Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Havana-Washington: 'Normalleşme' adımlarının onuncu yılında kimi notlar

Özellikle 2019 ve 2020 yılları arasında, Küba’ya yönelik ablukanın en sert şekilde ağırlaştırılması için adımlar atıldı. 2015-2016 yıllarında eğilim, kısa bir süreliğine değişmiş olsa da, son sekiz yılda eski haline döndü.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 07.03.2025 , 10:00 Güncelleme Tarihi: 07.03.2025 , 10:04

kuba

Asla kanıtlanamayan casusluk suçlamalarıyla ABD’de hapsedilen “Küba Beşlisi”nin 2014 yılının Aralık ayında ülkelerine dönmesi Küba ABD ilişkilerinde yeni bir dönem açmıştı.

Merkez medyada ABD ve Küba ilişkilerinin “normalleşmesi” olarak tanımlanan ve Obama’ya atfedilen bu dönem, abluka söz konusu iken Küba tarafından ancak "diplomatik ilişkilerin başlaması” olarak tanımlanabilmişti.

On yıl sonra Küba’nın eski Washington Büyükelçisi ve 37 yıllık diplomat Dr. José Ramón Cabañas Rodríguez tarafından kaleme alınan bu yazı söz konusu sürecin kazandırdıklarını, sınırlarını ve ABD siyaseti ile Küba toplumu üzerindeki etkilerini değerlendiriyor.


O 17 Aralık günü, Kübalılar, Amerikalılar ve dünyanın dört bir yanındaki insanlar, güne olağanüstü bir gelişmeyle karşılayacaklarına dair haber ve söylentilerle başladı. Gün ortasında hem Küba Devlet Başkanı Orgeneral Raúl Castro Ruz'un hem de ABD Başkanı Barack Obama'nın kamuoyuna açıklamalar yapacağı bildiriliyordu. Ancak sabahın erken saatlerinden itibaren, Gerardo Hernández Nordelo, Ramón Labañino Salazar ve Antonio Guerrero Rodríguez’in anavatanlarına döndüğü ve Küba Devleti’nin güvenliğine karşı eylemler gerçekleştirdikleri için ABD yetkililerinin ilgisini çeken mahkûmların teslim edildiği bilgisi yayılmıştı.  

Gerardo, Ramón ve Antonio; René González Sehwerert ve Fernando González Llort ile birlikte "Küba Beşlisi" olarak tanınan ve asla kanıtlanamayan casusluk suçlamalarıyla ABD’de uzun hapis cezalarına çarptırılmış kişilerdi. Tıpkı daha önce küçük Elián González’in davasında olduğu gibi, onların mücadelesi de tüm Küba'yı ve Amerikan toplumunun önemli bir kesimini derinden etkilemişti. Florida’nın güneyindeki siyasi bir gettonun çıkarlarını tatmin etmek amacıyla uydurulmuş bir yargı sürecine karşı, halk durmaksızın seferber olmuştu.  

Herhangi bir gözlemci için imkânsız görünen bir şey gerçekleşmişti. Bu durum, Küba ve ABD heyetleri arasında gerçekleşen gizli müzakerelerle mümkün olmuştu. Taraflar, iki ülke arasındaki stratejik konularda ilerleme kaydetmenin (veya kaydedememenin) yolunun bu sorunu çözmekten geçtiğini anlamışlardı.  

Ama Küba Beşlisi’nin aileleri ve halkları ile sarsılmaz bir inançla birlikte olduklarını bilmek o günün sevincinin yalnızca bir parçasıydı. Birkaç saat içinde her iki hükümetin de ikili diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi ve ulusal çıkarları ilgilendiren çeşitli konulardaki pozisyonlarının yakınlaştırılması için bir müzakere süreci başlatma niyetinde olduğu öğrenildi. Hem Havana’da hem de Washington’da halklar buna söz konusu olayların her dile getirilişinde hatırlanması gereken bir şekilde yanıt verdi.

