Sayfa yolu
Küba'yı boğmaya çalışırken boğulanlar: ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan tarihi 'çaresizlik' belgesi
Küba Devrimi'nden kısa bir süre sonra, Ocak 1959'da Havana'da konuşan Fidel Castro.
Yayın Tarihi: 22.07.2026 , 00:02
“Amerikalıların yaptıklarının bedelini ağır ödeyeceklerine kendi kendime yemin ettim. Bu savaş bittiğinde, benim için çok daha geniş ve daha büyük bir savaş başlayacak: onlara karşı başlatacağım savaş. Kendi kendime bunun benim asıl kaderim olduğunu söylüyorum.”
Rapor, Fidel Castro'nun 1958 yılında Küba Devrimi'nin en önemli figürlerinden olan Celia Sánchez'e yazdığı mektuptaki bu alıntıyla başlıyor. Ve yaklaşık 90 sayfanın ardından şöyle sona eriyor:
"Castro sözünü tuttu."
Donald Trump yönetimi önümüzdeki aylarda gerçekleşecek ara seçime dair kampanyanın merkezine komünizm karşıtlığını yerleştirirken, ABD Dışişleri Bakanlığı da dün dikkat çekici bir rapor yayımladı: "Küba: 21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti".
Onlarca yıldır Küba'ya ambargo uygulayan ve aldığı yeni kararla bu ambargoyu adeta soykırıma dönüştüren ABD, yayımladığı bu raporla hem Küba'ya yönelik saldırı tehditlerini meşrulaştırmaya girişiyor hem de Soğuk Savaş dönemindekine benzer söylemlerle kasım ayında yapılacak seçimlere hazırlanıyor.
Trump, haziran ayından bu yana yaptığı konuşmalarında yaklaşık 100 defa komünizme saldırdı. Komünizmi gerçekten de bir tehdit olarak görmesinin yanı sıra Trump, ABD'deki sınıfsal eşitsizliğin giderek açılmasına ve eyaletler bazında gerçekleştirilen ön seçimlerde ilerici söylemlere sahip adayların başarıya ulaşmasına karşı ortaya "komünizm tehdidi" kartını sürüyor.
Oldukça kullanışlı olan bu kart, adeta Trump'ın maymuncuğu haline gelmiş durumda.
Sınıfsal çelişkiler derinleşiyor ve ilerici söylemler kitleleri etkilemeye mi başlıyor?
İsrail'e yönelik destek mi eleştiriliyor?
Çin ve Rusya düşmanlığını mı körüklemek gerekiyor?
İktidarınıza karşı eleştiriler artıyor ve birbirlerinden farklı şeyleri savunsalar da tüm karşıtları tek potada düşmanlaştırmanın yolunu mu arıyorsunuz?
Küba'ya mı saldırmak istiyorsunuz?
Buyrun, aradığınız kart: "Komünizm tehdidi".
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan "Küba: 21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti" başlıklı rapor da Trump'ın bu taktiğinin son örneği olarak karşımıza çıkıyor.
Öte yandan rapor, her ne kadar yalanlarla, çarpıtmalarla ve abartılarla bezenmiş olsa da gören gözler için iradenin, inancın, adanmışlığın ne anlama geldiğini ve bunlara sahip olunduğunda küçük bir ada ülkesinin bile neleri başarabileceğini gösteriyor. Bir de ABD'nin on yıllardır boğmaya çalıştığı Küba'dan ne kadar korktuğunu...
Raporda yazmayanlar: Yüzlerce suikast girişimi, biyolojik terör, ambargo...
Küba Devrimi'nin ardından arka bahçesi gibi kullandığı ada üzerindeki tüm kontrolünü kaybeden ABD, devrimci iktidarı devirmek için çeşitli birçok adım attı.
Patlayan purolar, zehirli dalgıç kıyafetleri, mafyayla yapılan işbirlikleri başta olmak üzere sadece Fidel Castro'ya karşı 600'ü aşkın suikast girişimi...
