Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Küba: Abluka altında sosyalist kuruluş

'Küba Devrimi, toplumunun örgütlülüğüne dayanarak ve kriz anlarında yaratıcı çözümler geliştirerek önemli aşamalar kat etmiştir.'

Sinan Odabaşı

Yayın Tarihi: 10.03.2023 , 09:07 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Bu yazı Dayanışma Meclisi'nin yayını Dayanışma Forumu'nun 7. sayısında yayınlanmıştır.

Her yılın ilk günü yıldönümü kutlanan Küba Devrimi 64 yılını tamamlamış oldu. Karayipler’deki bu ada ülkesindeki siyasi ve ekonomik sistemin günlerinin sayılır olduğu düşüncesinin yerleşiklik kazandığı 1990’lı yılların üzerinden de epeyce zaman geçti. Belki de hep tekrarlanan o soru üzerinde yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir. Nasıl oluyor da Küba, değil sosyalist kuruluşun sosyal devletin dahi esamesinin okunmadığı dünyada, yanı başındaki imparatorluğun stratejik istikrarsızlaştırma girişimlerine ve diğer sorunlarına rağmen ayakta kalmayı başarıyor?

Yaratıcılık, ilkelere bağlılık ve örgütlülük

Geçtiğimiz Kasım ayında bir yurt dışı gezisi kapsamında Türkiye’yi de ziyaret eden Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, “yaratıcılık” terimini öne çıkararak bir anlamda bu soruya yanıt vermişti. Belki bunun yanına, ilkelere bağlılık ve örgütlülüğün de eklenmesi uygun olacaktır. 

Tarih, sosyalist kuruluş süreçlerinin, emperyalizmin dayattığı ekonomik izolasyon koşulları altında gerçekleşeceğini göstermektedir. Hatta Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, özellikle gelişmekte olan ülkeler için “kapitalist olmayan yol”, “Afrika sosyalizmi”, “21. Yüzyıl Sosyalizmi” gibi çeşitli karma ekonomi modelleri için de elverişli koşulların varlığından söz etmek oldukça güçtür. Emperyalist sistem, kapitalist üretim ve bölüşüm mekanizmalarını bütünüyle karşısına almayan bu girişimlere de çeşitli yöntemlerle saldırmaktadır. Bu anlamda, hizaya sokulmak istenen ülkelerin karşılaşacağı ekonomik izolasyonun kapsamı ve ölçeği değişkenlik gösterebilmektedir. Bazı ülkeler, emperyalist merkeze uzaklık gibi coğrafi nitelikler nedeniyle bundan daha az etkilenebilirken, bazıları, bir abluka karakterine bürünmüş yaptırımlarla karşılaşabilir. Ekonomik yaptırımlara, bazı durumlarda, siyasi izolasyon da eşlik edebilmektedir. Ayrıca, böylesi yaptırımların hafiflediği ya da ağırlaştığı dönemler olabilir.

Küba ise, 1959 Devrimi’nden bu yana, bütün bu olasılıkların en şiddetlisini yaşamıştır. Daha 1960’lı yılların başlangıcında, Avrupa Konseyi’nin muadili denilebilecek olan Amerikan Devletleri Örgütü’nden çıkarılmış, uzun on yıllar boyunca, Meksika ve Kanada istisnaları haricinde, kendi kıtasındaki uluslararası ilişkilerden izole edilmiştir. Devrim, ilk dönemlerindeki ekonomik ve sosyal politikalarını yaşama geçirmesi için gereken maddi kaynaklara, Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerle oluşturabildiği avantajlı ticaret sayesinde ulaşabilmişti. Dolayısıyla, Küba’nın tüm uluslararası ticaretinin çeşitli hesaplamalara göre %80-85’lik diliminin Sovyetler Birliği’yle birlikte ortadan kalkması, ülkelerin ancak uzun savaş yıllarında deneyimlediğine benzer şiddette bir darbe etkisi yaratmıştır. Belki de bu nedenle “Barış Zamanında Özel Dönem” olarak adlandırılan 1990’lı yıllardaki bu krizde sosyalist yönetimin yanıtlaması gereken temel somut soru, modern tarihi boyunca şeker üretimine bağımlı olan ülkenin, bu en önemli gelir kaleminin yerine neyi ya da neleri koyacağı ve ekonomik ve sosyal kalkınmasını hangi kaynaklarla sürdüreceğiydi. 

