Breadcrumb
Avrupa'nın büyük sefaleti: Aşağılanmanın sonu yok…
Yayın Tarihi: 23.01.2026 , 14:15 Güncelleme Tarihi: 15.04.2026 , 12:21
“Danimarka ve Grönland'ı Rusya kaynaklı tehditlerden koruyacağız. Danimarka, Grönland ve Amerika Birleşik Devletleri arasında işbirliği görüşmeleri yapacağız.”
Düzen siyasetinden figürlerin insan aklına hakaret eden türlü açıklamalarına tanık oluyoruz; ancak bu, kesinlikle bambaşka bir seviye.
Grönland’ı Rus tehdidine karşı korumaya kararlı olduklarını söyleyen isim Almanya Başbakanı Merz.
Ancak ortada gerçekten bir tuhaflık var.
“Beni durduracak tek şey kendi ahlakım, uluslararası hukuka ihtiyacım yok” diyen, "Grönland’a ihtiyacım var ve bu buz parçasını ya zorla ya da parasıyla alacağım" diyen kişi Rusya Devlet Başkanı Putin değil, Merz’in biricik müttefiki Donald Trump.
Merz, Avrupa’nın içine düştüğü sefaleti herkesin gözünün içine sokan bu eşsiz pozisyonda yalnız değil.
Buraya geleceğiz ama önce Merz’in bu açıklamasını hangi atmosferde yaptığına ilişkin bir ufak parantez açalım.
Trump, ABD’nin “benim olacak” dediği adaya “sansasyonel” şekilde asker gönderme kararı alan ülkeleri (Fransa 15, Almanya 13, İsveç 3, Norveç ve Finlandiya 2’şer asker gönderdi), son zamanlarda büyük bir ustalıkla kullandığı silahla terbiye etme yoluna gitmiş, ilgili ülkelere ek yüzde 10 vergi uygulama kararı almıştı.

Yani Merz, bu sözleri Trump’ın parayla terbiye etme tokatından hemen sonra dile getirdi.
Bu karar sonrası ne oldu peki?
Almanya'nın NATO müttefiki olan Danimarka’nın ada topraklarına gönderdiği askerlerini, 44 saatin ardından geri çektiği ortaya çıktı.
Tanımlı bir görevleri vardı, bitti ve döndülerden ibaret bir tabloyla değil, ötesinde bir tuhaflıkla karşıyayız.
Ve yukarıda işaret etmiştik, Merz bu tuhaflıkta yalnız değil diye.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’yle devam edelim...
Macron, Trump'ın son zamanlarda bulduğu her fırsatta alay ettiği liderlerin başında geliyor.
Ancak iş alay etmeyi de geçerek artık ifşa boyutuna varmış durumda.
Davos zirvesine katılmadan hemen önce bir paylaşım yapan Trump, Emmanuel Macron ve Mark Rutte'nin kendisine gönderdiği özel mesajları sosyal medya hesabından ifşalıyordu.
Bu mesajlardan birinde Macron’un Trump’a, "Dostum, Suriye konusunda tamamen aynı fikirdeyiz. İran konusunda harika şeyler yapabiliriz. Grönland konusunda ne yaptığını anlamıyorum. Harika şeyler yapmaya çalışalım. Perşembe öğleden sonra Davos'un ardından Paris'te bir G7 toplantısı düzenleyebilirim. Ukraynalıları, Danimarkalıları, Suriyelileri ve Rusları da davet edebilirim. Perşembe günü, sen ABD'ye dönmeden önce Paris'te birlikte akşam yemeği yiyelim" dediğini görmüştük.
Rutte ise, “Sayın Başkan, sevgili Donald, bugün Suriye'de başardığınız şey inanılmaz. Davos'taki medya etkinliklerimi, orada, Gazze'de ve Ukrayna'da yaptığınız çalışmaları öne çıkarmak için kullanacağım. Grönland konusunda bir çözüm yolu bulmaya kararlıyım. Sizinle görüşmek için sabırsızlanıyorum" diyordu.

Avrupa’nın ve NATO’nun içine düştüğü sefaleti anlamak için daha fazlasına ihtiyaç var mı bilinmez.