CIA tarafından eğitilen ve silahlandırılan haydutlarla gerçekleştirilen Domuzlar Körfezi Çıkarması...
ABD topraklarında kurulan ve CIA tarafından fonlanan Alpha 66 ve Omega 7 gibi paramiliter grupların otellere, sanayi tesislerine yönelik bombalı saldırıları...
Altyapılara düzenlenen sabotajları ve ekonominin belkemiğini oluşturan şeker kamışı tarlalarının kundaklanmasını içeren Mongoose Operasyonu...
Afrika Domuzu vebası, Dengue Humması salgını ve Mavi Küf gibi tarımsal hastalıklara sebep olan biyolojik saldırılar...
Ve onlarca yıldır şiddelenerek devam eden ambargo...
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda "doğal" olarak bunların hiçbirine değinilmiyor. Aksine raporun genelinde, Küba'nın ABD'ye karşı yaklaşık 70 yıldır eşi benzeri görülmemiş yıkıcı bir kampanya yürüttüğü öne sürülüyor.
"ABD'yi konvansiyonel ve silahlı bir savaşta yenemeyeceğini bilen" Küba'nın bu "yıkıcı" kampanya kapsamında casusluk, sızma, sabotaj, vekil ağları ve iç karışıklık gibi yöntemlerle tasarlanmış yıpratma savaşını geliştirdiği iddia ediliyor.
Rapora göre Küba rejiminin ekonomisi ne kadar başarısız olduysa, geliştirdiği bu savaş modeli ise tam aksine o kadar başarılı oldu:
- Küba ajanları on yıllar boyunca ABD Dışişleri Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi ve Pentagon'un en üst kademelerine sızarak tespit edilmeden faaliyet gösterdi,
- On binlerce solcu gerilla eğitilip silahlandırıldı,
- Yargıdan kaçan Amerikalı teröristlere sığınak sağlandı,
- Irksal, sosyal ve medeniyet temelli mağduriyetler üzerine kurulan yeni ve tehlikeli bir Marksizm türü inşa edildi,
- Kara Panterler'den Antifa'ya kadar ABD'nin en azılı ve etkili hareketleri şekillendirildi.
Sanılanın aksine Küba'nın hiçbir zaman Sovyetler Birliği'nin basit bir piyonu olmadığı, Sovyet modeli komünizm Soğuk Savaş'la birlikte yok olurken Küba'nın devrimci projesinin bu süreçten daha da güçlenerek çıktığı öne sürülüyor. Böylece Küba'nın, 21. yüzyılın başlarına gelindiğinde modern radikal solun ideolojik başkenti olarak tüm dünyada tescillendiği belirtiliyor.
Kara Panterler'den 'Yeni Sol'a Küba paranoyası
Rapora göre 1950'lerin sonunda Sovyetler Birliği'nin bürokratikleşmesi, Kruşçev'in ABD ile barışçıl bir politika izlemesi ve 1956 Macaristan olayları, Batılı devrimciler için "psikolojik bir yıkım" yarattı. "Asıl kabus" ise tam da bu "çöküş" ortamında başladı: 1959 Küba Devrimi. Çünkü "Küba'nın klasik Marksizmi aşarak irade ve eylem odaklı Üçüncü Dünyacılık projesini 1966'daki Üç Kıta Konferansı ile küreselleştirmesi, Washington için taze ve beklenmedik bir tehdit yarattı."
Raporda, Havana'nın geleneksel sınıf mücadelesini "dekolonize ederek" devrimin öznesini, işçi sınıfından Asya, Afrika ve Latin Amerika'nın sömürgeleştirilmiş halklarına kaydırdığı ve "Batı medeniyeti düşmanlığı" yaptığına yönelik iddia dikkat çekiyor. Che Guevara'nın "İki, üç, daha fazla Vietnam" sloganı, raporda emperyalizme karşı bir direniş çağrısı değil, doğrudan ABD içindeki solculara verilmiş bir "sistemi içeriden çökertme" talimatı olarak yorumlanıyor.
