Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kübalılarla Yuvarlak Masa - 3: Egoizmle kolektivizmin savaşı

Küba, ekonomi alanındaki adımların zorunlu taktik adımlar olduğunun farkında. İşleri zor, ama inançları sağlam.

Yiğit Günay

Yayın Tarihi: 02.10.2024 , 13:35 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:12

Türkiye’yi ziyaret eden Küba heyetiyle yaptığımız yuvarlak masa söyleşisinin üçüncü ve son bölümünde, Küba ekonomisi, Kübalı çocuklar ve yapay zeka üzerine konuştuk.

Söyleşiyi yaptığımız heyet, Türkiye Komünist Partisi ve José Martí Küba Dostluk Derneği’nin davetlisi olarak geçen hafta Türkiye’deydi. Çeşitli görüşmeler yaptılar, İstanbul’da “İnsanlık tarihinin en uzun soykırımı” başlıklı, Küba’ya karşı ablukanın her boyutuyla konuşulduğu ve yüzlerce kişinin katıldığı bir sempozyumda konuştular, İstanbul ve Ankara’da dayanışma etkinliklerinde Küba dostlarıyla buluştular. 

Söyleşinin ilk iki kısmı alttaki bağlantılardan okunabilir:

https://haber.sol.org.tr/haber/kubalilarla-yuvarlak-masa-1-isyan-edesim…

https://haber.sol.org.tr/haber/kubalilarla-yuvarlak-masa-2-bizde-vekili…

Yiğit Günay: Küba’daki çocukluk yasasından konuştuk. Belki haberiniz olmuş olabilir, biz ülkecek haftalarca bir kız çocuğunun öyküsünü konuştuk. Çok üzücü bir öykü. O bizim meselemiz. Ben size şunu sormak istiyorum: Kübalı bir kız çocuğu, diyelim Eski Havana’da Katedral Meydanı’nda kaybolsa, evi de kilometrelerce ötede olsa, ne olurdu? Evine dönebilir miydi? Kaç günde bulunur eve dönerdi?

Rosabel Gamón Verde (Milletvekili, Adalet Bakanı Birinci Yardımcısı): Böyle bir şey olsa bizde herkes alarm durumuna geçer çünkü böyle bir şeyin olmasına hiç alışkın değiliz. Küba’da çocuklar çok sakin bir yaşam sürer, gurur duyduğumuz şeylerden biridir bu. Okula giderler, parkta oynarlar, biz o sırada işyerinde oluruz, kafamız çok rahat olur. 

Ama sonuçta bahsettiğin gibi bir şey yaşansa, ülkenin tüm yönetimi harekete geçer. İçişleri Bakanlığı, polis teşkilatı, ama ayrıca tüm mahallelerde halk. Daha önce yaşandı benzer olaylar, halkın çabası sayesinde bir veya iki günde çözüldü mesele. 

Yakın zamanda yaşandı gerçekten benzer bir olay. Bir ilçede bir çocuk kayboldu, haber çıktı, iki günde bulundu. Sonrasında bakanlığın yaptığı açıklamada, oradaki vatandaşların çabalarının çocuğun bulunmasında büyük katkısı olduğu belirtildi.

Bizim halkımız böyle şeyleri kabullenmez. Karşı çıkar. O yüzden insanlar hemen yetkililerle temasa geçip harekete geçerler. 

Elbette, eğer olayda birilerinin suçlu olarak dahli varsa, adaletin ellerine teslim edilir. Avukat hakları vardır, soruşturma yürütülür, yasa ne diyorsa ona göre cezalandırılır. 

Yiğit Günay: Öyleyse, daha zorlu bir başlığa, ekonomiye dönelim. Daha önce “Küba’nın konjonktürel olarak atması gereken adımlar”dan söz ettiniz. Elbette karmaşık bir başlık, üzerinde saatlerce konuşabiliriz. Ama aramızda bir ekonomi uzmanı varken, okurlara, Küba ekonomisinin mevcut durumuna dair bir fotoğraf sunmak iyi olur. Yakın zamanda çeşitli adımlar atıldı, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ağırlığı arttı, bazılarına ithalat ihracat yetkisi verildi… Nasıl özetleyebiliriz durumu?

