Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Kağıtta vakıf, aslında şirket: Patronların üniversitelerinde neler oluyor?

Patronların insafına bırakılan vakıf üniversitelerinde yaz tatiliyle birlikte yeni bir kıyımın düğmesine basıldı. Onlarca öğretim üyesinin işine son verildiği İstanbul Aydın Üniversitesi ile bir açılıp bir kapanan Bilgi Üniversitesi'nden akademisyenler kampüslerdeki saldırının arka planını soL'a anlattı.

Emre Alım

Yayın Tarihi: 09.08.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 09.08.2026 , 01:13

Yukarıdaki fotoğraf 1967 yılında çekildi.

Arkada yarısı görünen pankartta “Özel okullar devletleştirilmelidir” yazıyor.

Bu taleple İstanbul’dan yola çıkan devrimci öğrenciler 441 kilometre yürüdü, yol boyunca tüm il ve ilçelerde mitingler düzenledi, köylerde konuşmalar yaptı, 13 günün sonunda Ankara’ya vardı.

Yürüyüş amacına ulaştı, özel yüksekokullar kapatıldı veya devlet akademilerine dönüştürüldü. 

Patronlar 12 Eylül'le birlikte yeniden güç buldu. Özel üniversiteler darbenin ardından bu defa “vakıf” adıyla kuruldu. Vakıf üniversiteleri 40 yıl sonra bugün de kapatılıyor. Kimi kısım kısım kimiyse tümden. Hatta vazgeçilip birkaç gün içinde yeniden açılan da var.

Fakat kararı verenler bu kez devrimci öğrenciler değil, bizzat okulların sahibi olan patronlar veya AKP iktidarı. Haliyle motivasyon da farklı. Niyetleri üniversitenin devlet tarafından idare edilip kamu için var olması değil. Tek hedefleri üniversitenin kâr etmesi ya da zarar etmeyerek vergi kaçırma işlevini sürdürmesi.

Vakıf üniversitelerinde yaz tasfiyesi

Akademiyi hedef alan son saldırı dalgası içinden geçtiğimiz yaz günlerinde yaşanıyor.

Eğitim yılı biter bitmez vakıf üniversitelerinde toplu işten çıkarmalar başladı.

İstanbul Aydın, Maltepe, Beykent, Atlas, Arel, Yeni Yüzyıl, Gelişim ve Bilgi Üniversitesi’nde 100'den fazla akademisyenin işine son verildi. Sadece son iki yılda işten çıkarılan akademisyen sayısının 500'ü aştığı tahmin ediliyor.

Üniversiteler “daralmaya gidiyoruz”, “kadro fazlaydı”, “zaten sözleşmeniz bitmişti” gibi bahanelere sığınıyor. Akademisyenler ise kadroların gelir-gider hesaplarına göre daraltıldığını söylüyor.

Kâr getirmeyen bölümü gözden çıkardılar

Bunun en açık örneği İstanbul Aydın Üniversitesi’nde yaşandı.

Başta sosyal bilimler olmak üzere birçok bölümden çok sayıda akademisyen toplu olarak işten çıkarıldı. Kısa süre sonra daha kârlı bölümler için yeni kadro ilanları açıldı.

Patronların Ensesindeyiz Ağı bünyesinde bir araya gelen akademisyenler haklarını alabilmek için harekete geçti, üniversite önünden ses yükseltti ve hukuki süreç başlattı.

İşine son verilen akademisyenlerden biri de Müzik Öğretmenliği programında görev yapan Ulaş Özer. soL'a konuşan Özer, üniversitedeki tasfiye döngüsünü şu sözlerle özetledi:

"Her yıl sınavlar bittikten sonra üniversite birilerini işten çıkarıyor. Bu sene birçok arkadaşımızla yan yana gelmeyi başarabildik. Aslında olan şu: Üniversite belli alanları kârlı, belli alanları görece daha az kârlı ya da zarar eden şeklinde sınıflandırıyor. Bunun sonucunda fakülte ve bölümlerden eleman çıkarıyor. Diyelim ki bir bölümde 5 kişi var ve bu bölüm yeterince kârlı değil. Biz bu 5 kişinin yaptığı işi 3 kişiyle de yapabiliriz diyorlar."