Kendi ülkesindeki ırkçılığın, polis şiddetinin ve sınıfsal eşitsizliğin üstünü örtmek isteyen Washington, faturayı "dış güçlere" kesiyor. Rapora göre; Kara Panterler'den radikal feminizme uzanan "Yeni Sol" hareketinin arkasındaki yegane kışkırtıcı güç Küba. İddialar öylesine ileri gidiyor ki, 1971-1972 yıllarında ABD topraklarında gerçekleşen 2 bin 500 bombalı saldırı da Havana'ya ihale ediliyor.
ABD devleti; Weather Underground ve Macheteros gibi örgüt liderlerinin bizzat Kübalı ajanlarca eğitildiği, fonlandığı ve Havana'da "güvenli liman" bulduğu iddialarıyla, kendi yarattığı toplumsal patlamanın üstünü "Küba terörü" masalıyla örtmeye girişiyor.
'Devrim ihracı': 'Ajanlar, piyonlar, fetihler...'
ABD'nin kendi içindeki ırksal adaletsizlikleri bir dış mihrak masalıyla örtme çabası, raporun ilerleyen bölümlerinde de devam ediyor. Venceremos Tugayı ile Küba'ya giden ABD vatandaşlarının "ajanlaştırıldığı" savunulurken; adaya sığınan siyasi mültecilerin yaptığı radyo yayınları ise silahlı isyan kışkırtıcılığı olarak yaftalanıyor. Fidel Castro'nun 1980'lerde ABD'de "ırksal isyanlar" başlatabilecek güce sahip olduğu belirtiliyor.
ABD'nin arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika'daki direniş hareketlerinin de Küba tarafından kurgulandığı öne sürülüyor. Arjantin'den Uruguay'a kadar uzanan tüm ilerici hareketler, Küba'nın eğittiği "terör piyonları" olarak sunuluyor.
ABD'nin sömürgeleştirdiği Porto Riko'daki FALN ve Macheteros gibi örgütlerin bağımsızlık arayışları, doğrudan Küba istihbaratının yarattığı bir terör dalgasına bağlanıyor. Venezuela cephesinde ise 1999 sonrası bambaşka bir çarpıtma devreye giriyor: Chávez döneminde Küba'nın sağladığı doktor, öğretmen ve danışman dayanışması, zengin petrol kaynaklarına çökerek Venezuela devlet bürokrasisinin "içeriden fethi" olarak kodlanıyor.
Soğuk Savaş boyunca 385 binden fazla Kübalı asker ve danışmanın, Afrika ve Ortadoğu'daki bağımsızlık mücadelelerine verdiği destek, dünyada ABD hedeflerine yönelik eşi görülmemiş bir "şehir gerillası ve terör" ağı eylemliliği olarak resmediliyor.
ABD'nin istihbarat çaresizliği: Para değil, sadakat
Öte yandan raporun en dikkat çeken bölümlerinden biri de "Bir Casus İmparatorluğu" başlıklı kısım.
Rapora göre ABD istihbaratının on yıllar süren en büyük yanılgısı, Küba'da kendi casuslarının olduğunu zannetmesiydi. 1961'den beri CIA'in devşirdiğini sandığı tüm isimlerin aslında Havana'ya çalışan çifte ajanlar olduğunun ortaya çıkması, raporda büyük bir istihbarat zafiyetinden ziyade Kübalı casusların "Latin ve çekici" olması gibi absürt, oryantalist ifadelere bağlanarak rasyonalize edilmeye çalışılıyor.
ABD'nin anlayamadığı ve raporun da itiraf ettiği en büyük korku ise para karşılığında değil, ideolojik sadakatleri üzerinden hareket eden "gerçek inananlar". Havana'nın parayla değil, salt ideolojik sadakatle Columbia ve Johns Hopkins gibi elit ABD üniversitelerinden devşirdiği "radikal" öğrencilerin onlarca yıl boyunca tespit edilemeden devletin önemli kademelerine sızdığı belirtiliyor.