Özel dönemin dayattığı yaratıcılık

Bu sorunun göz önündeki yanıtı, ülkenin turizm yatırımlarını artırması ve bu sektörün iyi bir yılda yaklaşık 2 milyon turist ağırlayacak kapasiteye ulaşmasıdır. Ancak Küba’yı daha yakından gözlemleyenler, bu boşluğun çok daha çeşitli yöntemlerle doldurulmaya çalışıldığını görecektir. Bunlardan bir tanesi, halk sağlığında uluslararası işbirliği ve dayanışmadan biyoteknolojik gelişmelere kadar sağlığın hemen tüm alanında yapılan atılımlardır. Ülkenin COVID-19 virüsüne karşı kendi aşısını geliştirebilmesini sağlayan araştırma merkezleri, laboratuvarlar ve diğer yatırımlar, Özel Dönem’in en yakıcı yıllarında, hemen her tür ürün ve hammaddede ciddi yoksunlukların olduğu bir zaman aralığında gerçekleştirilmiştir. Ülkenin yetiştirdiği sağlık ordusu, kapitalist Batı merkezleri dışında yer alan dost ülkelerle yapılan anlaşmalar sonucunda dünyanın birçok bölgesinde hizmet vermeye başlamıştır. Küba buradan ekonomik bir gelir elde ettiği gibi, uluslararası prestijini artırmakta ve siyasi ve ekonomik izolasyonun etkilerini de hafifletmektedir. Benzer biçimde, Küba’nın doğal afet sonrası yardımlar ve sağlık hizmetlerinin oluşturulmasında edindiği deneyimi gelişmekte olan ülkelerle paylaşması da ülkenin uluslararası prestijini yüksek tutmaktadır. Her yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, ABD ve İsrail haricindeki hemen her ülkenin ABD ablukasının kalkması yönünde oy kullanmasında bu prestijin önemi büyüktür. Bir başka örnek, 2000’li yıllarda Chavez’in seçim başarılarında Kübalı sağlık ordusunun yoksul mahallelerdeki çalışmalarının doğrudan katkıda bulunmasıdır. Bu katkının seçim sonuçlarına hangi oranda yansıdığını tespit etmek güç olsa da petrol kaynaklarına sahip bu önemli müttefikinin iş başında kalmış olmasının Küba ekonomisine katkıları aşikardır.

Bir başka yaratıcılık örneği tarım sektöründe sergilenmiştir. 1990’lı yıllara kadar yaşanmayan benzin arzı sorunları, Sovyetler Birliği’nden avantajlı fiyatlarda yapılan petrol ithalatının sonlanmasıyla kıtlık seviyesine ulaşmıştı ve benzer bir durum gübre temini açısından da geçerliydi. Bu koşullarda Küba, kentlerdeki atıl arazileri tarım sahalarına dönüştürmeye başlamış ve bu sahalarda endüstriyel gübre yerine alternatif organik gübreye dayanan tarım faaliyetlerine ağırlık vermiştir. Önceleri kendiliğinden ve küçük bahçelerde gelişen kent tarımı uygulamalarının ölçeği giderek büyümüş, elde edilen ürünlerin değerlendirilmesi de aile içi tüketimden okul, hastane gibi kamu kuruluşlarına yapılan satışlara kadar genişlemiştir. Tarımın, nüfusun yoğun olduğu kent merkezleri yakınlarında gelişmeye başlaması, tedarik zincirinin kısalmasını ve nakliye için kullanılan yakıt ihtiyacının azalmasını da sağlamıştır. Bu durum, Küba’nın, BM verileriyle yüksek insani gelişme endeksinde yer alanlar arasında oransal olarak en az karbon salımında bulunan ülkelerden birisi olmasına da yardımcı olmuştur. Kısacası, zorunlulukların dayatmasıyla geliştirilen yaratıcı çözümler hem ülkenin gıda güvenliğine hem de çevresel sürdürülebilirliğine olumlu etkide bulunmuştur.

