Breadcrumb
İki sınıftan manzaralar ve asgari ücret: Türkiye’de gerçek bir savaş var!
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 24.12.2025 , 12:16 Güncelleme Tarihi: 24.12.2025 , 23:36
Türkiye’de yurttaşlar tarihin en derin yoksullaşmasını yaşarken, asgari ücret zammı patronların talebi ve iktidarın onayıyla açlık sınırının altında, 28 bin 75 lira olarak ilan edildi.
Alınan bu kararın nasıl bir Türkiye fotoğrafı sunduğuna gelin iki cephe, iki sınıf üzerinden ayrıntılarıyla bakalım.
Servetini katlayan patronlar, artan dolar milyarderi sayısı…
Evet, Türkiye derin bir yoksullaşma yaşıyor, halk büyük bir krizle mücadele ediyor ama bu kriz sadece tek bir cephede kendini gösteriyor.
Patronlar cephesinde manzara oldukça farklı.
Çok derin bir yoksulluğun hüküm sürdüğü ülkemiz, geçtiğimiz yıl en çok dolar milyoneri çıkaran ülke oldu örneğin.
İsviçre merkezli banka UBS’in servet raporuna göre, Türkiye, 2024’te dolar milyoneri sayısının en hızlı arttığı ülke oldu.
Ancak sadece zengini artmadı Türkiye’nin, aynı zamanda yoksulluğu katlandı ve reel servet tam yüzde 21 azaldı.
Yani Türkiye 7 bin yeni dolar milyoneri sığdırdığı bir yılda daha da fakirleşti.
Peki, halk giderek fakirleşiyorken kimler kârına kâr kattı?
- Koç Holding 3. çeyrekte 7,6 milyar TL net kâr elde etti. Şirketin 9 aylık net dönem kârı yüzde 54,32 artışla 14,4 milyar TL seviyesinde gerçekleşti.
- Sabancı Holding yılın üçüncü çeyreğinde 394 milyar lira kombine gelir ve 679 milyon lira konsolide net kâr elde ettiğini duyurdu.
Türkiye’de her şeyin aktığı iki büyük patron grubundan manzara böyle.
Bir de en zengin 10 Türk listesi var, Forbes tarafından açıklanan.
Murat Ülker 5,1 milyar dolar, İpek Kıraç 3,2 milyar dolar, Semahat Sevim Arsel 3,1 milyar dolar, Şaban Cemil Kazancı 3,1 milyar dolar, Mustafa Rahmi Koç 2,8 milyar dolar, Erman Ilıcak 2,6 milyar dolar, Hamdi Ulukaya 2,5 milyar dolar, Mehmet Sinan Tara 2,4 milyar dolar, Ferit Faik Şahenk 2,2 milyar dolar ve İbrahim Erdemoğlu 2,2 milyar dolarla listede başı çekiyor.
Hepsi servetini artırıyor, kimse para kaybetmiyor. Patronlar cephesinde kriz yok, kâr rekorları var.
Ülkenin tüm geliri 68 bin dolar milyonerine akıyor, herkes onlar için çalışıyor.
Üstelik tüm bunlar yaşanırken biz günlerdir yasadışı bahis ve uyuşturucu operasyonlarını konuşuyoruz.
Ünlüler gözaltına alınıyor, popüler isimler tutuklanıyor ve üzerimize her gün yeni “sansasyonlar” boca ediliyor.
Peki, bir yanda bunlar yaşanırken, arka planda neler oluyor?
Öğreniyoruz ki, düzenle, iktidarla iç içe olan “baronlar”, bu karanlık ağa eklenen siyaset bağlarıyla birlikte milyarlarca dolarlık bir kirli pastaya hükmediyor.
Ve bu parayı ağırlıklı olarak medyayla, inşaatla aklayıp, sistemin içine sokuyorlar.
Ortada biri kirli, diğeri temiz olan bir para yok. Hepsi birlikte, kol kola çalışıyor ve servetlerini birlikte büyütüyorlar.