Rapor, Ulusal Güvenlik Konseyi ve Güney Komutanlığı gibi kritik pozisyonlarda görev yapan Büyükelçi Victor Manuel Rocha'nın, gerçek kimliğini gizlemek için "aşırı sağcı" bir profil çizerek Amerikan sistemini nasıl uyuttuğunu çaresizce aktarıyor. Raporda, Pentagon'a sızarak en üst düzey Küba analisti olan ve ABD'nin askeri sırlarını ifşa eden Ana Belén Montes ile 30 yıl boyunca süpermarket arabalarına bıraktığı paketlerle en gizli istihbaratları Havana'ya ulaştıran ABD Dışişleri Bakanlığı çalışanı Kendall Myers gibi örneklere yer veriliyor.
Öte yandan rapor, bugün dahi Küba'nın ABD'nin kalbinden elde ettiği bu istihbaratları Çin, Rusya, İran ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti gibi ülkelerle paylaştığını iddia ederek, meşhur "şer ekseni" paranoyasını yeniden kurguluyor.
'Aşçı kılığında ajanlar ve beyin yıkama kampları': ABD'nin dayanışma korkusu
ABD'nin kendi şiddet dolu politikalarına karşı içeride yükselen öfkeyi rasyonalize edememesi de raporda Venceremos Tugayı üzerinden absürt bir paranoyaya dönüşüyor. 1969'dan beri 10 bin ABD'li aktivisti Küba'ya taşıyan bu dayanışma ağı, raporda doğrudan Weather Underground gibi örgütlerin silahlı mücadeleye geçmesinin yegane sorumlusu ilan ediliyor. ABD'li eylemcilerin iradeleri yok sayılarak, Senato ve Pentagon'u hedef alan eylemler Havana'daki "beyin yıkama seanslarına" bağlanıyor. Kamplardaki aşçılardan temizlik görevlilerine kadar herkesin aslında kılık değiştirmiş Küba ajanları olduğu öne sürülerek dayanışma programı devasa bir şehir gerillası kampı gibi nitelendiriliyor.
Washington'un asıl dehşete düştüğü nokta ise dönemin ABD'li militanlarının bugün Amerikan ana akım kurumlarına entegre olması. Geçmişte FBI'ın arananlar listesinde olan Bernardine Dohrn'un hukuk profesörü olması ya da hapis yatan Susan Rosenberg'in "Black Lives Matter" fonunu yöneten bir sivil toplum kuruluşunun yöneticiliğine gelmesi, raporda birer "sızma" operasyonu gibi sunuluyor. Hatta eski bir Venceremos Tugayı örgütleyicisi olan mevcut Los Angeles Belediye Başkanı Karen Bass'ın, Kongre üyesiyken dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Küba'ya gitmesi ve Castro'ya taziye mesajı yayımlaması örnek gösterilerek "sızma" faaliyetleri çeşitlendiriliyor.
Rapor, Küba'nın dayanışma ağlarının günümüzde "Pastors for Peace" gibi gruplar eliyle bir yaptırım delme aracına dönüştüğünü savunurken, yaşanan korku Mart 2026'daki "Nuestra América" konvoyuna dair kısımda açıkça ortaya çıkıyor. Heyetin adaya gidişi "devrimci turizm" olarak yaftalanırken, yayıncı Hasan Piker'in gezi sonrası ABD yaptırımlarını "60 yıllık ekonomik terörizm" olarak tanımlayan bir belgesel yayımlaması, Washington'un Küba'nın meşruluğu karşısındaki çaresizliğini net bir şekilde özetliyor.
Irkçılığı örtme çabası: Siyah hakları mücadelesi nasıl 'Küba komplosu' oldu?
