Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

İç cephenin tahkimi: Emekçiler sefalet ve sopayla kuşatılmak isteniyor

Türkiye'nin güvenliğini bahane eden iktidar milyonlarca emekçinin değil, servetleri için herkesle el sıkışabilen ve halk için, ülke için asıl tehdit olan patronları koruyor. Gezi hatırlatması ve "sokağa çıkmayın" uyarıları hep bu yüzden. "Dış odaklar, Türkiye düşmanları, FETÖ" şarkısını söyleyen AKP muhalefeti Kılıçdaroğlu da bu çarkı döndürmek için koltuğuna oturtuldu.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 04.06.2026 , 15:53

Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.


"İç cepheyi tahkim etmek" yani ülkenin veya toplumun iç dayanışmasını, direncini ve birliğini artırmayı ifade ettiği öne sürülen siyasi bir kavram.

Peki kimler için? Nasıl?

Bu kavramı siyasetçiler özellikle kriz dönemlerinde sıklıkla kullanıyor. Ya da doğrudan bu kavramı kullanmasalar da "kutuplaştırmayı engelleme", "siyasi taraflaşmadan uzak durma" gibi söylemlerle altını doldurdukları bu kavramla, öne sürdükleri çeşitli tehditlere karşı toplumu bir arada durmaya çağırıyorlar.

Herkesin ağzında "iç cephe" tahkimi var ama asıl iç cepheyi oluşturan emekçiler eziliyor.

Son bir yıldır ağır yoksulluk altında emekçilerin ezilmesi, siyasi operasyonlar, seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesi, hukuksuzluğun meşrulaştırılması gibi saldırılar Cumhur İttifakı'nın "terörsüz Türkiye" adımlarıyla örtülmek isteniyor. Hem Erdoğan hem de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli "ülkenin en büyük sorunu terör" hikayesine halkı inandırmak için türlü çabayı gösterdi.

Bu başlığa bir de son dönemde Ortadoğu'da artan savaş baskısı da eklendi. Ülkeye düşen-düşürülen füze parçaları öne sürülerek, "Aman ha, İran'daki savaşa girmeyelim" tehditleri eklendi. Bahaneler ülkenin Amerikancılığının pekiştirilmesine ön ayak oldu. Patronların "muhalefet yönetmeye muktedir değil, Cumhur İttifakı istikrarı iyidir" anlayışı, iktidarın sermayeye sağladığı avantajlarla birleşti.

Patronlar için gözler Suriye'deki "olanaklara" çevrildi. Ardından bir adım ileri gidildi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze'de "barış" adını kullanarak sunduğu "talan" planının parçası olunacağı açıklandı. Yasalar çıkarıldı, borçlar silindi.

Ama bir yandan fırsatlar gözleri kamaştırırken, diğer yandan esas patron, yani Batı karşısında duyulan korku ve tedirginlik de katmerlendi. "İç cepheyi tahkim etme" söylemi, bu nedenle sürekli tekrar edildi.

Sermayenin, patronların cephesinde taşlar yerine oturtulmaya çalışılırken yönetme krizi aşılamadı.

Yurttaşın açlığı ve hakkını savunma anlayışı AKP'nin planlarından taştı. Sığdırmak için kendince "fazlalıklardan" kurtulma hamlesi yapan Erdoğan, CHP'nin ipini çekti. Sandığın içini kendi istedikleriyle doldurmak için tarihi belirsiz olsa da gelmekte olan seçimde düşmemek için ön aldı.

Peki "birlik" söylemi nasıl devam ediyor?

'Dış odaklar, Türkiye düşmanları, FETÖ' ve daha fazlası...

"Birlik", "beka" söylemleri alışık olmadığımız söylemler değil.

AKP iktidarı bu yönteme en bariz şekilde 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başvurmuştu. Erdoğan "Hepimiz aynı gemideyiz" demişti, muhalefet partileri Erdoğan'ı elinden tutup yeniden ayağa kaldırmıştı.

AKP'nin muhalefeti Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'si şekillenmeye başladı.

Erdoğan'ın söylemleriyle, günah çıkartarak CHP'de "arınma" sözü veren Kılıçdaroğlu kürsüye adım atar atmaz, 15 Temmuz darbe girişimi döneminde yaptığını yaptı. CHP'nin yanı sıra "Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik güvenliğini, millet iradesinin onurunu ve devlet aklının geleceğini" konuşmaya çıktığını söyledi. Özel'in "normalleşme" adımlarını eleştirirken kendisi daha da ileri gitmekten geri durmadı:

Bu milletin kurtuluşu, adaleti ve aydınlık geleceği için başlattığım o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum. Biz vatan dedikçe, biz millet dedikçe kapalı kapılar ardında dış odaklardan medet uman, onlardan icazet ve yardım dileyen o gafilleri koynumda beslediğim için sizlerden özür diliyorum.

Ardından da "Türkiye'yi sömüren uluslararası tefeciler", "Türkiye düşmanları", "kardeşlik projesi" diyerek "demokrasi" vurgusu yaptı.

