Breadcrumb
Louise Bourgeois’nın sanatsal yöntemi ve 2024’e veda
Yayın Tarihi: 29.12.2024 , 08:55 Güncelleme Tarihi: 29.12.2024 , 09:06
Ana görsel: Louise Bourgeois, 1999, Anne / Maman
Louise Bourgeois’nın 1999 yılında yaptığı ve adına Anne koyduğu dev metal örümcek, sanatçının baş yapıtı sayılır. On metrenin üzerindeki yüksekliği örümceğin zeminde oluşan imgesi, aynı zamanda sanatçının psikolojik gölgesidir. Bourgeois, insan duygularının derinlerine inen ve sanatını kişisel yaşamının hesaplaşmasında tutkulu bir şekilde kullanan çağdaş bir kadın sanatçıdır ve diğer işlerinde olduğu gibi, Anne adındaki bu dev örümcekte de bir taraftan geçmiş travmalarını iyileştirmeye çalışır.
Bourgeois, 1911 yılında Paris’te, antika duvar dokuma halılarını onaran bir anne babanın ikinci kız çocuğu olarak Noel günü dünyaya gelir. Babası kız çocuğu değil, bir oğul istemektedir, o yüzden Louise’e kendi ismini verir (Louis) ve ona bir erkek çocuğu gibi davranır. Küçük kız ise büyüdükçe yeteneği ve aklı ile dikkat çeker: 12 yaşından itibaren dokuma halılarının eksik parçalarını çizerek tamamlamaya ve bir taraftan çizimde profesyonelleşmeye, 15 yaşına geldiğinde ise Sorbonne’da matematik okumaya başlar. Belki hayran olunası birçok özelliğinden ötürü, babası da Louise’i kendince sevmektedir ama sanatçının babasına karşı hayatı boyunca sönümlenmeyecek bir öfkesi vardır. Sanatçı, doğumuyla ailede yaşanan hayal kırıklığını şöyle anlatır:
“Babam oldukça maçoydu ve onun için ne yazık ki bir kızı olmuştu. Bunun annemi mutlu ettiğine emindim ancak kardeşim öldüğünden bu mutluluk yarım kalmıştı. Onlar ikinci bir çocuk yapmak için aceleci davranmışlardı ve yüce Tanrım! Bir kız daha! Henriette. Ardından bir çocuk daha, adı da Louise. Tahmin edebileceğiniz gibi bu bendim ve büyük bir hayal kırıklığının üzerine gelmiştim. Ve bir kız çocuğundan başka bir şey olamamanın özrünü taşıyordum.”
Louise Bourgeois’nın babasına öfkesi, kız çocuğu olmanın özürlü bir şey olduğu düşüncesiyle büyümek zorunda olmasının yanı sıra, babasının sürekli olarak annesini üzmesinden de kaynaklanır. Küçükken evlerine öğretmen olarak gelen ve aslında babasının metresi olup on yıl boyunca aynı evde yaşadıkları kadın nedeniyle evde oluşan mutsuzluğu asla unutmaz. Annesi, olup bitenleri bir türlü kabullenmek istemediği için evdeki çarpıklığı görmezden gelmiş ama içine attığı üzüntüsüyle yıllar içinde solup gitmiştir. Bourgeois, 1932 yılında annesinin ölümünün ardından sanatla ciddi bir biçimde ilgilenmeye başlamış ve kadın erkek ilişkisinde gözlemlediği eşitsizlikler, sanatındaki feminist eğilimlerinin kaynağını oluşturmuştur.