ABD'nin ırkçı devlet şiddetini ve sınıfsal eşitsizlikleri meşrulaştırma çabası, siyah hakları mücadelesini bir "Küba komplosu" olarak sunmaya kadar varıyor. Rapor, Black Power hareketini Havana'nın kışkırtması olarak kodluyor. Malcolm X'ten Stokely Carmichael'a uzanan direniş hattı salt bir dış müdahale gibi resmedilirken, Küba'ya sığınan Kara Panterler lideri Huey P. Newton ve Eldridge Cleaver gibi isimlerse birer "ağır suç kaçağı ve terörist" olarak etiketleniyor.
ABD'nin asıl dehşete düştüğü nokta ise devrimci figürlerin Amerikan toplumu içinde kazandığı meşruiyet. Bir dönem FBI'ın en çok arananlar listesinde yer alan dönemin komünist militanı Angela Davis'in, bugün TIME dergisi tarafından onurlandırılan bir profesöre dönüşüp Ulusal Kadınlar Onur Listesi'ne girmesi, raporda devletin bir zafiyeti olarak okunuyor. Rapor, Davis'in toplumsal kabulünü Amerikan halkının değişen dinamiklerine veya sivil haklar mücadelesine değil; Küba'nın radikal sol figürleri Amerikan ana akım kurumlarına "sızdırma ve entegre etme" stratejisindeki başarısına bağlıyor.
Raporun en öfkeli olduğu başlıklarından bir diğeri, siyasi sığınmacı Assata Shakur ve günümüz Black Lives Matter (BLM) hareketiyle kurulan bağ. Siyahi Kurtuluş Ordusu (BLA) üyesi Shakur'un hapisten kaçıp bizzat Castro'nun koruması altında Küba'ya sığınması, raporda bir "polis katilinin" korunması olarak kriminalize ediliyor. Ancak Washington'un asıl çaresizliği, Shakur'un bugün BLM hareketinin manifestosuna girecek kadar büyük bir küresel direniş ikonuna dönüşmüş olması.
Ablukayı delen her temasa terör kılıfı
ABD'nin abluka karşıtı sivil dayanışmayı birer istihbarat operasyonuna indirgeme çabası, "Paravan Gruplar ve Yol Arkadaşları" başlıklı bölümde iyice absürtleşiyor.
Raporda, Küba'nın ABD'deki öğrenci, akademisyen ve aktivist gruplarıyla "kültürel değişim" programları düzenleyen kurumu Küba Halklarla Dostluk Enstitüsü'nün (ICAP) casusluk merkezi, kardeş şehir projelerinin ise ABD'li belediyelere sızmak için kullanılan "truva atı" ilan edilmesi hezeyanın boyutunu gösteriyor. ICAP'ın Haziran 2026'da "istihbarat" gerekçesiyle ABD Dışişleri tarafından yaptırım listesine alınması yetmezmiş gibi; 1992'den beri Küba'ya tıbbi yardım taşıyan Barış İçin Papazlar da "radikal terörün mali kasası" olarak yaftalanıyor. ABD, ablukayı delen her türlü insani teması kriminalize etmeye girişiyor.
Rapor, ABD içindeki en temel hak arayışlarını ve savaş karşıtı örgütlenmeleri de terörize ediyor. İçinde 60'tan fazla kurumu barındıran Ulusal Küba Ağı'nın (NNOC), olası bir Amerikan askeri müdahalesine karşı barışçıl eylemler öngören "Hızlı Yanıt Planı", ABD askeri üslerine ve devlet binalarına yönelik koordineli bir kalkışma planı gibi sunuluyor. 1960'lardan beri Küba hükümetinin ABD'deki resmi avukatlık görevini üstlenen Ulusal Avukatlar Birliği'nin (NLG), 2020'deki George Floyd protestolarında 20 binden fazla eylemciye hukuki destek sağlaması da raporda, Antifa'nın "hukuki kalkanı" ve terör destekçisi ilan edilmesine neden oluyor.