ABD’nin müdahale girişimleri

ABD ablukasını sıradan ekonomik yaptırımlardan ayıran en önemli olgu, bunun bir rejim değişikliği amacıyla, devrimin ilk günlerinden itibaren katı biçimde uygulanması ve üçüncü ülkelerle yürütülen ticareti de hedef almasıdır. Zaten bu nedenle Kübalılar tarafından abluka olarak adlandırılmaktadır.

ABD’nin Küba’da rejim değişikliği hedefinden vazgeçmemesi, ülkedeki demokratik işleyişi de gölgede bırakmaktadır. Bu hedefe ulaşmanın bir ayağını ülkenin uluslararası ticaret ve siyasetten yalıtılması oluşturuyorsa, diğer ayağını ülkedeki siyasi iktidarın, ABD hegemonyasındaki kapitalist sisteme geri dönecek bir karşı devrimle değiştirilmesi için gerçekleştirilen girişimler oluşturmaktadır. Bu doğrultuda ABD, altmış yıl boyunca çok çeşitli yöntemlere başvurmuştur. Latin Amerika ve gelişmekte olan diğer ülkelerdeki pratikleriyle uyumlu olarak askeri işgal (Domuzlar Körfezi Çıkarması) ve siyasi liderliği alaşağı etme (Fidel Castro’ya düzenlenen suikast girişimleri) taktikleri, ilk yıllarda ağırlık verilen konvansiyonel saldırılardır. Bu girişimlerin sonuçsuz kalmasından sonra geliştirilen Operation Mongoose planında da öngörüldüğü üzere, ülkenin şeker hasadının başarısızlığa uğratılması gibi hedeflerle ekonomik sabotajlar gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. 1990’lı yıllarda, ülkenin turizme ağırlık vermeye başlamasıyla, bu sektörü hedef alan çeşitli terör saldırıları yaşanırken, bu saldırılarla Miami ve çevresinde yoğunlaşan devrim karşıtı gruplar arasında ilişki olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, Küba ekonomisinin özel zorluklar yaşadığı 1990’lı yıllarda ve küresel ekonomik sorunlarla da bağlı olarak çeşitli güçlüklerin yaşandığı COVID-19 Pandemisi öncesi ve sonrası dönemde birçok yeni yaptırımın getirilmesi de Küba’yı istikrarsızlaştırma girişimlerindeki fırsatçılığı göstermektedir.

ABD, bütün bu farklı yöntemleri geliştirirken, bir yandan da her zaman ülkede devrim karşıtı siyasi oluşumların oluşturulması ya da güçlendirilmesi amacıyla maddi ve mali kaynak aktarımından ve eğitim ve benzeri faaliyetlerden geri kalmamıştır. Hatta, ABD Kongresi tutanaklarında, bu amaçlar için federal bütçeden ayrılan ödeneklerin miktarı ve işlevi üzerine milletvekilleri ve senatörler arasında yürütülen tartışmalara rastlamak da mümkündür. Dolayısıyla bunlar, suikast ve ekonomik sabotaj girişimlerinin aksine, açıktan yürütülen ve ABD resmi makamları tarafından da savunulan yöntemlerdir.

