Sayfa yolu
Küba’ya olan borcumuz
Sacha Llorenti
Yayın Tarihi: 09.01.2026 , 12:25 Güncelleme Tarihi: 09.01.2026 , 12:35
3 Ocak'ta ABD emperyalizmi, Venezuela'ya hain bir saldırı düzenleyerek Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırdı. soL, bu olayla ilgili Latin basınında çıkan makalelerden hazırladığı seçkinin çevirilerini sunuyor.
3 Ocak Cumartesi gününün ilk saatlerinde, Amerika Birleşik Devletleri Venezuela'ya askeri bir saldırı düzenledi. Yüzlerce uçak, gemi, helikopter ve asker, vatanın egemenliğini ihlal etti ve başkentin çeşitli noktalarını bombaladı. Hava saldırılarıyla ilerleyerek Fuerte Tiuna Askeri Üssü'ne kadar ulaştılar. Başkan Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores o sırada orada bulunuyordu.
Füzelerin, yaylım ateşlerinin ve dumanların ortasında, Başkanlık Muhafızları kendilerine verilen görevi yerine getirdi ve saldırıya onurlu ve kahramanca bir direniş gösterdi. Çoğu son kurşununa, son nefesine kadar savaştı; diğerleri ise soğukkanlılıkla katledildi.
Bu korkakça saldırının bizzat failleri, Washington'dan yaptıkları açıklamalarda çatışmanın kıyasıya geçtiğini, iki saat sürdüğünü ve direnişin şiddetli olduğunu itiraf ediyorlar.
Başkan Maduro'yu koruma görevini yerine getirirken hayatını feda edenlerin çoğu Kübalıydı. Donald Trump'ın Maduro'nun hayatına yönelik tehditleri karşısında, Venezuela'nın talebi üzerine koruma sağlama görevini ifa etmek üzere orada bulunan, Küba Devrimci Silahlı Güçleri (FAR) ve İçişleri Bakanlığı mensubu otuz iki kişi...
İlkelerden bihaber olanlar, idealleri ve görev bilinci uğruna her türlü fedakarlığı göze alabilecek insanların var olduğunu anlamayanlar, ithamlarına onları "paralı asker" olarak niteleyerek başladılar. Oysa o 32 kişi, devrimci bir görevi yerine getirmek için hayatlarını riske atarak feda etti. Küba tarihini bilenler bilir; onlar, becerileri ve sarsılmaz devrimci bağlılıkları nedeniyle en iyiler arasından seçilmişlerdi. Üstelik bu suçu işleyenler, Venezuela Devlet Başkanı'nı teslim edene inanılmaz ödüller teklif ederken...
Başkan Maduro'yu koruma görevini yerine getirirken hayatını feda edenlerin çoğu Kübalıydı. Devrimci bir görevi yerine getirirken risk aldılar ve canlarını verdiler.
Bu adamlar, Martí'nin şu sözlerini ete kemiğe büründürdüler: "Bana Venezuela'yı verin, ona hizmet edeyim; ben Venezuela’nın evladıyım." Şüphesi olanlara "Vatan ya da Ölüm"ün (Patria o Muerte) içi boş bir slogan olmadığını gösterdiler; bencillikle dolu bu günümüz dünyasında, herkesin onurunu savunmak için savaşan ve canını veren insanların olduğunu kanıtladılar.
Martí büyük bir bilgelikle —ve Fidel'in de tekrarladığı üzere— "tüm dünyanın şanının bir mısır tanesine sığacağını" söylerdi. Bu, bugün var yarın yok olan biz erkekler ve kadınlar için büyük bir hakikattir. Ancak, izin verin bu hakikate küçük bir şerh düşeyim. Halklardan, onların saldırılar karşısındaki direnişinden, bağımsızlık mücadelelerinden, cömertliklerinden, dayanışma şefkatlerinden, hiçbir karşılık beklemeden yaptıkları fedakarlıklardan ve ideallere adanmışlıklarından bahsettiğimizde; işte o zaman o halkların şanı gökyüzündeki tüm yıldızlara bile sığmaz. İşte o halklardan biri, en önde geleni, Küba halkıdır. Halkının, devriminin ve şu an o 32 insanda trajik ve kahramanca temsil edilen o bitmek tükenmek bilmez dayanışmasının şanı, mümkün olan hiçbir övgüye sığmaz.