Havana’daki çeşitli yükseköğretim fakültelerinden öğrenciler sokaklara çıkarak kutlama amacıyla Havana Üniversitesi’ne akın etti. Kübalı, Afrikalı kökenli yaşlı bir kadın yerel televizyona verdiği röportajda, “Sonunda var olduğumuzu kabul ettiler” dedi. Belki de bu kadın farkında olmadan, köle tacirleri tarafından Havana ile Carolina arasına bölünmüş atalarının tarihini özetliyordu. Washington DC’nin merkezindeki 16. Cadde’de yaşayan bazı vatandaşlar, o dönemde bir de-facto Küba Elçiliği olarak faaliyet gösteren diplomatik temsilciliğin önüne gelerek tebriklerini ilettiler.  

Şunu da ayrıca belirtmek gerekir ki; neredeyse ABD’nin en üst yürütme makamından alınan bu karar kadar önemli olan bir diğer şey, kamuoyunun büyük çoğunluğunun yıllardır düşman olarak görmediği -küçük- Küba ile farklı bir ilişki kurulması yönünde bir görüşe varılmasıydı.

Özellikle ABD’de yaşayan Kübalıların büyük bir kısmı o gün bir nebze olsun rahatlamış ve ailevi meseleler konusundaki sıkıntıları azalmıştı. Artık yakın gelecekte ailelerini ziyaret etmeleri, onları yanlarına kabul etmeleri, onlarla daha kolay iletişim kurmaları, ekonomik olarak destek olmaları ya da çocuklarının köklerini doğrudan tanımasını sağlamaları daha mümkün görünüyordu. Aslında iş bulmak amacıyla ülkelerinden göç etmelerini artık siyasi mülahazalarla nitelendirmek zorunda kalmayacaklardı.

17 Aralık 2014’te yaşananlar, ABD’nin Küba ile ilişkilerini en azından farklı bir şekilde yürütme niyetinde olduğunu gösterirken, Küba tarafı da müzakere etmeye ve çeşitli konularda anlaşmaya hazır olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu.  

Washington’da bu gelişmeler, farklı söylentiler ve çelişkili sızıntılarla günler öncesinden konuşulmaya başlanmıştı. Havana’da ise, o günlerde Küba-ABD ilişkilerinin durumunu ele alan yıllık bir akademik toplantı yapılmıştı. Toplantıya katılan uzmanlar, Obama yönetiminin son yıllarında büyük değişimler beklememek gerektiği sonucuna varmıştı. Aslında her iki tarafta da sürecin nasıl yürütüldüğünü ve en yakın zamanda ne gibi sonuçlar doğurabileceğini bilen yetkili sayısı oldukça azdı.

O duyurular, birkaç gün sonra, yeni yılın gelişiyle birlikte başlayan müzakere turlarının önünü açtı. ABD müzakere ekibinin Havana’ya yaptıkları ilk ziyarette, Küba ile müzakerelerin ancak karşılıklı saygıya dayalı ve tam bir karşılıklılık ilkesi gözetilerek  yürütülmesi durumunda başarıya ulaşabileceğini anladıklarını ifade etmeleri zaman kaybını önledi.

İki yılı biraz aşan bu müzakere süreci farklı açılardan eleştirildi. Kimileri çok az şey başarıldığını ve zamanın boşa harcandığını söylerken, kimileri Küba’nın bu sürece, ABD’nin uyguladığı abluka kalkmadan ya da Guantánamo’daki askeri üssün iadesi sağlanmadan girmemesi gerektiğini savundu.  

Ancak kesin olan bir şey varsa, o da Küba’nın tarihsel duruşuna sadık kalarak, Washington ile ön koşulsuz diyaloğa her zaman hazır olduğunu bir kez daha göstermiş olmasıydı. Küba, ister ikili ilişkilerin tek bir yönü, isterse tüm meseleler ele alınsın, müzakereye açık olduğunu defalarca kanıtladı.

