Sayfa yolu
Mezhepçi bilincin 'hastalıklı alevlenmesi' olarak 'Alevi ve Alevilik nefreti', bilinçli ve kasıtlı bir 'akıl tutulması' tercihidir!
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yayın Tarihi: 31.08.2026 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 31.08.2026 , 00:27
Siyasal islamcı anlayışın ideolojik ve kültürel kodlarını oluşturan tarihsel mezhepçi mirası, Alevilere yönelik "nefretini" zamana ve siyasal koşullara bağlı olarak, mekan, işleyiş ve söylem biçimleriyle, sistematik olarak, genişletiyor!
Toplumun geniş bir kesimini oluşturan Alevilerin; hegemonik bir üstünlük sanrısı içinde olan, siyasallaşmış bir din anlayışının laiklik karşıtı, baskıcı, ötekileştirici uygulamalarına, nefret söylemlerine sürekli şekilde uğraması ve gündelik yaşamda sürekli bir tehdit algısı içinde kendini anlatmak, hatta savunmak zorunda bırakılması; başlı başına bir insan hakları ihlalidir. Kişi ve yurttaşlık haklarına aykırıdır, varlıksal bir tehdittir!
Bu tehdit ve yarattığı algı, yalnızca Aleviler ve toplumun belirli bir kesiminin değil, bütün bir toplumun sorunudur!
Nefretin patolojik alevlenmesi!
Türkiye'de toplum, siyasetin yapısal ve işlevsel olarak yön değiştirdiği her kavşakta; Alevilik ile ilgili "açılımlar" ile "kapsama/ dışlama" ya da "süreli makbul öteki/ daimi öteki" konumlandırmaları ile süregelen tutumların, özellikle son dönem koşullarında, zihinsel ve davranışsal olarak "nefret söylemi" temelli bir yapıya dönüştüğünü ve yayıldığını da kaygıyla izliyor!
Altan Tan; siyasal, sosyo-kültürel ve ideolojik unsurlarıyla, işleyiş biçimi ve içeriğiyle olmayan, bilimsel olarak oluşturulma olanağı da bulunmayan "siyasal alevilik" gibi bir kavram yaratıyor! Bu kavramın içine aldığı ve kendince "makbul alevi" görmediği kesimleri, "Terörsüz Türkiye" diye adlandırılan süreç ve iktidar karşıtlığı üzerinden hedef gösteriyor!
Ardından, Anadolu Ajansı eski yöneticisi olan gazeteci sıfatlı bir zat, Kemal Öztürk, NTV ekranından açıkça yalan söyleyerek ve Suriye'de yaşanan gerçekliği çarpıtarak, HTŞ'nin yaptığı insan hakları ihllaleri ve katliamları tümüyle ters yüz ederek, Arap Alevi toplumuna iftirada bulunuyor, suçlu gösteriyor, hedef haline getiriyor ve "çoluk çocuk katledilirse yeridir diyesi geliyor insanın" ifadesiyle katliam çağrıları yapıyor!...
Öncesinde de, aynı zihniyetin farklı ağızlardan benzer söylemlerine tanık olan her inançtan, mezhepsel ve etnik aidiyetten, siyasi ve felsefi görüşten Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları bu anlayış ve söylemin tesadüf, tekil ve bağımsız olmadığını biliyor.
Yakın zamanda TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş "Terörsüz Türkiye" sürecinin komisyon çalışmalarını anlattığı ve “bin yıllık kardeşlik” ve “Türk-Kürt ittifakı” vurgusunda bulunduğu konuşmada, sözü Şah İsmail’e getirmiş, ona karşı Yavuz Sultan Selim ve İdrisi Bitlisi'nin ittifakını övmüş, bu ittifak döneminde Anadolu’daki Alevi topluluklara yönelik katliamları meşrulaştırıcı yaklaşımla, bir başarı ve birlik örneği olarak sunmuştu!
AKP milletvekili Leyla Şahin Usta, TBMM' de “13 yıl boyunca Suriye’de Müslümanlar katledilirken gıkını çıkarmayanlar, bugün ‘Aleviler öldürülüyor’ diye ortalığı ayağa kaldırıyor” diye bağırmıştı!
AKP Hassa Belediye Başkanı seçilen zat, seçim döneminde Hatay halkının bir kesimini “Affedersiniz Samandağ Alevisi... oyları blok blok başka yerlere gidiyor” diyerek, inanç aidiyetleri ile aşağılayarak, siyasi tercihlerinden dolayı, "onlardan hesap sorulacak" diye tehdit edebilmişti!
Tarihsel ve (dolaylı olarak) güncel "daimi ötekinin" kim olduğunu asla unutturmayan "örtülü hafıza", sürekli diri tutuluyor!
Birlik ve kardeşlik böyle mi sağlanacak bu topraklarda?
Bilinçli ve amaçlı bir 'akıl tutulması'
Bu koşullarda toplum, yasama dokunulmazlığı zırhı altında anayasanın sürekli ihlal edilmesini, toplumsal bütünlüğün hedef alınmasını, “laik toplum, laik Cumhuriyet, hak öznesi eşit yurttaş” ilkesi yerine “Türk, Kürt, Arap ümmet kardeşliğinin” dayatılmak istenmesini ve bunun tarihsel ve zihinsel bağlantılarını açıkça görüyor.