ABD’nin tek tek her ülkede yaptığı haydutluğa, örneğin bir ülkenin devlet başkanını kaçırma adımına sessizce destek veren medeniyetin beşiği Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı başladığında Dostoyevski kitapları yasaklıyor, Rus müziğini hedef alıyordu.
Grönland konusunda ise iş artık öyle bir noktaya geldi ki, NATO Genel Sekreteri Rutte, Trump’a ada pazarlamaya çıktı adeta. Adada tamamen ABD kontrolünde alanlar yaratma ve birçok kaynağa ABD’nin erişimini garanti altına almaya çalışan Rutte, çözüm olarak bunu önermiş durumda. Üstelik bununla dahi Trump'ı tatmin edebilmiş değiller.
Ancak Avrupa’nın içine düştüğü derin sefalet, bununla da sınırlı değil.
“Pragmatik olmak pasif kalmak anlamına gelmez; ortaklık kurmak ise ilkelerimizden vazgeçmek değildir.”
“Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkimiz sadece güvenliğimiz için değil, ülkemizdeki insanların bel bağladığı refah ve istikrar için de hayati önem taşımaktadır.”
Bu iki cümle İngiltere Başbakanı Starmer’e ait.
Starmer, yüzde 10'luk gümrük vergisi tehdidinin İngiltere’deki aileleri, işçileri ve işletmeleri doğrudan vuracağını söylüyor, ABD'nin istihbarat paylaşımı ve nükleer caydırıcılık konusundaki rolünün "bir kenara atılamayacak kadar önemli" olduğunu vurguluyordu aynı konuşmada.
"Pragmatik olmak pasif kalmak anlamına gelmez" diyen Starmer'in 3 Ocak’ta Venezuela’ya yapılan haydutça saldırıdan iki gün sonra neler söylediğini hatırlayalım mı hep birlikte?
Starmer, konuk olduğu televizyon programında, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının ardından Putin'i kınadığını hatırlatan sunucunun "ABD şimdi de egemen bir devlet olan Venezuela'ya saldırdı. Trump'ı da kınayacak mısınız?" sorusuyla karşılaşmış ve sadece “Başkan Trump ile konuşmam gerekiyor. Ömür boyu uluslararası hukukun savunucusu oldum. Ama maalesef tüm gerçeklere sahip değiliz. Bunları sonuçlandırdıktan sonra tavrımızı net bir şekilde ortaya koyarız" diyebilmişti.
Operasyonun, daha doğrusu haydutluğun, kullanılan “gizli silahların” dahi kimi ayrıntıları Starmer’in dediği üzere ortaya çıktı ama ondan tek bir kelime gelmedi, hiç de şaşırtıcı olmayan şekilde.
Ortada bir tuhaflık mı var?
Örneklerin sayısını artırmak, Avrupa’nın içine düştüğü sefaletin başka unsurlarını paylaşmak elbette mümkün.
Şimdilik Almanya, Fransa ve İngiltere liderlerinin içine düştüğü tabloyu aktarmakla yetinelim ve soruyu bir kez daha soralım: Ortada bir tuhaflık mı var?
Yıllarca ABD ile birlikte tüm dünyada işçi sınıfının iktidar mücadelesinin karşısına dikilen üç emperyalist ülkenin bugün içinde bulunduğu durumda da, aldıkları yüz kızartan pozisyonda da aslında hiçbir tuhaflık yok.
Üç lider de temsil ettikleri patron sınıfının ve düzenin en “nadide” örneklerini sunuyor.
Yıllarca bu emperyalist merkezlerin “değerlerini” özgürlük, demokrasi etiketi altında tüm dünyaya pazarlayan düzenin o parlak pulları bugün bazen bir adada, bazen uzak bir Latin Amerika ülkesinde, bazen de yanı başımızda Suriye’de ve İran’da tel tel dökülüyor; en çok da Filistin’de.
Şimdi bu döküntünün karşısında, tüm dünyada yeniden eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin, adlı adınca işçi sınıfının ve devrimin değerleriyle dikilme zamanı. Vakit kaybetmeden.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.