Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

İmamoğlu-Koç operasyonu: Mesaj mı, tehdit mi?

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmaya bugün ilginç bir ek yapıldı. Soruşturma kapsamında Koç Holding'e bağlı Divan Otel’in genel müdürü Murat Tomruk, şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırıldı. Bu çağrı, Koç grubuna hem tehdit hem de bir mesaj olarak değerlendiriliyor. Peki, gerçekten neler oluyor?

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 20.10.2025 , 12:25 Güncelleme Tarihi: 20.10.2025 , 17:42

AKP iktidarında en çok kazananlar listesinin açık ara ilk sırasında yer alan Koç Holding, bir operasyona mı konu olacak?

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmaya bugün Koç Grubu’ndan “düşük profilli” de olsa bir ismin eklenmesi hemen akıllara bu soruyu getirdi.

Ancak Türkiye’de Koç Grubu'nun herhangi bir iktidar tarafından cepheden hedef alınması, düzenin kendi “bekası” için eğer “intihar noktasına gelinmediyse” pek de olası görünmüyor.

Bu nedenle atılan bu son adımın İmamoğlu başlığında güçlü bir mesaj olduğu iddiası güç kazandırken, akıllara operasyon öncesi ve sonrasındaki Koç-İmamoğlu ilişkileri geliyor.

Gelin kısaca o sürece ve AKP'nin bu başlıktaki süreklileşmiş hamlelerine hep birlikte göz atalım.

İBB seçimi öncesi ilk işareti Sabah verdi

Tartışmalar aslında İBB seçimleri öncesine dayanıyor.

İmamoğlu’nun Koç Grubu tarafından aday olarak öne çıkarıldığı iddiaları ilk olarak yandaş basın tarafından gündeme sokulmuştu.

Bu konuda ilk işareti veren isim Sabah yazarı Dilek Güngör olmuş, Koç’un isteğiyle İmamoğlu’nun aday yapıldığı iddia edilmişti.

2018 Aralık’ındaki yazıda şöyle diyordu Güngör:

"31 Mart'taki yerel seçimler için sufle veren oldu mu" diye düşünürken Kemal Kılıçdaroğlu'nun Koç ailesiyle görüşmesi açığa çıktı. Ondan sonra da İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı için Ekrem İmamoğlu adı ortaya atıldı. CHP kulislerinde, bu kez sufleyi verenin 'sermaye' olduğu konuşuluyor.

Koç ile İmamoğlu arasındaki ilişki nereden geliyor derseniz…
Ekrem İmamoğlu'nun Koç ailesiyle uzun zamandır 'iyi' (!) ilişkileri olduğunu duymuştum. Onu, bir gün merhum Mustafa Koç'un yanında, diğer gün Rahmi Koç'un ofisinde, öteki gün Koç'un fabrika ya da vakıf açılışında görüyordum. Aileyle ilişkileri belediye başkanlığıyla iyice pekişmişti."

Güngör’ün bu yazısı sonrası Koç-İmamoğlu ilişkileri basının ilgi odağındaki konulardan biri haline geldi.

İmamoğlu'nun Mustafa Koç için "yakın arkadaşım" sözleri, seçim süreci boyunca Koç Ailesi'ni ziyaretleri ve paylaşılan fotoğraflar sürekli haber oldu.

Ülkenin en büyük patron grubunun CHP'li bir ilçe belediye başkanına yakın ilgisi ve desteği bir anda gündemin üst sıralarına çıkıyordu.

Rahmi Koç, Ekrem İmamoğlu

Seçim iptali tartışmaları ve Ömer Koç

Ancak bu tartışmaları asıl alevlendiren şey, AKP’nin İmamoğlu’na kaybettiği seçimi yenileme kararı alması ve bu süreçte Koç Grubu’nun attığı adımlar olmuştu.

31 Mart'tan sonra YSK'nin karar için toplanacağı gün Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, İmamoğlu'nu ziyaret ediyordu.

Koç'un seçim başlığındaki tavrını açıkça ilan ettiği bu ziyaret AKP cephesinde büyük tepki konusu olacaktı.

