Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Katliamlar, çalınan topraklar, provakasyonlar: Batı Şeria'da ne oluyor?

Batı Şeria'daki asıl niyetini artık gizleme gereği dahi duymayan İsrail, uluslararası kamuoyunun göstermelik kınamaları eşliğinde Filistinlilere yönelik saldırganlığını yeni bir boyuta taşıyor. Askerleriyle ve üniformasız militanlarıyla Batı Şeria'da savaş zemini yaratmaya çabalan Tel Aviv neyin peşinde?

Batı Şeria'da silahlı güçler tarafından korunan İsrailli yerleşimciler.

Yalçın Cuğ

Yayın Tarihi: 28.07.2026 , 15:19

Bir sabah, dedelerinizden miras kalan araziye, yıllarca dişinizden tırnağınızdan artırarak inşa ettiğiniz evin, içindeki tüm hatıralarla birlikte askeri bir iş makinesiyle yerle bir edildiğini düşünün.

Ya da acil müdahaleye ihtiyaç duyan bir yakınınızı taşıyan ambulansın, silahlı askerler tarafından kontrol noktasında bilinçli ve sistematik bir şekilde saatlerce alıkonulduğunu...

Veya hayal edin: Tek geçim kaynağınız olan zeytin ağaçlarınızın tek tek sökülüşünü izlediğinizi, gecenin bir saati kapınıza dayanıp ölüm tehditleri savuranları dinlerken yaşayacağınız korkuyu...

Hatta sokakta kendi halinizde yürürken bir anda karga tulumba gözaltına alınıp yıllarca tutsak edildiğinizi, işkencelere maruz kaldığınızı, öldürüldüğünüzü...

Aşağılanmayı, hor görülmeyi, küçük düşürülmeyi...

Bunlar karanlık bir distopyanın senaryosu değil. İşgal altındaki Batı Şeria'daki milyonlarca Filistinlinin sıradan bir günde yaşadığı veya yaşayacaklarının sadece ufak birer kesiti.

Bir yandan Gazze Şeridi'ni insansızlaştırma politikasına devam eden İsrail, diğer yandan Batı Şeria'daki asıl niyetini artık gizleme gereği dahi duymuyor. Uluslararası kamuoyunun göstermelik kınamaları eşliğinde Filistinlilere yönelik saldırganlığını yeni bir boyuta taşıyan siyonist rejim, askerleriyle ve üniformasız militanlarıyla Batı Şeria'da "savaş" zemini yaratmaya çabalıyor.

Amaç açık: İşgali derinleştirmek, Batı Şeria'yı yaşanmaz hale getirmek ve nihai bir ilhaka giden yolda direnenleri "terörist" ilan edip yok etmek.

Peki, bu strateji sahada nasıl işliyor? Batı Şeria'da ne oluyor?

Bir bahane olarak Tel provokasyonu: 'Artık Batı Şeria'da da konuşmanın zamanı geldi'

Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılar radikalleşti.

İsrail ordusunun bu dönemde işgal altındaki Batı Şeria'da Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerle işbirliği halinde tırmandırdığı gerilim, 1182 Filistinlinin ölümüne, yaklaşık 13 bin kişinin yaralanmasına, 24 bine yakın kişinin gözaltına alınmasına ve 33 bin kişinin zorla yerinden edilmesine yol açtı.

Ancak bu tırmanış, son zamanlarda hızla ivmelendi. İsrail çeşitli bahanelerle Batı Şeria'daki evleri yıkmaya, gözaltı sayılarını artırmaya, düzenlediği baskınları şiddetlendirmeye başladı.

İsrail ordusu ve İsrailli yerleşimcilerin 24 Temmuz'da Nablus'a bağlı Tel beldesinde kurguladığı provokasyon ise bu "bahane üretme" stratejisinin en net örneği oldu. Asker korumasında bölgeye saldıran yerleşimcilere karşı direnen Filistinlilerin kendilerini savunması sonucu yaşanan arbedede dört Filistinli katledildi, iki İsrail askeri ise öldü.

Bu olay, bizzat aşırı sağcı İsrail hükümeti tarafından bulunmaz bir nimet olarak görüldü.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Batı Şeria'daki Filistin kent ve köylerinin Gazze Şeridi'nde İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Beyt Hanun gibi yerle bir edilmesi çağrısında bulundu.