Aslında göç, güvenlik ve daha geniş bir perspektiften yeni iletişim kanallarının oluşturulması gibi konuların ele alındığı hem gizli hem de açık birçok temas, bu sürecin öncülü olarak gerçekleşmişti. 1977’de çıkarılan ve iki ülke arasında resmi diplomatik ilişkiler olmadan doğrudan teması sağlayan “Interest section” (Çvn: Çıkar Bölümü) adı verilen defacto elçiliklerin açılması bu çabaların bir parçasıydı. Ancak 2014 ile değişen şey görüşülen konuların çeşitliliği ve gerçekten somut anlaşmalara varılması olasılığıydı. Nitekim, müzakereler sonucunda 22 mutabakat zaptı imzalandı. Bütün bunlar, iki halk arasındaki temasların giderek arttığı bir ortamda gerçekleşti. Bu temasların etkisini tam olarak ölçmek çoğu zaman zordu, çünkü sadece her iki taraftan katılanların sayısı değil, sürecin genel katkısı da belirleyici oldu.  

Daha yakın zamanda yapılan eleştirilerden biri, tarafların alınan kararların ve varılan anlaşmaların geri döndürülemez olmasını sağlayamaması yönünde oldu. Ancak buna verilecek bir yanıt, bir apartman inşa edilirken aynı anda içinde yaşanamayacağı gerçeğidir.  

Obama, görevdeki son yıllarında Kongre’nin her iki kanadında da azınlık konumundaydı. Bu yüzden, yürütme organının attığı adımları yasama organından destek almak suretiyle kalıcı hale getirme çabası pek mantıklı görünmüyordu. Nitekim, o dönemde danışmanlarının birçoğunun, başkanın dış politika konusunda ne kadar yetkiye sahip olduğuna ve özellikle de Helms-Burton Yasası’na dair yanlış bir değerlendirme yaptığı açıkça görüldü. Bu yasa, kendi içinde ABD Anayasası’na aykırı birçok unsur barındırıyordu.  

Bu süreçte "kervan yolda dizildi" demek yerinde olur. Ocak 2015’te, hangi konuların tartışılacağı ve kaçında anlaşmaya varılabileceği kesin olarak öngörülemezdi. İki taraf arasındaki bazı pozisyonların çok uzak olduğu belliydi, ancak sürecin nasıl ilerleyeceği tam olarak kestirilemiyordu. Nisan 2015’te Obama yönetimi, ilişkileri geliştirmeye yönelik ilk tedbir paketini açıkladığında, yetkililer bunun benzer başka kararların alınacağı anlamına gelmediğini özellikle vurgulamıştı. Ancak süreç ilerledikçe toplamda beş ayrı tedbir paketi açıklandı ve Küba ile ilişkiler konusunda yeni unsurlar içeren bir başkanlık direktifi yayımlandı.

Bazen olaylar kopuk ve beklenmedik bir şekilde geliştiğinden, 17 Aralık duyurusunun ve sonrasında yaşanan sürecin ikili ilişkiler üzerindeki en büyük etkileri Obama döneminde değil onun halefinin yönetimi sırasında görüldü. Bunun birkaç somut örneği var:  

1. İkili insan hareketliliği rekor seviyeye ulaştı – 2018 ve 2019 yıllarında Küba ile ABD arasındaki insan hareketliliği milyonları bulan rakamlara ulaştı.  

2. Göç anlaşmasının uygulanması – Ocak 2017’de imzalanan göç anlaşmasının yürürlüğe girmesi sayesinde, 2018’de ABD’ye düzensiz yollarla göç eden Kübalıların sayısı teknik olarak sıfıra indi.  

3. Kültürel iş birliklerinde en büyük etkinlik – Mayıs 2018’de, Kennedy Center’da düzenlenen Artes de Cuba festivali, iki ülke arasında şimdiye kadar gerçekleşen en kapsamlı kültürel etkinlik oldu.  