Toplumsal "barışma"yı ve "bütünleşme"yi konuşurken dahi, amaçlanan yeni "barışın" asıl özneleri olduğu sürekli tekrarlanan (Türk, Kürt, Arap/İslam-Sünni) kimliğinin "ötekisi"; "Yeni Osmanlıcılığın" hegemonik kavramı "islamcı ümmet" tanımının "daimi karşıt" kurucu unsuru ve "dışlayıcı" mekanizmasının grup öznesi konumunda (başta Aleviler olmak üzere) görülenlerin acılarının, katliamlarının şekillendirdiği tarihsel hafızasına, gerçeğe aykırı yaklaşım ve bakışla sondajlar, gönderme ve telkinler yapılmakta olmasının amacı ortadadır.
İçinde bulunduğumuz koşullarda, iktidarın eklemlenmiş olduğu, "tehlikeli bir belirsizlik" oluşturan emperyal projelere ve bağlantılı olarak yürütülen "Terörsüz Türkiye" süreci ile ilgili; toplumun tartışma, itiraz etme yön ve kapasitesini felç etmek ve tartışmaların hedefini saptırmak, "suskun bir rıza sağlamak" amacıyla, Alevilere yönelik nefret söylemi de sistematik hale gelmiş bulunuyor!
Bu topraklarda; kimin kiminle, hangi temellerde, hangi anlayışla ve nasıl bir miras üzerinden barışacağına karar verme erkinin verdiği hakimiyet ile barış ve kardeşlik kapsamının "daimi dışlanan öznesinin" de kimler (Aleviler) olduğu da, (yeniden) hatırlatılmış oluyor!
Anayasal ve hukuksal durum!
Alevileri hedef gösteren, nefret objesi haline sokan bir anlamıyla da örtülü bir "katli vacip" zihniyetinin ifadesi bu söylemler öncelikle insanlık suçlarına zemin hazırlayan ve onlara dönüşebilen nefret söylemidir!
(BM Nefret Söylemi Stratejisi ve Eylem Planı’na göre, nefret söylemi: “Kişiye veya bir gruba, kim oldukları temelinde, yani dinleri, etnik kökenleri, milliyetleri, ırkları, renkleri, soyları, cinsiyetleri veya diğer kimlik faktörleri temelinde saldıran veya aşağılayıcı veya ayrımcı dil kullanan, sözlü, yazılı veya davranışsal her türlü iletişimdir.)
Sergilenen bu nefret söylemleri; cihatçı örgüt HTŞ’nin Suriye’de işlemiş olduğu “insanlığa karşı suçları” ve suçluları, zımnen övmüştür. (Türk Ceza Kanunu 215. maddesinde düzenlenen) “Suçu ve suçluyu övme” fiilini işlemiştir.
Aynı zamanda (TCK 216. madde 1. fıkrada düzenlendiği üzere) “halkın, mezhep bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmiş” ve aynı zamanda “halkın bir kesimini, mezhep farklılığına dayanarak alenen aşağılamıştır”.
Ayrıca, zımni olarak “alenen tehdit niteliğinde” anlaşılabilecek bu söylem ile (TCK 213. maddede düzenlendiği şekilde) “halk arasında korku ve panik yaratılmasına” neden olmuştur.
Suç oluşturan bu nefret söylemleri; Anayasanın başlangıç kısmında düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti’nin maddi ve manevi mutluluğunu” koruma; “egemenliği millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamama”, “laiklik ilkesinin gereği olarak (kutsal) din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı” hükümlerine, bu hükümlerle amaçlanan “kamu düzeni”, “toplum huzuru” ve “toplumsal bütünlüğün sürdürülebilirliği” temel ilkelerine; temel ilkelerin yapısal unsurunu oluşturduğu genel anayasal düzene, “eşit hak öznesi yurttaş” temelinde düzenlenmiş temel hak ve özgürlükler sistemine, “millet” ve “vatandaşlık” tanımları ve unsurlarına aykırı olduğunu; anayasayı bütünsel bir ihlal fiili oluşturduğunu, toplumsal ve kamusal alanda fay hatları açtığını, bunların duygusal ve aidiyet bağlamında toplumsal bütünlük ve “milli dayanışmayı” tehdit eder boyuta gelmiş bulunuyor!
Bu söylemin niteliğinin gerektirdiği siyasi ve hukuksal yaptırımlar, derhal yerine getirilmelidir! İlgili kişi ve kurumlar hakkında hukuki, cezai ve idari işlemler derhal gerçekleştirilmelidir! RTÜK, keyfi gerekçelerle bağımsız medya kuruluşlarını susturmak yerine, açıkça nefret söylemi ve hedef göstermelerle şiddet çağrıları yapılan NTV konusunda, gereğini derhal yapmalıdır!
Bu söylemler ve dayanağı anlayış karşısında; başta AKP olmak üzere, tüm siyasal yapı ve partilerin, demokratik kitle örgütlerinin, toplumun her kesiminin etkili bir karşıt tavır geliştirmesi; insan haklarını temel alan bir hukuka göre örgütlenmiş bireysel ve grupsal özgürlüğü, sosyal, hukuksal, ekonomik ve cinsiyet eşitliğini, adaleti ve toplumsal barışı; katılımcılığı sağlamış, sağlamayı hedeflemiş demokratik, laik bir siyasal, toplumsal yapıyı oluşturmak, bu yapı içinde birlikte yaşamak inancını sürdürmek için, en önemli temel öncül olacaktır!
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.