Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Krizi fırsata çevirmeye çalışırken yaşanan kriz: Erdoğan’ın AB çıkışı ne anlama geliyor?

Trump'ın salvoları ve Avrupa ülkelerinden asker çekme kararı, Ukrayna-Rusya savaşı ve İran savaşının Avrupa’yı her açıdan zorlayan yeni açmazları tetiklediği ortada. İşte Erdoğan’ın dünkü çıkışı, Yaşar Güler’in yaptığı öneri ve ABD basınında işlenen tezler kaynağını buradan alıyor.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 05.05.2026 , 11:54

Trump’ın NATO üyesi ülkeleri ve özellikle Avrupa Birliği’ni aşağılayan açıklamaları, vergi tarifesi sopası, güvenlik başlığında Avrupa’nın kendi başının çaresine bakması yönündeki çıkışları uzun süredir Avrupa’da farklı tartışmaları tetikliyor.

Bu tartışmaların başındaysa "Avrupa’nın ABD’den tamamen kopmadan kendi güvenlik mimarisini sağlamlaştırması" geliyor.

Bunun nasıl mümkün olacağına dair tartışmalarda son dönemde sıklıkla Türkiye’nin adı anılır durumda.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki; Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin" sözleri, bu sözlerin ardından dile getirdiği "Türkiye bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız bir ortaktır" düzeltmesi de son dönemdeki tartışmalardan ve eğilimlerden bağımsız değil.

AKP’nin ve patronların hamlesi: Bize muhtaçsınız…

Avrupa’nın içine sürüklendiği boşluğu, açmazı ve krizi iyi gören AKP iktidarı ve patronlar, Avrupa Birliği kartını, bu kez tersinden açmış durumdalar:

“Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacından daha fazladır. Yarın bu ihtiyaç daha da artacaktır. Ya Türkiye’nin büyüyen gücünü ve küresel ağırlığını, Birliğin darboğazdan çıkışı için bir fırsat olarak görecekler. Ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa’nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler.”

Erdoğan’ın dünkü kabine toplantısı sonrası dile getirdiği bu çıkış, aslında bir süredir pişiriliyordu.

AB’nin ABD karşısında son dönemde üst üste yediği tokatlar, Ukrayna-Rusya savaşında yaşanan sıkışma, Grönland başlığı, NATO gerilimleri, Avrupa’yı bir çıkış arayışına itmiş durumda.

AKP iktidarı ve patronlar bu çıkış arayışında Türkiye’nin önemli bir boşluğu doldurabileceği kanısıyla dünkü çıkışı net bir formül olarak masaya sunmuş oldu.

AKP yeni rollere hazır

Ankara’da Temmuz ayında düzenlenecek NATO zirvesi öncesi yapılan bir hazırlık toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in açıklamaları, Erdoğan’ın çıkışı ve son tartışmalarla birlikte ele alındığında ortada bir plan olduğunu da gösteriyor.

Güler’in bu çıkışı, AKP’nin Avrupa’daki açmazla ilgili yeni rollere ne kadar hazır olduğunun da işareti:

“Zirvede Avrupa Birliği'nin, başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO'yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği'ni bu yaklaşımının Avrupa'nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD'nin Avrupa'da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Gerçek şu ki, Türkiye güçlü savunma yetenekleri ve sanayisiyle Avrupa'nın güvenliğine ve savunmasına daha da fazla katkı sağlayabilir. Avrupalı pek çok dostumuzun bunun farkında olduğunu biliyor diğerlerinin de bunu çok iyi analiz edeceğini ve makul bir yaklaşım sergileyeceklerini düşünüyoruz."

ABD’den de benzer mesajlar geliyor

Geçen yıl Mart ayında Amerikan basınına yansıyan haberlerde Trump'ın talimatı doğrultusunda NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin önde gelen Avrupalı hükümet başkanlarıyla gayrıresmi görüşmelerde Türkiye'yle ilişkileri yakınlaştırmaları telkininde bulunduğu kaydedilmişti.

ABD merkezli The National Interest’te geçtiğimiz günlerde yayımlanan Jett James Pruitt imzalı makale, tam da bu konuya odaklanıyor.

Avrupa'nın ABD kaynaklı belirsizliklere karşı Türkiye ile savunma ortaklığını güçlendirmek zorunda kalacağını vurgulayan Pruitt, Avrupa güvenliği için mevcut savunma mimarisinin yetersiz kaldığına işaret edip, çubuğu Türkiye’ye doğru büküyor.

Türkiye’nin diplomatik esnekliğinin ve savunma kapasitesinin Avrupa için önemli olduğuna değinilen analizde, Türkiye’nin en önemli silahlarından birinin de insansız hava aracı üretimi olduğuna işaret ediliyor. Burada AB’nin drone savunma duvarı gündeminin tüm gözleri Türkiye’ye çevirdiğine de işaret ediliyor.

Aynı makalede, Erdoğan’ın çıkışına benzer şekilde şu ifadeye yer veriliyor:

“NATO ve AB artık Türkiye'yi sadece teğet geçen bir ortak olarak değil, kıta güvenliği için vazgeçilmez bir aktör olarak görüyor. Bu nedenle Brüksel, Londra, Paris ve Berlin; Washington'ın Kasım 2028'deki bir sonraki ABD başkanlık seçimlerinden önce NATO ittifakından çekilmesi veya buradaki varlığını azaltması durumunda, kıtanın askeri mimarisini yeniden yapılandırmak için giderek daha fazla Ankara'nın kapısını çalabilir.”

