Sayfa yolu
I. Beşevler’de bir cami sorunundan fazlası 1. Bölüm: Ankara, Cumhuriyet, hukuk devleti ve açık siyasi ortaklaşma
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Mehmet Erkin
Yayın Tarihi: 17.09.2026 , 00:00
ODTÜ ve Beytepe üzerine yazdığımız yazıda bir noktayı yeterince açık ifade etmedik.
Beytepe Köyü ve çevresindeki tartışmalı imar planı değişiklikleri Melih Gökçek döneminden devralınmış eski kararlarla sınırlı değildi. Mansur Yavaş döneminde Ankara Büyükşehir Belediyesi eliyle yeni plan değişiklikleri de yapıldı ve bunların bir bölümü, CHP’nin de içinde bulunduğu Belediye Meclisinde oybirliğiyle kabul edildi. Dolayısıyla sözünü ettiğimiz süreklilik, geçmişten kalan işlemlerin uygulanmasının ötesinde, mevcut belediye yönetiminin kendi döneminde aldığı planlama kararlarını da kapsıyor.
Bu belirlemeyi yaptıktan sonra Ankara’nın başka bir noktasına geçmek gerekiyor.
İktidarın sansür kararı sonrası açtığımız yeni X hesabımızı https://x.com/soLPortal2026 adresinden takip edebilirsiniz. Bu saldırılara boyun eğmeyeceğiz. Yanımızda olmak, desteğinizi sunmak için soL'a abone olun.
Çünkü benzer bir süreklilik bu kez ODTÜ’nün ya da Beytepe’nin değil, Anıtkabir koruma alanının hemen yanı başındaki Beşevler Turizm Otelcilik alanının hikâyesinde karşımıza çıkıyor.
Burada da belediye yönetimleri değişiyor, mahkemelerce verilen iptal kararları birbirini izliyor, yöre halkı ve meslek odaları itiraz ediyor; fakat alanın kullanımına ilişkin temel tercih tekrar tekrar yeniden üretiliyor. Üstelik süreç, bir aşamadan sonra yerel yönetim ile merkezi yönetim arasında uygulamada açık bir işbirliği ve süreklilik görüntüsü veriyor.
Bu kez hikâye, Cumhuriyet’in eğitim ve kamusal alan mirasının tam kalbinde başlıyor.
Melih Gökçek döneminden başlayan mekânsal hat
Çünkü Ankara’nın Cumhuriyet’le kurduğu tarihsel ve mekânsal ilişkinin belirgin biçimde aşınmaya başladığı dönemlerden biri, Gökçek belediyeciliğinin kent üzerinde hâkim olduğu yıllardı. Sorun estetik tercihler, plansız büyüme ya da yüksek yapılaşmayla sınırlı değildi. Kentin simgesel düzeni de değişiyordu.
Anıtkabir’in kent içindeki görünürlüğünün giderek zayıflaması, Çukurambar ve Söğütözü aksındaki yüksek yapılaşma, kamusal alanların kullanım biçiminin değişmesi ve Ankara’nın Cumhuriyet döneminden miras kalan mekânsal karakterinin geri plana itilmesi aynı dönemin farklı yüzleriydi.
Bu nedenle bugün tartışılan cami projesini tek başına ele almak eksik kalır.
Cami, Ankara’nın son otuz yılına yayılan daha geniş bir mekânsal ve siyasal dönüşümün içinde anlam kazanıyor. Tartışılması gereken bir ibadet yapısının varlığından çok, bu yapının nerede konumlandırıldığı, hangi simgesel alanlarla ilişki kurduğu ve kent hafızasında nasıl bir ağırlık yaratmasının amaçlandığı.
Ankara herhangi bir şehir değil. Cumhuriyet’in başkenti.