Ayuban Gutiérrez Quintanilla (Havana Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi): Oralara geçmeden önce, sürecin bir geçmişi olduğunu hatırlatmakta yarar var. Aslında bugün uygulamaya koyduğumuz birçok unsur, Ana Hatlar belgesinde tanımlanmıştı (“Ana Hatlar”, veya tam ismiyle “Parti ve Devrimin Ekonomik ve Sosyal Politikalarının Ana Hatları”, Küba Komünist Partisi’nin uzun tartışmaların ürünü olarak 2011’de yayımladığı belge—Y.G.). Ayrıca, kişisel olarak şunu vurgulamak isterim: O belgenin ortaya çıkışı, bu söyleşide üzerinde durduğumuz demokratik sürecin en iyi örneklerinden biridir, çok geniş katılımla, çok sayıda katkıyla hazırlanmıştır. Bizim ekonomik ve sosyal birçok başlıkta nasıl hareket edeceğimize dair doğrultuyu orada belirledik.

Ayrıca, birçok başlık, aslında eski başlıklar. Bazıları eski sosyalizm denemelerinde yaşandı, bazıları sosyalizm klasik kitaplarında ele alındı. Düzenin dönüşümünün karakteri, özel mülkiyet, devlet mülkiyeti ve başka mülkiyet biçimlerinin aynı anda varlığı… Bunlar Küba’da da var ve yeni Anayasa’da tanımlandı.

Yabancı yatırım da Küba için yeni değil. Şu sıra yasal düzenlemelerle yapmaya çalıştığımız bir yandan daha fazla yabancı yatırımın gelmesinin zeminini hazırlarken, diğer yandan bu yatırımların ülkenin ekonomik çerçevesinde doğru rolü oynadıklarından emin olmak. 

Belki daha tartışmalı olan başlık, Küba’da küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerinden özel sektörün giderek artan bir ağırlığa sahip olması. Çok uzun yıllar özel şirketlerin olmadığı bir noktada durduk, ama Morlote’nin dediği gibi, koşullar bizi konjonktürel ve taktik adımlar atmak zorunda bıraktı. 

Küba’da eskiden “kendi hesabına çalışanlar” vardı (çalışanı olmayan, kendi hesabına çalışan küçük esnaf—Y.G.). Marx buna “basit ticari üreticiler” derdi. Küba’da bunlar vardı, ama ülkenin ekonomik koşulları, yasal çerçevesi olmamasına rağmen, bu kendi hesabına çalışanların ufak gruplar halinde bir araya gelmesini tetikledi. Dolayısıyla, aslında devletin yaptığı, bu fiili durumu ekonomik, gerçek bir olgu olarak tanımak ve buna hem tanımlayıcı hem düzenleyici yasal çerçeveler kazandırmak oldu.

Mini, küçük ve orta ölçekli işletmeler tarifi böyle ortaya çıktı. Ama şunu da söylemem lazım: Bunların tümü özel sektör değil. Devlet şirketleri de aynı yasal çerçeveden faydalanıyor. Mesela ben kişisel olarak bu yasa çıktığında, devlet şirketleri açısından sağlayacağı avantajlar nedeniyle çok sevindim. Devlet girişimlerinin de çok sayıda ve daha rekabetçi iştirakler kurmalarının yolu açıldı. İşi doğru yaptığında büyüyebilecek devlet şirketi girişimlerine zemin yaratıldı. 

Bu küçük ve orta ölçekli işletmelerin özel sektöre ait kısmı, gerçekten de sürekli bir tartışma konusu. Özel sektöre her alan açılması, kaçınılmaz olarak eşitsizliğin artması olarak görünüyor. Özel sektöre her zaman belli düzeyde ayrımcılık ve sömürü atfediliyor, Küba Devrimi de uzun yıllar bunlara karşı mücadele etti. 

Bu yüzden şu an en önemli mesele, bu şirketlere yasal çerçeve sunulurken, aynı zamanda devletin sosyal ve ekonomik politikalarına uygun bir rol oynamalarını sağlayacak düzenleyici çerçeveyi de oturtmak. Ama bu elbette özel sektörde belli bir sermaye birikimiyle sonuçlanıyor. Bu da polemik konusu oluyor haliyle.