Erdoğan'ın Gezi korkusu bitmiyor

Benzer bir söylemi Kılıçdaroğlu'ndan günler sonra bilindik bir yerden Erdoğan dillendirdi. "Çevreci maskeli marjinaller" diyen Erdoğan, Gezi'yi hedef aldı:

Nasıl bundan 13 sene önce 3-5 tane ağacın yerinin değiştirilmesi bahane edilerek sokaklarımızı ateşe veren Gezi’ci vandallara boyun eğmediysek bugün de insanımızın çevre hassasiyetini istismar edenlere, yenilenebilir enerji yatırımlarımızı sabote etmeye çalışanlara teslim olmayacağız. İster hidroelektrik, ister rüzgar ve güneş enerjisi, ister nükleer güç santralleri olsun, Türkiye’nin kaynaklarını milletimiz için kullanmaya devam edeceğiz.

Daha önce yaptığı gibi sokak eylemlerini ülkeyi tehdit eden en büyük tehlikelerden biri gibi sundu, "Gündemlerinde sadece koltuk kavgası, hakaret, nümayiş var; dün kahraman ilan ettiklerine bugün hain damgası vurmak var" dedi.

Eksik parçayı Bahçeli tamamladı: 'Bu bir hazırlığın işareti mi?'

Ve bugün de Bahçeli.

Aynı nakaratı Devlet Bahçeli bu kez çok detaylı bir şekilde uzun uzun söyledi. CHP'ye butlan kararı sonrası yapılan eylemleri eleştirirken Gezi'ye referans verdi, "Bu bir hazırlığın işareti mi?" diye sordu. "Kutuplaşma üzerinden beslenen marjinal aktörlere alan açılabilir" diyen Bahçeli şöyle devam etti:

CHP’nin iç meselesi bilinçli ve organize bir şekilde Türkiye’de 'iktidar ve otoriterleşme' sunî gündemini yaratmayı ve Türk Milletinin ortak değerleri üzerinden ayrışmayı beraberinde getirmiştir. Türkiye’nin köklü bir partisi olan CHP’de yaşanmakta olan gerilimin yaygınlaşması toplumsal barış gibi geniş siyasi mutabakat gerektiren milli meselelerde ortak zemin oluşturulmasını zorlaştırabilecek, kamuoyu enerjisi terörsüz Türkiye veya reform gündemlerinden ziyade parti içi tartışmalara yönelebilecektir. Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedefleri, güvenlik politikaları yanında siyasi istikrara ve toplumsal uzlaşmaya da bağlıdır.

Özgür Özel’in TBMM ve Anıtkabir yürüyüşleri Türk siyasetinde gerilimli fay hatlarını tetikleyici bir harekete yöneliktir. Politik amaçlar uğruna millî hafıza mekanlarının ve millî kahramanların suistimali, bunlar üzerinden 'ya bizdensiniz ya da onlardan' mealinde toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup, iç cepheyi tahkim etmeye çalıştığımız bu dönemde, bölgemizdeki ülkeleri istikrarsızlaştırmaya dayalı emperyalist oyunun Türkiye’deki izdüşümünü teşkil etmektedir. Toplumda meşru hukuk yollarından sonuç alınmadığı algısı oluşturularak partililerin kışkırtılması kamu güvenliğini de tehdit eden bir tablo ortaya çıkarabilecektir.

Özetle ülkenin ana muhalefet partisine kayyım atanmasının değil, buna karşı durulmasının kamu güvenliğini tehdit edeceğini savundu!

'İç cepheyi tahkim'in açılımı: Emekçiler sefalete boyun eğsin

Bu söylemlere rağmen ülkeyi yönetenler, patronlar kastettikleri birliği dahi sağlayamıyorlar.

Servetlerini korumak için bu ülkeyi düşman bilenlerle el sıkışıyor, pazarlık yapıyor, gerektiğinde katilleri sokmak için kentleri fiilen kapatmakta sakınca görmüyorlar.

"Patronlar için istikrar" tablosu asgari ücret ve altında paralarla sefalete ittirilen milyonlarca emekçinin "birlik, bütünlüğünü" sağlamıyor, Koç Holding'in 100 yıl sömürmesine, kârını katlamasına neden oluyor.

Öte yandan açlıktan kırılan milyonlar bu siyasi söylemle el sıkmayacağını çoktan ilan etmişti. 

İktidar da bunu anlamış olacak ki, hem seçme-seçilme hakkına saldırarak hukuki yolları kapatmak istiyor hem de "nümayiş yapmayın, kutuplaşmayın, birliği bozmayın" diyerek halkı önden uyarıp tehdit ediyor. İşçinin yolunu kesip patronun borcunu siliyor. 

"İç cepheyi tahkim"den anladıkları milyonlarca emekçinin tüm bu yaşananlara sessiz kalması. Fabrikalarda, madenlerde, toprakları talan edilirken köylerde eylem yapan yurttaşlar zaman zaman iktidara geri adım attırdı. Gaziantep'te, Tokat'ta, İzmir'de hakkını arayan tekstil işçisi; Soma'dan Ankara'ya, Keşan'dan Çorlu'ya yürüyen maden işçisi; Akbelen'de ağaçlara sarılarak toprağını koruyan köylü, bakanlık önünde eylem yapan adaletsizliğe boyun eğmeyen binlerce öğretmen de bunun örneği.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.