Örneğin, 1974 yılında yaptığı Babanın Yıkımı, babasına duyduğu şiddetli tepkinin psikolojik bir keşfi gibidir. Sanatçı, baba figürünü temsil eden biçimleri, bir yemek masası ya da yatakta konumlandırır ve etrafına göğüs benzeri yuvarlak çıkıntıları yerleştirir. Masada bulunan büyük iki yuvarlak biçim testisler ve fallus çıkıntısıdır. Kullanılan malzemenin organik etkisiyle ve seçilen kırmızı ışıkla rahim benzeri bir mekân yaratılır ve bu mekânda otorite sahibi olan erk alaşağı edilerek, ilkel bir ritüelde yenir. “Bourgeois, [eserin] babasının kendini tatmin eden övünmelerini duymaktan yorulan ailesinin, onu parçalayıp yamyamca yediği bir akşam yemeğini hayal ettiği çocukluk fantezisinden kaynaklandığını söyler.”
1970’li yıllar, sanatta feminist yaklaşımların giderek arttığı bir dönemdir. Bourgeois, her ne kadar kendisini bir feminist olarak tanımlamasa da bu kulvarda ünlenmeye başlar. Uzun kariyerinin görece geç dönemlerinde bilinmeye başlayan sanatçı, Anne adlı işini yaptığında 80 yaşındadır. Çelik ve mermerden yapılmış olan bu eser, boyutuyla dünyanın en büyük heykelleri arasında yerini alır. Babasına duyduğu öfke kadar annesine duyduğu sevgi de işlerinde motivasyon kaynağıdır.
Örümceğin gövdesinin alt kısmında, tel örgüden oluşan yumurta kesesinin içine yerleştirilmiş on yedi tane beyaz ve gri renkte mermer yumurta bulunur. Bu tel örgünün içinde korunan yumurtalar, duygusal bir biçimde annenin koruyuculuğu ile simgeleşir. Örümcek, mitolojide de ikonik bir karakterdir. Dokumacılık yeteneği ile tanrıların dikkatini çeken Arachne, itaat etmeyip kafa tuttuğu için Athena tarafından cezalandırılıp bir örümceğe dönüştürülmüştür.
Bourgeois, sanat tarihindeki dokumacılık ve örümcek özdeşleşmesini, annesinin dokuma mesleğiyle birleştirir. Annesi de tıpkı Arachne gibi kabiliyetli bir dokumacıdır. Onu korumuş, kollamış, beslemiş ve sabırla, emekle dokumuştur. Tüm bunlar annesinde de gördüğü, örümcek ile özdeşleşen güçlerdir.
Bourgeois’nın işleri kendi tarihiyle bir hesaplaşmadır, kendi psikolojik analizinden yola çıkarak üretir. Belki bu sayede yaşamına büyüteç tutar ya da iyileşir. Travmaları, onun asıl konusudur. Öfkesini sürekli sivrilterek, bir sürekli travmaya doğru hareket eder. Çünkü bunlara üretmek için ihtiyaç duyar. Sanat biraz da böyle bir şey değil midir? Odaklandığı şeyi büyüterek, meseleyi estetik bir biçimde anlatmanın yollarını aramaz mı? Elimizdeki merceği tuttuğumuz yer elbette olduğundan büyük görünecektir. Bourgeois’nın örneğinde baba travması hep çok büyüktür. Hep daha az göze çarpmakla birlikte, annelerin babalar karşısındaki konumları de travma konusudur. Bourgeois için, otoriter babanın aşağılayıcılığı, alaycılığı, sevgisizliği o henüz yaşarken; koruyucu annenin sessizliği, narinliği, kırılganlığı ise öldüğünde travma yaratmıştır.
Birey ölçeğinde travmaların toplumsal etkilerini hissetmek çok kolay değil. Genelde tersi daha gözlemlenebilir. Örneğin 2024 yılının, saldırganlık, soykırım, bir devletin ortadan kalması, gericiliğin normalleşmesi gibi olaylarla tüm insanlık için travmatik olduğu söylenebilir.
Belki de elimize merceği alıp 2024’ten doğru yerleri büyütmemiz ve hiç hafife almadan, büyüttüğümüz noktalardan daha iyiye varmak için uğraşmamız gerek.
Benim merceğimde yalnızlık var. Kalabalıklaştığımız bir 2025 olması dileğiyle…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.