Ben-Gvir, Başbakan Binyamin Netanyahu ve İsrail ordusu yetkililerinden bölgedeki Filistinlilerin "evlerinin havadan ve D9 buldozerleriyle dümdüz edilmesini" isteyeceğini ifade etti ve şöyle dedi:

"Ortadoğu'da konuşulan dil budur ve bunu Gazze'de nasıl konuştuysak, artık Batı Şeria'da da konuşmanın zamanı gelmiştir" 

İsrail kabinesinin bir diğer aşırı sağcı ismi Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise gasbedilen Filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşim yerlerinin İsrail'in "koruyucu duvarı" olduğunu öne sürerek İsrail ordusunun Filistinlilere sert saldırılarda bulunması çağrısını yaptı.

Tel beldesine düzenlenen saldırıda katledilen Filistinliler. 

Netanyahu'dan karar: Filistinlilerin hayatı daha da zorlaştırılsın

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dökülen kanın hemen ardından Batı Şeria'daki kaçak Yahudi yerleşim birimlerinin tanınması ve yenilerinin kurulması sürecinin hızlandırılması talimatını verdi. Tel Aviv'in planı basitti: Önce saldır, sonra direnişi bahane edip gaspı yasallaştır. 

Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından yapılan ortak açıklamada, Batı Şeria'daki işgali derinleştirecek ve Filistinlilerin yaşamını daha da zorlaştıracak bir dizi karar bildirildi.

Batı Şeria'daki kaçak yerleşim birimlerinin tanınması ve yenilerinin kurulması sürecinin hızlandırılması talimatını veren Netanyahu, bölge genelinde İsrail birliklerinin takviye edilmesini istedi.

Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin Tel beldesi yakınlarına gelmesiyle başlayan olaya karışan bir Filistinlinin evinin yıkılması emrini veren Netanyahu, bölgedeki Filistinlilerin İsrail nezdindeki çalışma izinlerinin iptal edilmesini de istedi. 

İsrailli yerleşimciler ve Filistinlilerin kullandığı trafik ve kontrol noktalarının ayrılması işgali derinleştirecek kararlar arasında yer aldı.

'Bizi üçüncü intifadaya doğru itiyorlar'

Nitekim bu provokasyon İsrail'de de tartışmalara neden oldu.

İsrailli muhalif lider Yair Golan, Netanyahu ve hükümetinin Batı Şeria'yı kasıtlı olarak İsrail'in güvenliğini tehlikeye atan bir "barut fıçısına" çevirdiğini itiraf etmek zorunda kaldı.

İsrail Meclisi (Knesset) Üyesi Gilad Kariv ise durumu daha net özetledi: 

"İsrail'de bizi kasıtlı olarak üçüncü bir intifadaya doğru iten bir grup var. Netanyahu bunu siyasi nedenlerle yapıyor. Smotrich de bunu kendi planının bir parçası olduğu için yapıyor. Görevimiz bu çılgınlığı durdurmak ve daha fazla kan dökülmesini ve can kaybını önlemektir." 

Birinci İntifada (1987-1993), Filistin halkının İsrail işgaline karşı sapan ve taşlarla başlattığı, Oslo Anlaşmaları ile sona eren kitlesel bir sivil itaatsizlik süreciydi. Dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un provokatif Mescid-i Aksa ziyaretiyle başlayan İkinci İntifada (2000-2005) ise yerini silahlı çatışmalara ve İsrail ordusunun geniş çaplı askeri katliamlarına bıraktı.

Üniformasız ordunun bilançosu: 86 cinayet, çalınan topraklar, sökülen ağaçlar...

İsrail'in "sivil" kıyafetli teröristleri olan yerleşimciler ise hükümetten aldıkları bu siyasi cesaretle Batı Şeria'yı adeta ateşe veriyor. Devletin zirvesinden "her tepeyi ele geçirin" felsefesiyle fonlanan bu haydut sürüsünün son bir haftadaki ve 2026'nın ilk yarısındaki sicili, işlenen suçların faturasını açıkça ortaya koyuyor:

  • İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'daki saldırıları, 2026'nın ilk yarısında önceki döneme göre yüzde 63 artış göstererek 660'a yükseldi.
  • Yılın başından bu yana 21'i doğrudan yerleşimciler tarafından olmak üzere toplam 86 Filistinli öldürüldü.
  • Tel'deki olayın ardından geçen sadece birkaç günde, Batı Şeria'da sekiz yeni kaçak yerleşim yeri daha kuruldu.
  • Nablus'un Kusra beldesinde inşası süren Rahmet Camisi ateşe verildi, duvarlarına "Kanlı intikam" gibi çeşitli ölüm tehditleri yazıldı. 
  • Yüzlerce zeytin ağacı söküldü, birçok tarım arazisine araçlarla girilerek mahsule zarar verildi.