Siyasi katılım ve örgütlülük

Bu baskılar, belirli dönemsel rahatlamaların dışında ve özellikle de 1990’lı yıllardan beri, ülkenin neredeyse sürekli bir acil durum ya da olağanüstü hâl koşullarında yaşamasını beraberinde getirirken, Küba’da kayda değer doğrudan demokrasi pratikleri de yürütülmektedir. 2011 yılında, küçük özel işletmelerde ücretli işçi çalıştırılmasının kapsamını genişleten yeni İş Kanunu, sendikalar, Çalışma Bakanlığı ve diğer ilgili kurumların on beş yıla yayılan tartışmalarının sonucunda yürürlüğe girmişti. 2019 Anayasası öncesinde gerçekleştirilen ve taslak metinde irili ufaklı değişikliklere yol açan halk katılım toplantıları ve son olarak, ülkenin medeni hukukunda önemli değişiklikler getiren ve yine referandumla kabul edilen Aile Kanunu hazırlık sürecinde yaygın biçimde yürütülen halk toplantıları, son dönemde dikkat çeken doğrudan demokrasi pratikleri arasındadır. Yine 2019 Anayasası’yla yapılan değişikliklerle, yarışmacı seçimlerle belirlenen yerel yöneticilerin ülkenin siyasi yönetimini oluşturan yerel meclisler ve ulusal meclisteki ağırlığının artırılmış olması da bu tabloya eklenebilir.

Doğrudan siyasi katılım için halk toplantıları ya da benzeri yöntemlerin kendiliğinden gelişen süreçler olmadığını da vurgulamak gerekir. Bu toplantılar, aslında Küba toplumunun örgütlülüğünün bir yansıması olmaktadır ve arkasında kurumsal bir birikim bulunmaktadır. Bu kurumsallaşmada Komünist Parti’nin siyasi liderliği belirleyicidir. Bununla birlikte, toplumun, kitle örgütleri aracılığıyla karar alma ya da yasama süreçlerine katılımı bu kurumsallaşmayı karakterize etmektedir. Küba’da hemen herkes, devrimin ilk yıllarında ABD’den kaynaklanan işgal ve karşı devrim girişimlerine karşı oluşturulan Devrimi Savunma Komiteleri’ne ya da bir işçi sendikasına, öğrenci örgütüne, kadın örgütüne ve benzeri kuruluşlara üyedir. Liberal siyaset bilimi yaklaşımları, tek bir siyasi partinin liderliğinde şekillenen rejimlerde böylesi kitle örgütlerinin toplumsal kontrol amaçlı olduğunu ve siyasi yönetim merkezlerinde alınan kararların bu örgütler aracılığıyla topluma kabul ettirildiğini söylerken, devlet-toplum ilişkisini yalnızca yukarıdan aşağıya bir hiyerarşik düzen olarak ele alır. Küba toplumunda, ABD tarafından desteklenen karşı devrimci fikirlerin yaygınlaşamaması ve rejim değişikliği girişimlerinin boşa düşmesinde, gerçekten de bu örgütlülüğün önemli payı vardır. Bununla birlikte, liberal yaklaşımların göz ardı ettiği olgu, yukarıda aktarılan örneklerden de görülebileceği üzere, halkın kitle örgütleri aracılığıyla ülkenin yönetimine ilişkin alınan kararlara doğrudan katılmasıdır. Bu aynı zamanda, Küba’daki toplum-siyaset ilişkisinin, kapitalist ülkelerin liberal ya da otoriter demokrasilerinde seçimlerin biçimselliğine sıkışan ilişkiden daha farklı bir bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.

Devrim ilkelerine bağlılık

Yaratıcılık, stres altında ve sınırlı imkanlarla yaşamsal sorunların aşılması için kuşkusuz yararlı bir yetenektir. Bu çabanın toplum düzeyinde gerçekleştirilmesinin de belirli bir örgütlenmenin var olmasına bağlı olacağı açıktır. Bütün bunları bir arada tutan harç ise devrimin ilkelerine bağlılık olmaktadır.