Bağımsızlığı hazmedemeyen Washington'un yeni hezeyanı: 'Küresel güçlerin konsiyerji Küba'
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Küba'nın kendi ayakları üzerinde durarak geliştirdiği bağımsız dış politikayı kabullenemeyen ABD, Havana'yı bu kez de küresel güçlerin "konsiyerj hizmeti veren bir piyonu" ilan ediyor. Rapora göre Sovyetler'in ardından devasa finansman ağını kaybeden Küba, Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerle yeni ve derin ortaklıklar kurarak bu devletlerin Batı Yarımküre’ye güç yansıtmasına zemin hazırlıyor. Washington, Havana'nın anti-emperyalist eksendeki konumlanışını ABD'nin burnunun dibindeki "tehdit üssü" olarak ambalajlıyor.
Rapordaki bir diğer iddia da Florida kıyılarına 90 mil uzaklıktaki Ada'da Rusya ve Çin için devasa bir "elektronik dinleme üssü" olduğu. Rusya'ya ait sinyal istihbarat (SIGINT) tesislerinin Ada'da varlığını sürdürdüğü öne sürülürken, Çin'in de ABD'nin güneydoğusundaki askeri üsleri izlemek amacıyla Küba'da milyarlarca dolarlık yeni tesisler inşa ettiği iddia ediliyor.
Raporda, Küba ile İran Devrim Muhafızları arasındaki ilişki "asimetrik dron savaşı eğitimi" senaryolarıyla terörize edilirken; Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Hamas gibi örgütlerin Havana ile ilişkileri "küresel terör ittifakı" ilan ediliyor.
60 yıllık ablukanın siyasi iflası: 'Yoksul ama ideolojik olarak yenilmez bir ada'
Raporun finali, metnin en başındaki Fidel Castro atfına geri dönerek, ABD'nin kendi krizini nasıl dışsallaştırdığının en net itirafıyla kapanıyor. Castro'nun ABD'ye karşı başlattığı "çok daha geniş ve büyük savaş" sözünü 67 yıldır kesintisiz şekilde tuttuğunu savunan Washington; casusluk, ideolojik sızma ve paravan gruplar olarak nitelendirdiği dayanışma ağlarını "entegre bir devlet stratejisi" olarak sunuyor.
İlerleyen satırlar, ABD emperyalizminin varoluşsal korkularını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Küba'yı varlığını bütünüyle ABD'yi yıkmaya adamış "kapsamlı bir istihbarat ve yıkım operasyonu" olarak tanımlayan Dışişleri Bakanlığı, asıl dehşetini şu sözlerle açık ediyor: "Batı medeniyetine karşı içeriden savaş". Rapor, Amerikan vatandaşlarının ABD'nin emperyalist mirasına sırt çevirmesini Küba'nın enjekte ettiği "ideolojik bir zehir" olarak kodluyor.
Sonuç bölümü, 60 yılı aşkın süredir uygulanan ablukanın siyasi iflasını da zımnen kabul ediyor.
Rapora göre Küba'nın ekonomik yoksulluğu onun "zararsız" olduğu anlamına gelmiyor ve bu ön kabulle hareket etmek ise en büyük hataların başına yazılıyor. Çünkü Küba'nın asıl gücünün askeri ya da ekonomik değil, bütünüyle ideolojik olduğu vurgulanıyor.
Dışişleri Bakanlığı'nın bu geniş hacimli hezeyan belgesi, Küba'nın bugün Moskova, Pekin ve Tahran'ın politikalarıyla ABD içindeki radikal hareketleri birleştiren bir "bağ dokusu" işlevi gördüğünü iddia ederek noktalanıyor.
Kısacası rapor, Küba'yı şeytanlaştırmak ve olası yeni saldırıları meşrulaştırmak için yazılmış olsa da, en nihayetinde ABD'nin on yıllardır boğmaya çalıştığı o küçük ada ülkesinin iradesi karşısında ne kadar çaresiz kaldığının tarihi bir belgesi olarak arşivlere giriş yapıyor...
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri ve özel haberlerimizi kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.