'Gazzeleştirme' planı iş başında

Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese'nin de vurguladığı gibi, silahlı İsrailliler Filistinlilere karşı ölümcül saldırılarını artırırken, İsrailli liderler de açıkça Batı Şeria'nın "Gazzeleştirilmesinden" bahsediyor.  

Bir yandan kaçak yerleşimler mantar gibi çoğalırken, diğer yandan C Bölgesi'ndeki "ruhsatsız yapı" kılıfıyla Filistinlilerin evleri başlarına yıkılıyor. 

Kudüs, Ramallah, El Halil, Cenin ve Beytüllahim'de Filistinlilere ait onlarca ev, tarım tesisi ve ağıl, İsrail ordusunun iş makineleri tarafından yerle bir ediliyor. Vahşet öyle bir noktaya vardı ki; Nablus'taki İhtisas Hastanesi'ne baskın yapıp acil servisteki sağlık çalışanlarına silah doğrultularak yere yatırıldı, askeri kontrol noktalarında ambulansların hareketi kısıtlanarak diyaliz hastaları dahi ölüme terk ediliyor.

Batı Şeria'da saldırılarını sürdüren İsrail, Nablus'un Tel beldesine yönelik baskınlarında onlarca Filistinliyi gözaltına aldı.

Cılız mesajlar, oldubittiler ve gerçekler

Birleşmiş Milletler ardı ardına açıklamalar yapıp "derin endişe" duyduğunu yineliyor ve "failler hesap vermeli" çağrıları yapıyor. Avrupa Birliği ise taraflara "kışkırtıcı söylemlerden kaçınma" gibi suya sabuna dokunmayan mesajlar veriyor. Ancak İsrail, uluslararası toplumun bu cılız açıklamalarından değil, yarattığı "oldubittilerden" güç alıyor. 

İsrail devleti; Batı Şeria'yı parça parça yutmak, Filistinlileri göçe zorlamak ve hegemonyasını pekiştirmek için bölgeyi kasten bir savaş alanına çeviriyor.

Çünkü İsrail işgali altındaki Filistin topraklarında bulunan tüm Yahudi yerleşim birimleri halihazırda uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul ediliyor.

Bunların çoğu İsrail makamlarının planlamasıyla yapılırken, daha küçük olan bazıları Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler tarafından kaçak olarak kuruluyor.

İsrail makamları, Batı Şeria'da Filistinlilerin toprakları üzerine kurulan bu kaçak yerleşim birimlerini "yasal" kabul etmese de destek veriyor, bunlara kendi kanunları nezdinde resmiyet kazandırarak yerleşim birimlerini genişletmeye devam ediyor.

İsrail'in yıkım, kundaklama ve saldırı politikaları ise özellikle Batı Şeria'nın "C Bölgesi"nde meydana geliyor. Peki ya bu durum tesadüf mü?

Elbette hayır. Bu durum 1993 Oslo Anlaşmaları'nın yarattığı çarpık statükonun doğrudan bir sonucu. Söz konusu anlaşma ile Batı Şeria A, B ve C olmak üzere üç bölgeye ayrıldı. 

Batı Şeria'nın yüzde 18'ini A Bölgesi, yüzde 22'sini ise B Bölgesi oluşturuyor. Bu bölgede yaklaşık 3 milyon Filistinli yaşarken, bölgelerin sivil idaresi Filistin Devleti'nde bulunuyor. Asıl kriz ise Batı Şeria'nın yüzde 60'ını oluşturan C Bölgesi'nde düğümleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca bu bölgenin kontrolünün ilerleyen yıllarda tamamen Filistin Yönetimi'ne devredilmesi gerekiyordu. 

Fakat bu devir hiçbir zaman gerçekleşmedi. İsrail, 300 bin Filistinlinin yaşadığı bu geniş coğrafyada güvenlik, planlama ve inşaat dahil tüm idari kontrolü elinde tutuyor. Böylece C Bölgesi'ndeki neredeyse tüm Filistin inşaatları "yasadışı" ilan ediliyor ve ev yıkımlarına, topraksızlaştırma politikalarına adeta kılıf uyduruluyor. Bu nedenle ev yıkımlarının ve saldırıların büyük çoğunluğu bu bölgede meydana geliyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri ve özel haberlerimizi kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.