Ulaş Özer'in hesabı kısa sürede doğrulandı. İstanbul Aydın Üniversitesi, neredeyse işten çıkardığı kadar yeni akademisyen alacağını duyurdu. 

l1
İstanbul Aydın Üniversitesi, sanki onlarca emekçiyi haklarını ödemeden kapı önüne koyan kendileri değilmiş gibi “akademik kadromuzu büyütüyoruz” diye ilan vermekten çekinmedi.

'Tamamen patron şımarıklığı'

Personel azaltılan ve artırılan bölümlerin farklı olduğuna dikkat çeken Özer, "Kendilerince kârlı olan bölümlere kadro aktarıyorlar" dedi.

Nitekim vakıf üniversitelerinin işleyişi de bu mantığa dayanıyor. Vergi kaçırmak veya kamuoyu nezdinde itibarını makyajlamak isteyen sermaye grupları, bir vakıf üniversitesi kuruyor ya da satın alıyor. Üniversitenin bu işlevini sürdürebilmesi için sık sık giderlerde kesintiye gidiliyor. Getirisi düşük bölümler ya kapatılıyor ya da daraltılıyor.

Son yıllarda öğrenci sayısı düşen vakıf üniversiteleri, az tercih edilen bölümleri "masraf kalemi" olarak görüyor.

İşten çıkarılan akademisyenler bir de hak gaspıyla karşı karşıya. Üniversite yönetimi tarafından hukuksuz anlaşmalar dayatıldığını aktaran Özer, şu ifadeleri kullandı:

"Zaten hakkımız olan, üniversitenin ödemek zorunda olduğu kıdem tazminatı, ihbar tazminatı gibi başlıklar pazarlık konusu haline getirilmeye çalışılıyor. Sunulan anlaşmayı imzalamayanlara ödeme yapılmıyor ve mahkeme yolu gösteriliyor. Mahkeme 1-2 yıl içinde sonuçlanana dek ödeyecekleri paranın değerini kaybedeceğini biliyorlar. Tamamen bir patron şımarıklığı söz konusu."

Adı vakıf, işi şirket

Aslında kanunen vakıf üniversitelerinden kazanç sağlamak mümkün değil. Vakıf Yüksek Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 28. maddesi şöyle diyor:

“Vakıflar kendilerine kazanç sağlamak amacı ile yükseköğretim kurumu kuramazlar. Kurmuş oldukları yükseköğretim kurumundan herhangi bir surette gelir, kazanç ve hak elde edemezler.”

Ancak uygulama farklı. Vakıf üniversiteleri doğrudan olmasa da dolaylı olarak kâr etmeye uygun. 

Üniversitenin yemekhane, güvenlik, temizlik, inşaat, teknoloji altyapısı ve yayıncılık gibi ihtiyaçları mütevelli heyeti üyelerinin veya yakınlarının sahip olduğu özel şirketlerden temin ediliyor. Bu tedarikçi şirketler üzerinden kâr elde edilebiliyor.

Kampüs binaları, yurtlar veya arazi genellikle kurucu vakfa ya da kurucuların gayrimenkul şirketlerine ait oluyor. Üniversite bu mülkleri yüksek kira bedelleriyle kullanarak patronlarına düzenli nakit akışı sağlıyor.

Özellikle tıp fakültesi bulunan vakıf üniversitelerinde hastaneler başlı başına bir finansman kaynağı oluyor.

Fakat bunlar bir noktada teferruat. Çünkü vakıf statüsünün kendisi patronlar için oldukça önemli bir kapıyı aralıyor.

Vakıf statüsünde olduğu için özel üniversitelere aktarılan kaynaklar eğitime yapılan yatırım veya bağış sayılıyor. Bu da çeşitli vergi muafiyetleri, indirimler ve kamu desteklerini beraberinde getiriyor.

Holdinglerin elde ettiği kârlar normal şartlar altında kurumlar vergisine tabi olacakken, bir kısmı vakıf üniversitelerine aktarılarak şirketlerin kurumlar vergisi matrahından düşülüyor.

Kara para, kayyım, kıyım

Bu yöntemle vergiden kaçınmak kadar kara para aklamak da mümkün. Can Holding örneği bunun en taze ispatı.

AKP içerisinde büyüyen kavga Can Holding’e uzanmış, on milyarlarca lirayı akladığı tespit edilen şirketle birlikte bağlantılı olduğu Bilgi Üniversitesi de TMSF’ye devredilmişti.

İşlevi gereği TMSF’nin bir süre sonra üniversiteyi satması bekleniyordu. Ani bir kararla üniversite 22 Mayıs’ta AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla kapatıldı ama 3 gün sonra yeniden açıldı.