Şimdi. Her şey yolunda gitti mi? Her şey yolunda gitmedi. Dediğimiz gibi, her zaman eleştirel bir mantıkla, atılan bu ilk adımlar sürekli yeniden düzenlendi. Fakat amaç bunları ortadan kaldırmak olmadı. Bazen kimi adımlarımız böyle yorumlanıyor, bunlara alan açtık, şimdi hepsini kapatacağız diye. Hayır. Yasalara uydukları, mali sorumluluklarını yerine getirdikleri sürece bu şirketler varlıklarını sürdürüyor. 

Velhasıl, Küba’nın kendi karakteristik özelliklerine uygun bir özel sektörün gelişimiyle, ülkenin ekonomik doğrultusu arasında uyum sağlamaya çalışıyoruz. Küba’nın karakteristiklerine uygun diyorum, çünkü geçmiş sosyalizm deneyimlerinde de benzer denemeler yapıldı ama Küba onlara kıyasla çok daha küçük bir ekonomi. Bu da Küba’nın bir diğer özgüllüğü.

Küba’da iki medeniyet modeli karşı karşıya. Biri egoizm temelli. Ekonomik, sosyal, politik, tüm alanlara egoizm çerçevesinden bakıyor. Diğeri dayanışma temelli, insanların, ülkelerin kolektif çıkarlarını öne çıkarıyor. 

Sonuçta bu karşı karşıya gelişlerin kaçınılmaz olduğu bir geçiş sürecindeyiz. Burada bana kalırsa kritik mesele, bu özel sektörün, Küba’da sosyalizmin gelişimi sürecine katkı sağlayacak bir role sahip olmasının yolunu bulmak. 

Bu da bizi başka bir meseleye getiriyor: Devlet sektörünü, devlet şirketlerini nasıl güçlendireceğiz? Bir diğer başlık, ülkenin makroekonomik durumunda istikrar sağlanması. Bu da çok karmaşık bir mesele. Yüksek enflasyon var Küba’da, son aylarda biraz daha kontrol altına alınmış olsa da. Belli makroekonomik göstergelerde iyi durumda değiliz. Devlet, hükümet ve parti, bu alanda istikrar sağlamaya yönelik politikalar geliştirmeye çalışıyor. 

Bizi, Küba’yı diğer devletlerden ayıran ne? Başka yerlerde makroekonomik istikrarı sağlamak kolay. Ayarlama yaparsın, bütçeyi kısarsın, bütçe açığını düşürmeye başlarsın, halkı da bir kenara bırakırsın, eldeki kısıtlı kaynakla ne yapacaklarıyla ilgilenmezsin. Çünkü makroekonomik istikrarı sağlamak için şok terapileri her zaman toplumsal dengede adaletsizlikle sonuçlanır. 

Ama bu mantığı biz kabullenemeyiz. İnsanların hayatlarını yok etmeden, fiyatları artırmadan, ücretleri düşürmeden nasıl istikrar sağlayacaksın? Bu çok zor. İşte Küba, topluma olabilecek en az fatura çıkacak şekilde bunu sağlamanın yolunu bulmaya çalışıyor. 

Biz nereden kısalım? Eğitimden mi kısacağız? Küba Devrimi bunu asla yapmaz. Sağlığı özelleştirmez. Sosyal güvenlik sistemini terk edemeyiz. 

Demek ki kaynak bulmamız lazım. Ve ABD’nin yanı başındayken, bir yandan da sürekli gözlerimizi açık tutmamız lazım. 

Küba ekonomisi bu zorluklarla karşı kaşıya. Ve abluka, özellikle finansal açıdan bize çok pahalıya patlıyor. Bizim gibi bir ülke için dövize erişimin kısıtlanması, hem kredi hem finansal işlemler açısından uluslararası bankalara erişimin kısıtlanması çok büyük maliyet demek. 

Biz ilke olarak asla IMF’ye veya Dünya Bankası’na gidip dilenmeyiz. Bazen bize “Küba madem bu kadar çaresiz durumda, niye gidip IMF veya Dünya Bankası’ndan borç istemiyor” diyenler oluyor. Birincisi, çaresiz değiliz. İkincisi, bu kurumların kuruluşunda biz de olmamıza rağmen, gidip bunlardan para dilenmeyiz. 