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin verdiği bir mülakatta, Avrupa'nın Türkiye ve Ukrayna olmadan Rusya ile kesinlikle boy ölçüşemeyeceği yönündeki çıkışı da bu kapsamda değerlendirilen bir diğer çıkış olmuştu.

AB ülkeleri Türkiye'de patronların en geniş ağlara sahip olduğu ülkeler aynı zamanda. Türkiye’nin sadece bu yılın ilk dört ayında Avrupa Birliği’ne ihracatı 35 milyar doları aşmış durumda.

Avrupa’da durum ne?

ABD Başkanı Trump’ın salvoları malum.

Bu salvolar uzun süredir AB içinde bir endişeye neden olmuş durumda.

Bu endişeden çıkışın sadece ABD seçimlerinde Demokratlara tutunmaya çalışmakla olmayacağını gören aktörler, yol arayışında.

Bu kapsamda Avrupa Siyasi Topluluğu'nun Erivan’da düzenlediği son zirve dikkat çekici oldu.

Kanada'nın da katıldığı toplantıda uzun süredir konuşulan bir konu gündemdeydi, Avrupa'nın NATO'daki rolünün güçlendirilmesi.

Erivan'daki zirveye Türkiye adına Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz katıldı

Bu konuda ABD ile açılacak mesafeye karşı uzun süredir daha temkinli bir pozisyon alan Almanya’nın da olası boşluklara karşı adım atmaya diğer AB ülkeleri tarafından ikna edildiği ifade ediliyordu.

Zirve de bunun teyidi niteliğinde oldu.

Beni durduracak tek şey kendi ahlakım, uluslararası hukuka ihtiyacım yok” diyen Trump’a karşı zirvede Avrupa’nın NATO içindeki gücünü artırma teması sık sık işlendi. “Avrupalılar kaderlerini kendi ellerine alıyor" diyen Macron bu süreçten umutlu görünürken, ortada ciddi bir güç ve kaynak sorunu bulunuyor.

Ukrayna savaşı ve İran savaşının Avrupa’yı bu açıdan çok daha fazla zorlayan yeni bir açmazı tetiklediği ortada.

İşte Erdoğan’ın dünkü çıkışı, Yaşar Güler’in yaptığı öneri ve ABD basınında işlenen tezler, kaynağını buradan alıyor.

 

AKP’nin de AB’nin de sorunsuz bir yol haritası yok

Hem ABD’nin hem de AB’nin birbirlerinden tümden kopmak üzere olduğu iddiası tamamıyla temelsiz olsa da ortada ciddi bir kriz olduğu gerçek.

Bu tablo Türkiye ve AB cephesinde kapıda büyük bir uyumun ve ortaklığın belirdiği şeklinde yorumlansa da bunun da çok kolay olmayacağı ortada.

Burada giderek daha da büyüme hevesinde olan Türkiye sermaye sınıfının ve AKP’nin kafasındaki plan “kazan-kazan”, ancak AB, Türkiye gibi bir aktörün merkeze yerleştiği bir gelecek projeksiyonunu içinde bulunduğu tıkanmaya rağmen kabullenmiş değil. Burada Türkiye’den yararlanılacak ancak merkeze çekileceği yolu kapatacak formüllerin gündeme gelmesi olası. İşin AB kısmındaki sorunlar çok daha karmaşık ve belki de başka bir haberin konusu.

Türkiye’de ise düzen cephesinde bir süredir dikkat çeken bir tartışma yaşanıyor.

Bu tartışmada düzen adına önerilen iki yolun da gelip bağlandığı yer “Yeni Osmanlıcı”, genişleyen, yayılan bir Türkiye’yken, bunun yol haritası konusunda Bahçeli’nin “TRÇ” önerisi ve tam boy Amerikancılık arasında gerilim hatları belirmiş durumda.

Bu gerilim hatlarını AKP’nin nasıl yöneteceği MHP’nin son dönemdeki pozisyonu da düşünüldüğünde belirsizliğini koruyor.

Öte yandan tüm bu tartışmaların bir de halk boyutu var. Türkiye’nin AKP iktidarı ve patronlar tarafından içine sürüklendiği yol, halka daha fazla yoksulluk, ucuz iş gücü olma ve sefalet dışında bir seçenek sunmuyor. AB’li ya da AB’siz büyük Türkiye hayalinin merkezinde tam olarak patronlar ve onların siyasi temsilcilerinin kazandığı bir tablo bulunuyor. Dolayısıyla düğümün çözüleceği nokta ne ABD-AB gerilimi ne de TRÇ-Batı tartışmaları… Ortada tüm bu aktörlerin ayağını bastığı zeminde yeşeren derin bir yoksulluk ve bu yoksullukla artan bir kriz var. Patlamanın diğer noktada değil tam bu hatta olması, tüm dengelerin halk lehine değişmesine neden olabilir, esas mesele bunun olup olmayacağı…

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.