Ekrem İmamoğlu, Ömer Koç

 

Bu ziyaretin sonrasında seçim yenilense de İmamoğlu ezici zafer elde etmiş, bu zafer sonrasında Ömer Koç, İmamoğlu’nu bu kez Saraçhane’deki makamında ziyaret etmişti.

İmamoğlu’nun İBB Başkanı seçilmesi sonrası yaptığı ilk hamlelerden birinin TÜPRAŞ’ın özelleştirilerek Koç Holding'e devredilmesi sonrası 10 yıl boyunca şirketin genel müdürlüğünü yapan Yavuz Erkut’u İBB Genel Sekreterliğine ataması da bu ilişkilerin gücüne yorulmuştu.

Otel ve İmamoğlu işaretini ilk kez Soylu vermişti

“Koç’un özel uçağı altına tahsis edilmiş. Kusura bakmayın, ben bir şey görüyorum. Beni kim kınarsa kınasın. Gezi olaylarında otel tahsis edenler, Gezi olaylarında Taksim’deki otellerini tahsis edenler bugün uçaklarını tahsis ediyorlar. Gezi olaylarında Deutsche Welle’yi tahsis edenler – Alman televizyonu – bugün televizyonlarını tahsis ediyorlar. Gezi olaylarında BBC Türkçe’yi – İngiliz televizyonu – tahsis edenler bugün televizyonlarını tahsis ediyorlar. Gezi olaylarında Kandili harekete geçirenler bugün Kandili harekete geçiriyorlar.”

Bu sözler eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ait.

Soylu, İmamoğlu’na Koç grubu tarafından özel uçak tahsis edildiğini söylüyor, söz konusu açıklamasında konuyu Gezi’ye ve Divan Otel’e getiriyordu.

Bugünkü operasyonun birleştiği noktayı ilk dile getiren isim Soylu olmuş…

Bu açıklamaya Koç Grubu yazılı bir yanıt verirken, şu ifadeleri kullanıyordu:

“Sayın Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mayıs’ta Samsun, 4-5 Haziran’da Trabzon ve Ordu seyahatlerinde şirketimiz Setair uçakları ile yolculuklarını gerçekleştirmiş olmasına ilişkin son birkaç gündür sosyal medya üzerinden yayılan iftiraların, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun talihsiz açıklamaları ile yeniden gündeme gelmiş olmasını üzülerek takip etmekteyiz.

Müşterilerimizin ticari sır niteliği taşıyan bilgilerine duyduğumuz saygıyla, daha fazla detay paylaşmayı iş ahlakımıza uygun bulmuyoruz. Oluşan mevcut gündem itibariyle bu durumu izah ediyor olmaktan ötürü de hicap duyuyoruz.”

Koç'un Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu iddiası

Bu çıkışlar ve gerilimleri başka bir noktaya taşıyan gelişme ise İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı süreci oldu.

Gazeteci, yazar Enver Aysever, İmamoğlu'nun Koç grubunun gelecekti cumhurbaşkanı adayı olacağı yönündeki açıklamasına gruptan hızlı bir yanıt geldi.

Yapılan açıklamada bu iddialar yalanlanırken, şöyle deniliyordu:

"Dijital bir yayında dile getirilen “Koç Grubu’nun Ekrem İmamoğlu’nu gelecekte Cumhurbaşkanı yapacağı” iddiası vesilesiyle açıklama yapma gereği duyulmuştur.

Hiçbir somut delil gösterilmeden, ilgisiz olayları neden sonuç ilişkisi barındırmaksızın birbirine bağlayan bu iddialar tümüyle gerçek dışıdır. Ülkemizin ekonomik ve toplumsal kalkınması için 100 yıla yakın süredir var gücüyle çalışmakta olan Topluluğumuz, siyasetin bir parçası değildir.

Son dönemde Koç Topluluğu’nu ve Koç Ailesi'ni hedef alan asılsız iddiaların kamuoyunda kasıtlı bir şekilde yanlış algıya yol açmak için gündeme getirildiğini dikkatle gözlemliyoruz. Gerçek dışı iddialarla Topluluğumuzun hedef alınmasına asla izin vermeyeceğiz. Bu vesileyle, gazetecilik etiği ile bağdaşmayacak şekilde mesnetsiz bilgi yayan ve Topluluğumuzu zan altında bırakma sorumsuzluğunu sergileyen kişilere yönelik hukuki haklarımızı kullanacağımızı belirtmek isteriz."