Bir de bu kirli tabloya rağmen halka dönüp sokak çetelerini, karanlık yolları, bahis, kumar ve uyuşturucuyu işaret edip, zenginliğin adresi olarak çürümeyi gösteriyorlar.
Öyle ya, patron çocukları uyuşturucu ve fuhuş üzerinden “rüya gibi bir hayat” yaşıyor, halk neden bu çürümeye hasret duyarak bir ömür geçirmesin!
Evet, bir taşla birden çok kuş vuruyorlar yine.
Hedefte olan, ücretin de, hayatın da asgarisini yaşayan halkımız.
Şimdi gelin orada yaşananlara bakalım…
Her 10 kişiden 2’si yoksul, 6’sı ise borçlu
Türkiye işçi sınıfının en az yarısı asgari ücretle çalıştırılıyor.
Milyonlarca yurttaşın bu parayla geçimini sürdürmesi, kendisine ve ailesine bu para ile bir gelecek oluşturması beklenirken ülkemizde yoksul olmak bile hayal haline geldi.
Türk-İş'in araştırmasına göre, 4 kişilik bir ailenin sadece mutfak masrafına denk düşen açlık sınırı 29 bin 828 lira. Yoksulluk sınırı 97 bin 159 lira. Bekar bir işçinin yaşam maliyetiyse 38 bin 752 lira.
Hal böyle olunca Türkiye'nin yoksulluk fotoğrafı bazı verilere de yansıyor.
DİSK'e bağlı Genel-İş Sendikası Araştırma Dairesi tarafından Ekim ayında yayınlanan "Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk Raporu"na göre, ülkemiz Avrupa ülkeleri içinde gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke konumunda. Her 10 kişiden 2’si yoksul, 6’sı ise borçlu. 2024 yılında çalışanların yoksulluk oranı yüzde 10,7.
Milyonlarca emekçinin alım gücü her geçen gün daha da düşüyor.
Emekçilerin beslenme, sağlık ve barınma ihtiyaçları o kadar baskın hale gelmiş durumda ki, giyinme, ulaşım, haberleşme, eğitim, kültür ve sanat faaliyetlerine katılma, tatil yapma gibi hakların yanına bile yaklaşamıyoruz.
Kişi başına düşen milli gelirin azalmasıyla, ortalama yaşam süresinden beslenmeye, sağlık hizmetlerinden yararlanmadan temiz içme suyuna erişmeye kadar birçok temel hakkı doğrudan etkileniyor.
Yoksulluğun en belirgin sonucu: Çocuk işçiler, iş cinayetleri, yol verilen tarikatlar
Yoksulluğu anlatan verilerden biri de okullaşma oranı.
MEB verilerine göre 1 milyon 187 bin çocuk eğitimin dışında kaldı. İlkokul çağında bu sayı 322 bin 909. Üstelik bunlar 2024 verileri ve bu verilere mesleki eğitim merkezlerinde ve açıköğretimde okuyanlar dahil değil.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Eylül ayında yayınladığı verilerle, Türkiye'deki muhtemel eğitim süresinin (MES) 2024’te bir önceki yıla göre toplamda yüzde 3,4 azalarak 17,2 yıl olduğunu açıkladı. MES, 2023 yılına göre kadınlarda yüzde 3, erkeklerde yüzde 3,8 azaldı.
Daha çarpıcı olansa, zorunlu eğitim için hesaplanan MES 2024’te 11,9 yıla düşerek 12 yıllık zorunlu eğitimin bile altına geriledi.
Eğitim-İş Sendikası, verilerin Türkiye’de eğitimin çöküşünü tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunu belirtti, düşük verilerin "çocuk işçiliğinin patladığının kanıtı" olduğunu vurguladı.
2024 yılı verilerine göre 18 yaşından küçük çocukların yüzde 38,9’u yoksul ya da sosyal dışlanma riski altında. TÜİK’in açıkladığı verilere göre bu oran 18–64 yaş grubunda yüzde 26,3, 65 yaş üstünde ise yüzde 23,3.