Bu nedenle kentte yapılan her büyük ölçekli müdahale, özellikle de Anıtkabir gibi Cumhuriyet’in kurucu simgeleriyle görsel ve mekânsal ilişki kuran yapılar, sıradan bir imar faaliyeti olarak değerlendirilemez.
Melih Gökçek döneminde başlayan dönüşüm tam da bu nedenle önemli. O dönem, kentin fiziksel dokusuyla birlikte Ankara’nın hangi tarihsel referanslarla tanımlanacağının da yeniden tartışmaya açıldığı yıllardı.
Bugün önümüzde duran cami tartışması da bu uzun çizginin dışında değil.
Ankara’nın Cumhuriyet’ten devraldığı simgesel düzen korunuyor mu, yoksa adım adım başka bir siyasal ve kültürel hiyerarşinin içine mi yerleştiriliyor?
Bir ibadet yapısından daha fazlası
Tam bu noktada caminin konumu önem kazanıyor.
Çünkü bir yapının siyasal anlamı işleviyle sınırlı değil. Yer seçimi, ölçeği, kente hangi yönden baktığı ve hangi yapılarla aynı görsel eksene girdiği de o anlamın parçası.
Bir cami elbette ibadet mekânı. Ancak Beşevler Turizm Otelcilik Eğitim Kurumunun bulunduğu alana, başkentin en güçlü Cumhuriyet simgelerinden biriyle doğrudan görsel ilişki kuracak biçimde yerleştirilmek istendiğinde tartışma artık ibadet ihtiyacıyla açıklanamaz.
Sorulması gereken soru “Neden cami?” değil. Temel soru, “Neden Beşevler Turizm Otelcilik Eğitim Kurumunun bulunduğu alan?”
Neden bu ölçekte? Neden bu görünürlükte? Neden kentin en güçlü tarihsel ve siyasal simgelerinden biriyle aynı görsel düzleme girecek biçimde? Ankara’nın başka bütün ihtiyaçları arasında neden bu yapı böylesine güçlü bir mekânsal vurguya dönüştürülüyor?
Bu sorular dine değil; imar hukukuna, şehircilik ilkelerine, kent kimliğine ve kamusal mekânın siyasal kullanımına ilişkin.
Tam tersine tartışmayı “camiye karşı olmak” biçiminde sunmak, konunun özünü görünmez hale getirmenin en kolay yolu. Çünkü burada tartışılan ibadet özgürlüğü değil, kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilen bir mekânsal tercih.
Ankara’nın kuruluşundan itibaren mimarlık, bulvarlar, meydanlar, kamu yapıları ve anıtlar yeni Cumhuriyet’in kendisini ifade etme araçlarıydı. Kent büyütülmekle kalmadı; aynı zamanda bir devlet ve toplum tasavvurunun mekânsal karşılığı olarak kuruldu.
Bu nedenle Cumhuriyet Ankara’sının simgeleriyle kurulacak her yeni mekânsal ilişki de ister istemez tarihsel bir anlam taşır.
Kent planı çizgilerden, emsallerden, yüksekliklerden ve fonksiyon kararlarından ibaret değil. Plan aynı zamanda bir hafıza düzeni. Neyi koruduğunuzu, neyi öne çıkardığınızı ve hangi mekâna hangi anlamı yüklediğinizi gösteriyor.
Anıtkabir’e bakmak
Anıtkabir, Mustafa Kemal Atatürk’ün mezarının bulunduğu yapı olmanın ötesinde Ankara’nın ve Cumhuriyet’in kolektif hafızasının en güçlü mekânsal göstergelerinden biri.
Dolayısıyla onun çevresindeki yapılaşmaya ilişkin hassasiyet, herhangi bir yapının manzarasının korunması sorununa indirgenemez.
Burada korunan şey bir silüetten ibaret değil. Bir kentin tarihsel hafızası, bir devletin kuruluş anlatısı ve Cumhuriyet’in başkentte bıraktığı en görünür işaretlerden biri.