Küba ekonomisinde temel meselelerimiz bunlar. Çözüm bulmamız, yaratıcı, yenilikçi olmamız lazım. Oluyoruz da. Mesela solunum cihazlarından bahsettik. Bir grup genç mühendis kendi cihazlarımızı geliştirdiler, yakın zamanda piyasaya da çıktı bunlar. Ve işte bu, tam yukarıda bahsettiğim gibi, devlete ait bir küçük orta ölçekli işletmeydi. Kâr etmeye başladılar, bunlar çok önemli.

Ayuban Gutiérrez Quintanilla

Yiğit Günay: Madem konu yaratıcılığa, yenilikçiliğe geldi, bununla bağlantılı bir soruyla bitirelim. Covid sırasında Küba’nın kendi geliştirdiği aşılardan konuştuk. Küba’nın biyoteknoloji alanına yaptığı büyük yatırımın, aslında 1980’lerdeki nesnelliğe dayanıyordu. Menenjit salgını vardı, aşısı yoktu, Küba kendi aşısını üretti. Fidel bu noktada çok büyük bir olanak gördü. Küba doğal kaynakları sınırlı, ama yüksek eğitim düzeyine sahip insani kaynakları çok geniş bir ülkeydi. Bu gibi alanlarda yatırım yapılabileceğini ve rekabet edilebileceğini gördü. Benim merak ettiğim şu. Küba’da mecliste, üniversitelerde, başka alanlarda, yapay zeka teknolojisinin sunduğu olanaklara dair benzer bir tartışma yürüyor mu? Gündeme girdi mi, belli yaklaşımlar var mı? Elbette, bugünkü dünya düzeninde her teknoloji en fazla uluslararası tekellere hizmet ediyor. Ama Küba’nın da burada kendine bir yol bulabileceği fikrinde misiniz?

Ayuban Gutiérrez Quintanilla (Havana Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi): Küba otuz yıldan uzun süredir yapay zeka alanında çalışıyor. Ama mesele şu ki, bunu çok teorik bir çerçeveden yapıyoruz. Çünkü veri işleme altyapımız, işlem kapasitemiz, diyelim Google gibi arama motoru tekellerinin elindeki olanaklarla kıyaslandığında çok kısıtlı. Bu tekellerin kullandıkları veri toplama ve işleme teknolojilerine Küba’nın erişim şansı yok. 

Yine de yıllardır yapay zeka çalışmaları sürüyor Küba’da. Üniversiteden bahsediyorum bunu söylerken. Ama birçok şirketin ve devletin yaptığı yatırımlar boyutunda değil çalışmalarımız. 

Biyoteknoloji alanındaki yatırımlarımız, çok özgül koşullarda başladı ve serpildi. Bugün bir ürünün veya bir fikrin nüfuz etme ve yayılma hızı, 80’li yıllara kıyasla çok daha yüksek. 80’lerde bir boşluk bulup girmeniz çok daha mümkündü. Bugünün dünyasının hızı, teknoloji alanında bu tip boşluklar bulup doldurmayı çok daha zor hale getiriyor. 

Elbette her ülkenin egemenliğini koruması için teknolojinin belli alanlarında da egemenlik sahibi olması gerek. Burada farklı ülkelerin üniversiteleriyle işbirliği ağları kurmanın da önemi var. Bizim durumumuzda Asya ülkeleri, Çin, Rusya gibi… 

Yapay zeka teknolojisinde önemli ilerlemeler sağlanabilir. Bizim çok yetkin teknik insanlarımız var. Bazıları bu alanda çalışıyor, bazılarıysa kolaylıkla bu alana geçiş yapabilecek yetkinlikte. 

Sen teknoloji konusunu açmışken, ben de kısaca bir başlığa değinmek istiyorum: Planlama. Kaynakların kullanımının devlet tarafından planlanması ülkenin gelişiminde çok gerekli. Büyük kaynakları, belli bir sektörde yoğunlaştırabilirsiniz böylece. Bunu piyasa çerçevesinde yapmak çok zordur. 