Küba Devrimi, daha başlangıç aşamasındayken, toplumun maddi koşullarının sürekli olarak geliştirilmesine odaklanmıştır; hatta belki de alamet-i farikası budur ve bu ısrarını tüm zorlu koşullara rağmen sürdürmesi hem ülke içinde hem de uluslararası toplumdaki prestijini sağlamıştır. Örneğin, devrim ilk yıllarından beri halk sağlığının geliştirilmesine, bu amaçla yürütülen aşılama kampanyalarına ve önleyici sağlık hizmetlerine öncelik vermiştir. Ancak bunu, çok zorlu koşullar altında yapmıştır. Uzun yıllardır gelişmiş ülkeler seviyesinde sağlık göstergelerinin yakalanmasını sağlayan sağlık sisteminin ilk adımları, 1959 yılında devrimci güçlerin iktidara gelmesi üzerine, ülkedeki tek tıp fakültesinin öğretim üyelerinin yarısının yurt dışına gittiği koşullarda atılmıştır. Ülkede çok ciddi benzin ve enerji kaynağı kıtlığının yaşandığı 1990’lı yıllarda, kriz zamanlarında kapitalist ülkelerde görmeye alıştığımız üzere sağlık ve eğitime ayrılan bütçeler kısılmadığı gibi artırılmıştır. Küba Devrimi, bu zorlu anlarında, uluslararası dayanışmadan da taviz vermemiştir. Çernobil felaketi nedeniyle ciddi hastalıklara yakalanan çocukların tedavi gördüğü klinik, Özel Dönemin en ağır yıllarında faaliyetini sürdürmüştür.

Aslında, Birleşmiş Milletler’in kalkınma ve yoksulluk konulu konferanslarında ve belgelerinde sıklıkla vurgulanan ancak çoğu zaman kağıt üzerinde kalan bir ilkenin, no one left behind (kimse arkada kalmayacak), Küba’da yaşama geçirildiğini söylemek mümkündür. Küba bunu yaparken, sınırlı maddi ve mali kaynaklarını büyük bir özenle ve ilkeleri doğrultusunda kullanmaktadır. Örneğin ülkede, yapı malzemelerinin bulunmasında sıkıntılar yaşanması olağan bir durumdur. Bu sıkıntı, yeni evlerin yapılmasında ya da tadilatlarda gecikmelere yol açabilmektedir. Buna karşın, Küba’da oturduğu eve sahip olma oranları geçmişin sosyalist ülkelerinin geleneğinde de görüldüğü gibi oldukça yüksektir ve ülke, Amerika kıtasında ciddi seviyelerde seyreden evsizlik sorunundan azadedir. Küba’da toplumun geniş kesimlerinin sisteme bağlılığının sürmesini sağlayan temel unsur, devlet yönetimi ve yöneticilerinin devrimin kurucu ilkelerine büyük ölçüde bağlı kalmasıdır.

Sonuç olarak Küba Devrimi, başlangıç ilkelerinden vazgeçmeyerek, bunu sosyal ve maddi koşulları sürekli olarak geliştirilmeye çalışılan toplumunun örgütlülüğüne dayanarak ve kriz anlarında yaratıcı çözümler geliştirerek önemli aşamalar kat etmiştir. Emperyalizm koşullarında sosyalist kuruluşu hedefleyen her toplumun bu öyküyü nesnel biçimde değerlendirmesi ve doğru çıkarımları yapması hayatidir.

DOSYA

fidel

Küba Devrimi

1 Ocak 1959'da Fidel ve arkadaşları Küba'da iktidara geldi. Devrimin yıldönümünde, devrimle ilgili yazılarımızı paylaşıyoruz.

Bir devrimin hikayesi: Küba...İnsanı afallatan bir hikaye: Küba DevrimiFidel Castro ve devrim kavramı: 25 yıl sonra bir bakışsoL, Fidel’in ülkesini anlatıyor: Yeni nesil görev başında

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.