Sayfa yolu
Hiroşima’dan 81 yıl sonra: ABD’den dünyaya yeni nükleer savaş tehdidi
Burcu Günüşen
Yayın Tarihi: 06.08.2026 , 13:37 Güncelleme Tarihi: 06.08.2026 , 14:09
Bundan tam 81 yıl önce insanlık, tarihinin en büyük yıkımlarından birine tanık oldu. ABD, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya, üç gün sonra ise Nagazaki’ye atom bombası atarak yüz binlerce sivili katletti.
Emperyalizmin yıllarca "İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren hamle" yalanıyla sunduğu bu yıkım, esasen ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'nda faşizmi yenen sosyalizme, Sovyetler Birliği’ne karşı ilk ve en kanlı gövde gösterisiydi.
ABD Japonya teslim olmaya hazırlanırken işlediği bu suçu “zorunlu askeri hamle” diyerek meşru göstermeye çalıştı, bugüne dek hiçbir zaman resmi özür dilemedi.
Tarihin ilk ve tek nükleer saldırısını gerçekleştiren güç belli olmasına rağmen, uluslararası diplomasideki "özenli" dil ise bu yıl da değişmedi.
BM ve Japonya bombayı atan ABD'nin adını bu yıl da anmadı
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Hiroşima ve Nagazaki'ye düzenlenen saldırıların yıldönümünde yayımladığı anma mesajında, geçtiğimiz yıllarda yaptığı gibi, atom bombalarını atan ülke olan ABD'nin adını doğrudan anmadı.
"Nükleer felaketi önlemeye yardımcı olan kurallar baskı altında" diyen Guterres “bölünme yerine diyalog, çatışma yerine işbirliği” çağrısı yaptı.
Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae de anma törenindeki konuşmasında ABD'nin adını vermekten kaçındı.
Tokyo Washington ile askeri ittifakına uygun olarak anma törenlerinde ABD’yi fail olarak zikretmiyor.
Japonya Başbakanı nükleer karşıtı 3 ilkeye dair net bir taahhütte bulunmadı
Japonya Başbakanı’nın konuşmasında dikkat çeken şeyse ülkenin hızla militarizasyonu ve nükleer karşıtı doktrininden uzaklaşmasıyla uyumlu bir dil tutturması oldu.
Savaşta nükleer yıkımın dehşetini yaşamış tek ülke olarak Japonya'nın “nükleer silahlardan arınmış bir dünya oluşturma çabasında ısrarcı bir misyona sahip” olduğunu öne süren Takaiçi ülkesinin nükleer karşıtı 3 ilkesi konusunda doğrudan ve net taahhütte bulunmadı.
Japonya’nın ülke topraklarında "nükleer silah üretmeme, sahip olmama ve bu silahlara izin vermeme ilkelerini sürdürme" şeklinde tanımlanan nükleer karşıtı 3 ilkesinden uzaklaşma sinyalleri son dönemde artmış durumda. Takaiçi hükümetinden yetkililer topraklarını ABD’nin nükleer güçlerine açma ve bizzat nükleer silahlara sahip olma isteğini sıklıkla dile getiriliyor.
Yeni START anlaşması artık yok, Pentagon 'taktik nükleer seçenekler'e hazırlanıyor
Öte yandan bu yıl Hiroşima’daki anmalar dünyada nükleer silah başlıklarını sınırlandıran son anlaşmanın da artık olmadığı bir ortamda yapıldı.
ABD ile Rusya arasında konuşlandırılmış stratejik nükleer harp başlıklarını 1550 ile sınırlandıran Yeni START Antlaşması’nın süresi, yerine yenisi konulamadan yaklaşık altı ay önce doldu.
Böylesi bir ortamda Hiroşima’nın yıldönümünün arifesinde Washington’un askeri konseptinde radikal bir değişime gittiği de ortaya çıktı.
NBC’nin dün yayımladığı habere göre Pentagon Rusya ve Çin ile olası bir savaş için nükleer strateji taslağı hazırlıyor.
Pentagon'un politikadan sorumlu müsteşarı Elbridge Colby tarafından yürütüldüğü belirtilen bu yeni strateji Rusya ya da Çin ile olası bir bölgesel çatışmada ABD Başkanına "daha esnek ve taktik nükleer seçenekler" sunmayı hedefliyor.
Bir başka deyişle Washington, nükleer silahları bir "son çare caydırıcılığı" olmaktan çıkarıp, sahada uygulanabilir bir askeri araca dönüştürmeyi planlıyor.
İnsanlığa karşı yeni tehdit: Nükleer silahların kullanımı 'makulleştiriliyor'
Önerilen yaklaşımın, öncelikle "uzun menzilli stratejik nükleer silahlar"a güvenmek yerine, bölgesel çatışmalarda "kısa menzilli taktik nükleer silahlar"a daha fazla ağırlık vermek olduğu belirtiliyor.
NBC'ye konuşan ismi açıklanmayan Pentagon kaynakları ise daha geniş bir seçenek yelpazesinin "caydırıcılığı güçlendireceğini" iddia ediyor.
Nükleer silahların savaşta kullanımını “makulleştirecek” bu adımlar insanlığı bekleyen yeni tehlikeye işaret ediyor.
Rusya da 2024 yılında nükleer doktrinini güncellemişti. Yeni doktrine göre nükleer güce sahip bir devletin desteğiyle Rusya veya Belarus egemenliğine yapılacak konvansiyonel bir saldırı dahi nükleer misilleme sebebi sayılabiliyor.
ABD Çin'e, Rusya NATO üyesi Fransa ve İngiltere'ye işaret ediyor
Yeni START Anlaşması'nın süresinin dolmasının ardından Rusya, ABD aynı yaklaşımı benimsediği sürece "gerilimi tırmandırma yönünde adım atan ilk taraf" olma niyetinde olmadığını açıklamıştı.
ABD Başkanı Donald Trump anlaşmanın süresinin uzatılmasına karşı çıkarak Çin’i de içeren “daha iyi” bir anlaşma istediğini söylemişti.
Nükleer cephaneliğinin yaklaşık 600 savaş başlığı olduğu tahmin edilen Çin, en büyük nükleer cephaneliğe sahip ülkelerin nükleer silahsızlanma konusunda birincil sorumluluğu taşıması gerektiğini belirterek bu tür görüşmelere katılmayı reddetmişti.
Rusya ise daha sonra, genişletilmiş herhangi bir anlaşmanın nükleer silaha sahip NATO üyeleri Fransa ve İngiltere'yi de kapsaması gerektiğini belirtmişti.
Öte yandan Kasım ayında Çin’de yapılacak APEC Zirvesi’nde Trump, Putin ve Şi’nin bir araya gelebileceğine, nükleer silahların kısıtlanmasına ilişkin bir gündemin de masada olabileceğine yönelik iddialar geçtiğimiz hafta Rus basınında dile getirilmişti.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) göre, halihazırda nükleer silaha sahip olduğu değerlendirilen 9 ülke ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail olarak sıralanıyor. Enstitünün 2026 verilerine göre, bu 9 ülke 2025'te nükleer cephaneliklerinin modernizasyon ve güçlendirme programlarını sürdürdü.
Dünya tarihinde ilk kez ABD'nin Japonya'ya saldırılarıyla gerçeğe dönüşen nükleer silah tehdidi bugün taktik nükleer savaşın “makul bir askeri seçenek” olarak öne sürüldüğü, insanlık için yeni bir tehlikeli aşamaya girmiş bulunuyor.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.