlandı ve şu kanaate vardı:

- İhvan, Hamas'ın kuruluşunda doğrudan rol oynadı ve bu nedenle şiddetle dolaylı bir bağı bulunuyor.
- İhvan'ın "kapsamlı bir siyasi ajandası" var ancak doğrudan "şiddete başvurmuyor".
- İhvan'ın ideolojisi "ılımlı değil, düşmanca ve istikrarsızlaştırıcı".
- Ancak İhvan'ın bütünüyle terör örgütü ilan edilmesi için yeterli kanıt bulunmuyor.

Bu raporun sonucunda Londra, İhvan'ı terör listesine almaktan kaçındı ancak hareketin üyeleriyle resmi temasları kısıtlama ve fon kaynaklarını daha sıkı denetleme kararı aldı.

AKP için durum ne?

ABD ve İngiltere cephesinde tablo bu, peki ya Türkiye?

Tarih 29 Eylül 2011.

AFP'ye konuşan Suriyeli bir diplomat, Erdoğan'ın Suriye lideri Beşar Esad'a yaptığı öneriyi paylaşıyor, "kabinenin üçte biri ila dörtte birini Müslüman Kardeşler'e ayırması durumunda" destek vermeyi teklif ettiğini iddia ediyordu.

Bu iddianın merkezinde de Erdoğan'ın Arap Baharı sürecinde Müslüman Kardeşler'e verdiği büyük destek geliyordu.

Bölgenin yeniden kurululumda Müslüman Kardeşler'in öne çıkması AKP'nin en büyük mutluluk kaynaklarından biri olmuştu.

Mısır, Tunus, Suriye, Libya gibi ülkelerde AKP, güç kazanan ya da kazanmasını istediği Müslüman Kardeşler'in yakın destekçisi olmuştu.

soL'dan Alper Birdal ve Yiğit Günay’ın yazdığı "Arap Baharı’ Aldatmacası" kitabında yer alan bilgiye göre, Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler örgütüyle ilişkisi 70’li yıllara dayanıyor. Kitapta, Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki faaliyetlerinin de 2006 yılından başlayarak, AKP’nin Yeni Osmanlıcı dış politikasına paralel olarak artış gösterdiği anlatılıyor.

 

Kitap sonrası soL'da yer verdiğimiz haberde, bu ilişkinin ayrıntılarını ve gelişimini detaylı şekilde aktarmıştık:

Kitaba göre Başbakan Erdoğan, 70’li yıllarda Suudi Arabistan tarafından finanse edilen Dünya Müslüman Gençlik Teşkilatı’nın (WAMY) üyesiydi. Bu örgütün Suudi Arabistan’daki zirvesine katılan Erdoğan, burada sonraları değişik ülkelerde islamcı hareketlerin liderliğine soyunacak isimlerle dostluk ilişkisi kurdu.

Müslüman Kardeşler üyesi olan ve 90’lı yıllarda örgütün sözcülüğünü yapan Kemal Helbavi, Erdoğan’la bu zirvede tanışan isimler arasında. Helbavi, burada yalnızca Erdoğan’la değil, Afganistan’ın eski cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani ve Malezya’nın eski başbakan yardımcısı Enver İbrahim’le de tanıştıklarını anlatıyor ve “Hepimiz işe WAMY’de başladık” diyor.

Helbavi, Müslüman Kardeşler’in Türkiye’deki islamcı hareketle ilişkisinin çok eskiye dayandığını belirterek, “Türkiye’deki milliyetçi ve islamcı arka plana dayanan hareketlerle ya da siyasi partilerle, AKP’nin kuruluşundan da önce, ilk ortaya çıktıklarından beri bağlantımız oldu. Erbakan’ın daha sonra Milli Selamet Partisi’ne (MSP) dönüşen Milli Nizam Partisi’nin (MNP) kuruluşundan itibaren [Türkiye’deki] islamcı hareketle bağlantılarımız bulunuyordu” diyor.

Erdoğan’ın, geleceğin islamcı liderleriyle tanıştığı Suudi Arabistan’daki zirveden döndükten kısa süre sonra MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanı yapılması da kitapta yer alan bir diğer ilginç bilgi.

Müslüman Kardeşler’in AKP’nin lider kadrolarıyla ilişkisi çok eskiye dayansa da, örgütün Türkiye’deki faaliyetleri 2006 yılından itibaren gözle görülür şekilde artıyor. 31 Aralık 2005’te Bakanlar Kurulu kararıyla kurulan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB), Müslüman Kardeşler’in etki kanalını genişleten yapı. Erdoğan’ın gençliğinde üye olduğu WAMY gibi birçok kuruluş, İDSB çatısı altında yer alıyor. Bu yapıda Türkiye’den MÜSİAD, İHH, Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) ve Hikmet Eğitim Kültür ve Dayanışma Vakfı gibi örgütler de yer alıyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.