Mariana Mazzucato isimli bir akademisyenin bir kitabı var, öneririm, “Girişimci Devlet” adında. Bu kitapta, aslında bakılırsa özel sektörün kamudan daha az girişimci olduğuna dair epey veri var. Örneğin burada ampirik olarak bir akıllı telefonu oluşturan parçaların yüzde 70’inin devlet tarafından finanse edildiğini ortaya koyuyor. 

Niye böyle? Çok anlaşılır bir sebebi var. Teknolojiye yatırım yapmanın riski o kadar yüksek ki, özel girişimci bundan kaçınıyor. Oysa bir devlet şirketi bu riske farklı yaklaşabiliyor. Bu da Fidel’in az önce bahsettiğimiz vizyonunun bir tamamlayıcısı. Dünyada biyoteknoloji alanında bir boşluk olduğunu gördü. Aslında daha da öncesinde, “Küba bir doktorlar ülkesi olacak” dediğinde de bu geçerliydi. Daha devrimin ilk yıllarında, bizim gibi küçük, doğal kaynakları kısıtlı, bizim coğrafi koşullarımıza sahip bir ülkenin yalnızca tarıma, turizme, madenciliğe yaslanamayacağını, insana yaslanabileceğini tespit etti. 

Biraz da bu yüzden Kübalılar çok yaratıcı insanlar. Küba’da yaşayan herkes, Kübalıların yaratıcılık kapasitesini bilir. Fidel tüm bunları kavradı ve yalnızca Küba halkı için değil, dünya halkları açısından da ilaçların bir gereksinim olduğunu ve Küba’nın bunu karşılayabileceğini gördü. Morlote’nin dediği gibi, Küba’yı insanlık için silah değil, ilaç üreten bir ülke olarak konumlandırdı.

Yiğit Günay: Çok konuştuk. Bitirmeden önce, Türkiye’deki Küba dostlarına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Luis Morlote Rivas (Milletvekili, Merkez Komite İdeoloji Departmanı): Öncelikle, Küba Devrimi’nin yaşayacağına, genç kuşakların devrimin devamlılığını sağlayacağına, şartlar ne kadar zor olursa olsun 1959’un mirası devrime ihanet etmeyeceğine güvenin. 

Ayrıca, yalnızca Küba’yla dayanışmada aktif rol alan yoldaşlarımıza değil, milyonlarca Küba dostuna teşekkür etmeliyiz. Çoklar. Türkiye’de sokakta yürürken, bir yere girdiğimizde, Kübalı olduğumuzu öğrenir öğrenmez “Fidel”, “devrim”, “Che Guevara” diyorlar, Küba Devrimi’nin dünyaya mal olmuş amblemlerini gösteriyorlar. Bu yüzden sonsuz teşekkürlerimizi dile getirmek isterim. Coğrafi olarak bunca uzak ülkeler, kültürel olarak bunca uzak ülkeler… Ama burada geçirdiğimiz birkaç günde bile, biraz derine inince, iki ülkenin tarihinde, kültüründe, yaşam biçiminde birçok benzerlik olduğunu fark ediyorsunuz. Dil farkından dolayı iletişim kurmak zor, ama bir Kübalı’yla bir Türkiyeli bir kucaklaşmayla, bir gülücükle kolaylıkla birbirlerine bağlanabiliyor. 

Ayrıca, ekonomik olanakları elverdiği ölçüde, Küba’yı görmelerini, yaşamalarını çok isterim. Yankilerin abluka politikasının temel hedeflerinden biri, halklar arasındaki bağı kırmak, Küba’nın ziyaret edilmesini engellemek. Kendi vatandaşlarına yasak kıldılar mesela, cezası var. Niye? Bir ABD’li Küba’ya gelir gelmez komünist olacağından değil ki, böyle bir şey yok. Küba gerçekliğini, Küba halkının asaletini, katılımcı bir toplumsal projeyi savunmamızın arkasındaki sebepleri görmemeleri, mütevazı, sevgi dolu, elindekini paylaşmasını bilen bir halkla tanışmamaları için. 

Adamızın halkı eskiden beri dayanışmacıydı. Ama bu değerleri esas güçlendiren devrim oldu. Küba’yı herkes tanısın, görsün, yaşasın isteriz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.