Öğrenciler ve akademisyenler Bilgi Üniversitesi'nin kapısına kilit vurulmasına boyun eğmedi, günlerce direndi.

Akademisyeninden öğrencisine tüm üniversite o günden bu yana diken üstünde.  

Akıbeti belirsiz olan okulda neredeyse her gün yeni bir karara imza atılıyor.

Üniversitede 21 yıldır görev yapan Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Bilmez, dönem ortasında haksızca işten çıkarıldı.

Önümüzdeki akademik yılda Tarih, Sosyoloji, Spor Yöneticiliği, Genetik ve Biyomühendislik ile İş Sağlığı ve Güvenliği programlarına yeni öğrenci alınmayacağı duyuruldu.

soL’a konuşan Bilgi Üniversitesi'nden bir akademisyen, kampüste yaşanan değişimi şöyle anlattı:

“Kampüste aylardır yoğun bir yenileme ve onarım faaliyeti var. Binaların içi, kaldırımlar yenileniyor, her köşeye yeni lambalar ve kameralar yerleştiriliyor, sayısı görünür biçimde artan güvenlik görevlilerinin altına elektrikli scooter veriliyor. Üniversite yönetimi göründüğü kadarıyla bunlara para harcamayı tercih ediyor. Ve tabii bir de üniversite tercih dönemi için reklam panolarına. Sanırım kaygıları ‘müşteri çekmek’. Üniversiteye dair ufukları da imajdan ibaret.”

Bilgi Üniversitesi neye hazırlanıyor?

Yeni öğrenci almayan bölümler kapatılacak mı? Hummalı çalışmaların sürdüğü üniversite satışa mı hazırlanıyor? Kampüsün taşınması mümkün mü? Bu defa üniversitenin kapısına kalıcı olarak kilit vurulabilir mi?

Yanıtlar belirsiz ama yaşananlardan çıkarılacak ders net. Sözü tüm sürece tanıklık eden akademisyene bırakalım:

“Kapatılma, satış, taşınma, bölüm kontenjanları gibi birçok konuda ortada sayısız dedikodu dolaşıyor. Bunların ne kadarı hayal ürünü, ne kadarı ön hazırlık, ne kadarı pazarlık kozu, ne kadarı gerçek bilemiyoruz.

Dünkü Can Holding rezaletleriyle yarın için elitler düzeyinde dönen bilemediğimiz hesaplar iç içe girmiş durumda olmalı. Köklü eğitim kurumlarının bu konularla anılması bana kalırsa utanç verici.

Bugün Bilgi'nin başına gelenler ileride bir eğitim kurumunu piyasacı bakış açısıyla yönetmeye çalışmanın tutarsızlıklarını gösteren bir örnek olarak okutulacaktır.”

Dünden bugüne

1967’de, devrimci öğrenciler Ankara’ya yürürken çeşitli engelleme girişimleriyle de karşılaştı. Özel okul patronları adına bu vazifeyi yerine getirenlerin başında o dönem kanlı provokasyonlara imza atan Bugün Gazetesi yer alıyordu.

Kıdemli gerici Mehmet Şevket Eygi, yürüyüş boyunca gazetede kaleme aldığı yazı dizisinde, “Özel okullar yürüyüşünün arkasında komünizmin çirkin yüzünün göründüğünü” söylüyordu.

Eygi’nin sözleri tesadüf değildi. Kendisi 1959’dan itibaren Özel Harp Dairesi’nde Fethullah Gülen ile birlikte "komünizmle mücadele faaliyetleri" için bizzat görevlendirilmişti.

Nitekim Eygi’nin temsil ettiği akıl iktidara geldiğinde hırsla kamu mallarını yağmaladı, piyasayı eğitim dahil her alana soktu.

60 yıl önce Eygi’lere rağmen üniversitelerde patronların hesaplarını yerle bir edenler, bugün de görev başında.

Patronların Ensesindeyiz Ağı’nda örgütlenen eğitim emekçileri, bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyor:

“İstanbul Aydın Üniversitesi’nde yaşananlar münferit değildir. Bu tablo vakıf üniversitelerini birer ‘ticarethaneye’, akademisyenleri ise ‘ucuz iş gücüne’ dönüştüren sermaye düzeninin çıplak bir fotoğrafıdır. Haklarımızı gasp edenlerin, bilimi tüccar zihniyetine kurban edenlerin ensesinde olmaya davet ediyoruz!”

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.