Bu nedenle Anıtkabir’in algılanabilirliği ve kent içindeki simgesel ağırlığı sıradan bir estetik tercih değil, kamusal bir koruma sorunu.
Yıllar boyunca yüksek yapılaşmanın bu görünürlüğü aşındırmasına izin verilmiş olması ise bugün yapılacak yeni müdahaleleri mazur göstermez. Tam tersine, geçmişte yaşanan her kayıp yeni kararlar bakımından daha yüksek bir koruma sorumluluğu doğurur.
“Zaten çevresi bozuldu” düşüncesi şehircilik açısından kabul edilebilir bir gerekçe değil. Bozulmuş olanı daha fazla bozmak planlama sayılmaz. Koruma, kalan değeri de kaybetmemekle başlar.
İşte cami projesine ilişkin tartışma tam da burada düğümleniyor. Çünkü sorun bir yapının başka bir yapıyı fiziksel olarak kapatıp kapatmayacağından ibaret değil. Temel sorun, Ankara’nın simgesel merkezinde hangi yapıların birbirleriyle nasıl bir ilişki içine sokulduğu.
Bu proje gerçekten bir ihtiyacın karşılığı mı, yoksa Ankara’nın simgesel coğrafyasını yeniden tarif etme iradesinin yeni bir parçası mı?
Aynı alan, aynı ısrar
Beşevler’deki alanın planlama geçmişi, tartışmanın bugüne özgü olmadığını açık biçimde gösteriyor.
Yenimahalle İlçesi Emniyet Mahallesi 7286 ada 7 parsel, uzun süre Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi kullanımındaydı. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 2023 tarihli meclis kayıtlarına göre Diyanet İşleri Başkanlığı 13 Ağustos 2014 tarihinde, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin eğitimleri ile Tandoğan, Bahçelievler ve Milli Kütüphane çevresindeki ibadethane, kütüphane, bilim ve kongre merkezi ihtiyacını gerekçe göstererek bu alanın Milli Eğitim Bakanlığı tahsisinden çıkarılmasını ve Diyanet’e tahsis edilmesini istemişti.
Böylece sürecin başlangıç noktasının bugünkü belediye yönetiminden çok daha geriye, Melih Gökçek dönemine uzandığı belediyenin kendi kayıtlarıyla da görülüyor.
Alan daha sonra eğitim kullanımından dini tesis kullanımına dönüştürüldü. Bu ilk plan değişikliği yargıya taşındı ve iptal edildi. Ancak süreç burada sona ermedi.
Aynı alan için, 2019 yerel seçimlerinden günler önce, 15 Mart 2019 tarihli ve 360 sayılı Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları yeniden onaylandı.
Yani ilk yargı kararından sonra yapılan şey projeden vazgeçmek değil, aynı kullanım kararını yeni bir idari işlemle yeniden üretmek oldu.
Bu ikinci plan değişikliği de yargıya götürüldü. Ankara 18. İdare Mahkemesi, 8 Haziran 2022 tarihli E.2020/2043, K.2022/1459 sayılı kararıyla plan değişikliğini iptal etti.
Mahkeme gerekçelerinde plan değişikliğini zorunlu kılan nesnel, bilimsel ve teknik gerekçelerin bulunmadığı; jeolojik-jeoteknik etüdün yapılmadığı; kentsel teknik altyapı değerlendirme raporunun mevcut olmadığı; eğitim alanının kaldırılmasına karşılık eşdeğer alan ayrılmadığı ve sosyal donatı dengesinin bozulduğu tespit edildi.
Burada artık siyasi bir eleştirinin ötesinde, yargının saptadığı somut planlama sorunlarından söz ediyoruz.
Ancak süreç yine sona ermedi. 11 Haziran 2023 tarihinde Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, 867 sayılı kararla aynı alan için 1/5000 ve 1/1000 ölçekli yeni plan değişikliklerini bu kez oybirliğiyle kabul etti.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.