Yoksulluk içinde büyüyen çocuklar, erken yaşta çalışma hayatına girmek zorunda kalıyor.
Son dönemde MESEM'li çocukların ölümlerine eklenen iş cinayetleri çocuk işçiliğindeki artışın ve sömürünün bir göstergesi.
Çalışmayan çocukların alternatifi de iktidar eliyle beslenen tarikatlar oluyor.
2024 verilerine göre 3, 4, 5 yaş da dahil zorunlu eğitimi terk ederek tarikatlara giden öğrenci sayısı 1,3 milyona kadar çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı Değerler Eğitimi kurslarında 4-6 yaş grubu 210 bin çocuk var. Tarikatlardaki çocuklar MEB kayıtlarında görünmüyor.
Yani yoksulluk tarikatların da önünü açıyor.
Üniversiteyi terk eden öğrenciler
Üniversite öğrencilerinin durumu da çok farklı değil.
Çok büyük bir yeküne işaret eden barınma, beslenme, ulaşım giderlerine eğitim masrafları da eklenen üniversite öğrencileri, okullarını terk etmeye başladı.
Verilere göre 2019 yılında 45 bin 382, 2020 yılında 47 bin 302, 2021 yılında 37 bin 565, 2022 yılında 63 bin 612, 2023 yılında 74 bin 851, 2024 yılında 56 bin 107 öğrenci kaydını dondurdu.
Fakir kağıdı alarak okulu donduran öğrencilerin sayısı artarken, kazandıkları üniversitenin bulunduğu şehre gelen gençlerin bir bölümü evlerine, memleketlerine de dönemedikleri için çalışmak zorunda kalıyor.
Emekliler, aylığı olmayanlar geçinemiyor: 60 yaş ve üzeri binlerce kişi iş kuyruğunda, barınacak yeri olmayanlar otellerde ya da sokakta
Açlık sınırının dahi altında kalan emekli aylıkları ile geçinemeyen ileri yaştaki yurttaşlar ya çalışmaya devam ediyor ya da iş arayışına giriyor.
Geçen yılın Ekim ayında 60 yaş üzerindeki 22 bin 114 yurttaş İŞKUR üzerinden bir işe yerleştirmek için beklerken bu yıl bu sayı yüzde 21,9 oranında artarak 26 bin 823 kişiye yükseldi.
Bu yurttaşların yüzde 28’i ise yani 7 bin 573’ü 65 yaş ve üzeri yaştakilerden oluştu.
Geçen yılın aynı döneminde bu yaş grubunda 10 bin 857 kişi işe yerleştirilirken bu yıl işe yerleştirilenler yüzde 38,3 arttı.
Üstelik bunlar kayıtlı olanlar.
İşsizlik ödeneğine başvuran 60 yaş üstü yurttaşların sayısı da dikkati çekici düzeye ulaştı. Ocak-Eylül döneminde 60 yaş üstü 8 bin 701 kişi işsizlik ödeneğine başvurdu. Başvuranların yüzde 55,6’sı olan 4 bin 830 kişi işsizlik ödeneğinden faydalanmaya hak kazandı. Geçen yıl 6 bin 843 kişi işsizlik ödeneğine başvurmuştu.
Ve son dönemde gündeme gelen barınma krizi.
Otellerde yaşam mücadelesi veren yurttaşların bir göz odada kaldığı, bir bölümünün yiyecek yemek dahi bulamadığı ortaya çıkmıştı.
Yüksek kiralara para yetiştiremeyen yurttaşlara otobüs terminalleri de barınak oldu. Başkentin ortasında emeklilerin, şiddet mağduru kadınların, borç yüzünden evinden olanların, iş bulma umuduyla kente gelenlerin AŞTİ’de konakladığı gerçeği yapılan haberlerle yüzümüze bir kez daha çarpılmıştı.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.