Ne zaman Kübalı bir dostumla konuşsam ve ona Küba'nın muhteşem dayanışma tarihinden bahsetsem, bana her zaman Fidel'in o onurlu tevazusuyla yanıt verirler: "Enternasyonalist olmak, insanlığa olan borcumuzu ödemektir." Sonra bana başka topraklardan adaya gelip Küba'nın bağımsızlığı için savaşanları hatırlatırlar: Bana ABD'li Reeve'den, Dominikli Gómez'den ve Arjantinli Guevara'dan bahsederler.
Halklardan, onların saldırılar karşısındaki direnişinden, bağımsızlık mücadelelerinden, cömertliklerinden, dayanışma şefkatlerinden, hiçbir karşılık beklemeden yaptıkları fedakarlıklardan ve ideallere adanmışlıklarından bahsettiğimizde; işte o zaman o halkların şanı gökyüzündeki tüm yıldızlara bile sığmaz.
Bilinmelidir ki, bu Kübalıların Fuerte Tiuna'daki varlığı tesadüfi bir olay değildi: Küba'nın devrimci enternasyonalizminin upuzun tarihinin bir parçasıdır. Küba, dünyanın dört bir yanında, Latin Amerika, Afrika ve Asya'daki halklarımızın kurtuluş mücadelelerinde yer almıştır. Angola, Kongo, Gine Bissau, Namibya, Güney Afrika, Bolivya, Nikaragua, Arjantin, Şili, Peru ve daha birçok ülkenin kurtuluşu için Kübalıların kanı döküldü. Bugün bu enternasyonalizm, ister Pakistan'da, ister Sierra Leone'de, ister Milano'da olsun; en ücra köşelere hayat kurtarmaya giden ve bir felaket anında ilk koşan doktorlarda da vücut bulmaktadır.
Öyleyse soruyorum: Peki ya insanlığın Küba halkına olan borcu? Bunu ödemeye ne zaman başlayacağız?
Şu açık ki, 32 Kübalı sadece Başkan Nicolás Maduro'nun hayatını savunma görevini yerine getirirken ölmedi. Bundan çok daha fazlasını yaptılar. ABD terörizmine karşı direnişin ön saflarını savundular, Venezuela'nın egemenliği için sanki kendi egemenlikleriymiş gibi savaştılar, Memleketi savunmak için çatışmaya girdiler, emperyalist açgözlülükle savaştılar ve Latin Amerika'nın doğal kaynaklarını savundular.
Şimdi derin bir nefes alalım ve her birini tek tek onurlandıralım: Humberto Alfonso Roca, Lázaro Evangelio Rodríguez, Rodney Izquierdo, Ismael Terrero, Yoel Pérez, Addriel Socarrás, Orlando Osoria, Rubiel Díaz, Hernán González, Bismar Mora, Yorlenis Revé, Alejandro Rodríguez, Erdwin Rosabal, Daniel Torralba, Yasmani Domínguez, Fernando Báez, Yandrys González, Yordanys Marlonis, Yunior Estévez, Yoandys Rojas, Giorki Verdecia, Adrián Pérez, Suriel Godales, Adelkis Ayala, Alexander Noda, Ervis Martínez, Carlos Guerrero, David Vargas, Rafael Moreno, Luis Alberto Hidalgo, Manuel Jardines ve Sandy Amita.
Anıları daima mücadelemizi aydınlatacak!
Özgün makale: https://www.diario-red.com/opinion/sacha-llorenti/nuestra-deuda-cuba/20…;
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.