Türkiye'de patronların ve özel olarak Koç grubunun Erdoğan'a çok şey borçlu olduğu kesin. 

El birliğiyle cumhuriyetin tasfiyesini gerçekleştirip, toplumu gericileştirmenin gazına hep birlikte bastılar.

Ancak bir noktada patronların Erdoğan'ı dizginlemesi ve alternatiflere de ihtiyaç duyması sonrası öne çıkan isimlerden biri oldu İmamoğlu.

Ancak bu başlığı Erdoğan bir kırmızı çizgi olarak algılayıp İmamoğlu'na yönelik bir operasyon hazırlığına girişince, bu adıma Koç grubu cephesinden güçlü bir yanıt gelmedi.

TÜSİAD'ın operasyondan önce yaptığı sert açıklama ve sonrasında TÜSİAD yöneticilerinin ifadeye gitmesi, AKP'nin bu konuda şimdilik "esnemeyeceğinin" işareti olarak okundu.

Peki neden bu hamle?

Ortada bir gerilim olduğu muhakkak. Ancak AKP'nin Koç Grubu'na ciddi bir müdahalede bulunacağı iddiaları Türkiye'deki kırılganlık ve yönetme sorununu da düşününce fazlasıyla güç görünüyor.

Ancak yine de AKP'de bir ekibin bu konu üzerinden bir kez daha Koç Grubu'na "bu dosyanın üzerini çizdik" mesajı verdiği iddiaları dile getiriliyor. Bu hamlenin AKP içindeki gerilimlerle ilişkili olup olmadığı, buradaki kontrolsüzlüğün bir sonucu olup olmadığını da sanıyoruz çok kısa süre içinde göreceğiz.

Ötesi için, yani Koç Grubu'nun Türkiye'de kapsamlı bir müdahaleye konu olması için çok daha büyük bir kırılmaya, büyük bir krize ihtiyaç duyulacağı ortada. Sabah gazetesinin konuya ilişkin haberindeki "Savcılık, Tomruk hakkında gözaltı kararı olmadığını emniyet aracılığıyla ifadeye davet edildiği belirtildi. Tomruk, şu sıralarda savcılığa ifade veriyor" tedbirliliği de bununla ilişkili olsa gerek.

Tam da bu noktada TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın Ortaklaşa Dergisi'ndeki yazısı akıllara geliyor.

O yazının bir bölümü şöyleydi:

"Koç’lara kimse dokunamazdı zaten, dokunmaya kimsenin niyeti de yoktu. Onlar ülkeye dokunmuş, semirmiş, büyümüş, kimsenin yutamayacağı bir cüsseye ulaşmıştı. İmamoğlu ise hızlı yükselişinin yol açtığı öngörüsüzlükle, tam dokunulmazlık kazandığını sandığı dönemde darbeyi yemişti. Hukuk değildi elbette devreye giren, kimse işin o kısmıyla ilgilenmiyordu, darbe siyasiydi ve hemen her kesimden CHP’li İmamoğlu’nun “devlet vetosu” yediğinde hemfikirdi. Yan ceplerine koydular vetoyu.

Peki ama oldukça popüler bir siyasetçiyi veto edecek “devlet” gerçekten var mı?

Hiç kuşkunuz olmasın, İmamoğlu’nun bir “milli güvenlik sorunu” olduğu iddiası her şeyin üstünde bir “devlet aklı”nın ürünü değildi. Bu algı birbiriyle rekabet halindeki bir dizi “akıl”ın “ortak icadı”ydı. Derin bir uyanıklıkla ilgisi olmayan, fazlasıyla pragmatik, hedefsiz, pusulasız bir ortaklık.

Okuyan'ın Ortaklaşa dergisindeki yazısını dijital olarak okumak için soL'a abone olabilirsiniz.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.