Sayfa yolu
İsrail korkusu iktidara Yeni Osmanlıcılığı bile sorgulatıyor: ‘Esad’ın devrilmesini zafer zannettik’
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 04.06.2026 , 14:29
Türkiye’nin yalnızca dış politikasında değil, “çözüm süreci”nde de görüldüğü üzere iç politikasında da en temel tartışma konusu dünyadaki siyasi durum, Batı’nın bölge politikaları ve Türkiye’nin alacağı pozisyon.
Bizzat kuruluşu ve 25 yıl önce iktidara gelişi Batı’nın bölge politikalarıyla uyum içinde gerçekleşen AKP iktidarı cenahında çeyrek asır sonunda gelinen nokta tedirginliği öyle artırdı ki, Erdoğancı çizginin en temel tezleri dahi sorgulanır oldu.
Sorgulamayı tetikleyen, İran’a karşı savaşla birlikte İsrail’in bölgesel hegemonya kurma ve Türkiye’ye müdahale etme olasılığının ortaya çıkması.
Bugün Yeni Şafak’ta yayımlanan bir yazı ve geçen hafta Milli İstihbarat Akademisi’nin yayımladığı İran Savaşı raporu, bu açıdan iki önemli veri olarak göze çarpıyor.
Turgut Özal’a ‘Batı’ya uydu Kürt sorununu körükledi’ suçlaması
Süleyman Seyfi Örün, Yeni Şafak’taki “Yeni cephe Irak mı?” başlıklı yazısında Tom Barrack’ın mevcut sorumluluklarına bir de Irak özel temsilciliği eklenmesini ele aldı.
Bölgedeki gelişmelerin “1982’de kaleme alınan Oded Yinon Plânı’nı ihmâl ederek değerlendirilemeyeceğini” savunan Örün, yazı boyunca AKP tezleriyle çelişen argümanlar sundu.
Yeni Osmanlıcı yayılmacılık çizgisinin “kahraman” saydığı Turgut Özal’ı Batı ve İsrail planını uygulamakla suçladı:
1991’de ABD Irak’a saldırırken, Merhûm Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve etrafındaki oldu bitirici, küreselci, postmodernist, neoliberal entelijensiya bu vesikayı ihmâl ediyor ve bir fırsatçılık üzerinden meseleye dâhil oluyordu. Bilenler hatırlayacaktır; “1 koyup 3 almak” bu müşterekliğin mottosuydu.
Örün’ün Özal’ın Irak’a yönelik yayılmacı politikasına eleştirisini “Kürt sorunu” zeminine oturtması dikkat çekti:
Netice Irak’ın paramparça edilmesi ve Çekiç Güç’ün himâyesi altında Kürtçü ayrılıkçılığın kendisine zemin bulması oldu. Kavrayışlı zihinler ise bunun Oded Yinnon Plânı’nın bir tatbikâtı olduğunu gördüler. Ama ne çâre ki olan olmuştu.
‘Arap Baharı’nı büyüme fırsatı zannettik’
Yazıda “Arap Baharı” sürecinde AKP iktidarının Batıcı çizgisine yönelik eleştiri de dile getirildi:
Benzer bir hâdise de Arap Baharı olarak piyasaya sürülen yanılsamayı karşılayış tarzımızda da ortaya çıktı. Dâhilde son derecede kirli olan BAAS rejimlerinin çökertilmesini, plânı yine ihmâl ederek büyük bir heyecanla sâhiplendik. Arap milletinin özgürleşmesi olarak selâmladık. Bunun Türkiye’nin “büyümesi” için bir fırsat olduğunu zannettik.
Esad’ın devrilmesine ‘Batı ve İsrail’in baskın operasyonu’ nitelemesi
Süleyman Seyfi Örün, eleştirisini, iktidar cenahının “Türkiye’nin büyük zaferi” olarak abartılı biçimde kutsadığı, Beşar Esad’ın devrilip cihatçıların iktidara gelmesiyle sonuçlanan operasyonun sahiplenilmesini de “hata” olarak niteleyecek kadar geniş tuttu.
İran’ın yola getirilmesi gerekiyordu. İran’ın Sûriye, Filistin, Lübnan ve Irak’daki uzantılarının temizlenmesiyle başladılar. (7 Ekim ve ardından yaşananlar bunu başlatan ilk işâret olarak anlaşılmalıdır). Sûriye’de baskın bir operasyon ile bir başarı elde edildi.. Lübnan’da da Hizbullah hayli geriletildi. Liderleri öldürüldü. Sıra Irak’a geldi.
Güney Kafkasya da tedirginlik sebebi
Batı’nın bölgesel planı için Güney Kafkasya’da Ermenistan, Âzerbaycan ve Gürcistan’ın Rusya’dan kopartılıp Batı’ya bağlanmasının çok önemli olduğunu belirten Örün, AKP iktidarının desteklediği bu politikayı da hedef aldı:
ABD-AB-İsrâil bu coğrafyada iş birliklerini kusursuz devâm ettiriyorlar. Trump’ın Zengezor Koridoru’na çökmesi, Kazakistan başta olmak üzere Türkistan’da AB ve ABD’nin manevraları hatırı sayılır derecede tesirli seyrediyor.
Milli İstihbarat Akademisi de ağız değiştirdi
Batı’nın politikalarından duyulan tedirginlik, MİT’in yan kuruluşu olan Milli İstihbarat Akademisi’nin (MİA) geçen hafta yayımladığı “Askeri ve Jeopolitik Perspektiften ABD/İsrail-İran Savaşı ve Türkiye” başlıklı rapora da yansıdı.
MİA, geçen yaz 12 Gün Savaşı’nın ardından yayımladığı raporda açıkça İsrail yanlısı bir tavır almış, savaşın tekrarlanması halinde Türkiye’nin ABD-İsrail’e yakın pozisyon almasının doğru olacağını telkin etmişti.
Bir yıl sonra, 28 Şubat’ta başlayan savaşa dair yayımlanan raporda Akademi, tam tersi bir dil tutturdu ve İran’ın beklenmedik direnişinin önemine vurgu yaptı.
Son raporda, soL’da yayımladığımız “MİT’in amerikanlaşması” analizinde dile getirdiğimiz “kaynakçalarda tamamen Anglosakson kaynaklara dayanıp Türkiye’den hiçbir üretime yer verilmemesi” ve “raporun dilinde İngilizce’ye öykünen ve Türkçe’ye tamamen yabancı ifadelerin sürekli kendini göstermesi” gibi eleştirilere de dikkat edilmeye çalışıldığı gözlendi.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.