4. Biyoteknoloji alanında işbirliği – 2017’de imzalanan ve daha sonra ruhsatı yenilenen bir anlaşma, iki biyoteknoloji kurumu arasında akciğer kanseriyle mücadelede işbirliği yapılmasını sağladı.  

5. Yerel yönetimlerin Küba ile yeni ilişkiler talebi – 2017-2020 yılları arasında, ABD’deki birçok belediye konseyi, Küba ile özellikle sağlık alanında işbirliği yapılmasını talep eden kararları onayladı.  

6. Tarım sektöründeki açılım – Büyük ölçüde Cumhuriyetçilere yakın olan tarım sektörü, federal bütçeye eklenen bir madde sayesinde, Küba’ya tarım ihracatını teşvik etmek için resmi fonların kullanılmasına izin verilmesini sağladı.  

7. Havana’nın 500. yılı kutlamaları – Kasım 2019’da Havana’nın 500. kuruluş yıldönümü kutlamalarına ABD’den şimdiye kadarki en büyük yabancı heyet katıldı. Bu bağlamda, yalnızca bir ABD şehri Küba’nın başkentiyle resmi bir işbirliği anlaşması imzaladı.

Gerçek şu ki aynı zamanlarda, özellikle 2019 ve 2020 yılları arasında, Küba’ya yönelik ablukanın en sert şekilde ağırlaştırılması için adımlar atıldı. Ancak pek az kişi, ABD içinde Küba ile yakınlaşmayı destekleyen her türlü eğilimi veya bakış açısını sınırlamak ya da tamamen ortadan kaldırmak için yürütülen yoğun çabadan ve alınan kararlardan bahsediyor.  

Birçok uzman, iş insanı, müzisyen, devlet görevlisi ve entelektüel, federal kurumlardan gelen yetkililerin kendilerini farklı alanlara yönelmeye "davet etmesinin" ardından, mesleki ve ticari fırsatlarının azaldığını gördü. Birçok sivil toplum kuruluşu, Küba’yı öncelikleri arasından çıkarmadıkları durumda, aldıkları özel bağışların ve bütçelerinin giderek azaldığını fark etti.

17 Aralık 2014’te yapılan duyurular üzerine çok şey söylenebilir ve tartışılabilir, ancak en az iki kesinlikten bahsetmek mümkündür:  

1. İlk kez Beyaz Saray, Küba ile ilgili kararlarını ABD toplumunun çoğunluğunun desteğiyle aldı.  

2. Alınan kararlar ve varılan anlaşmalar, birçok konuda federal kurumların genel vizyonuyla uyumlu ve ABD’nin ulusal çıkarları olarak tanımladığı yaklaşımla tutarlıydı.  

Ancak kabul etmek gerekir ki, olayların doğası değişir: Özellikle de ABD gibi devasa bir ülke, son derece karmaşık bir siyasi sistem içinde dış politikasını kişisel duygulara, yerel siyasi hesaplara, yozlaşmış politikacıların çıkarlarına, şantaj korkusuna ya da akademik bilgi birikimini ve tarihsel belgeleri görmezden gelen yüzeysel yaklaşımlara dayandırdığında. 2015-2016 yıllarında bu eğilim kısa bir süreliğine değişmiş olsa da, son sekiz yılda eski haline döndü.  

O günden bu yana 10 yıl geçti. Bu, o dönemin olaylarını doğrudan yaşamamış ya da yaşlarına bağlı olarak onları tam anlamıyla kavrayamamış yeni bir genç neslin ortaya çıktığı anlamına geliyor. O yüzden, olup bitenleri defalarca anlatmak ve doğru bir şekilde aktarmak bizim sorumluluğumuz.


Yazar: DrC. José Ramón Cabañas Rodríguez
Yayınlandığı yer: CIPI 
Yayın tarihi: 16 Aralık 2024
Çeviri: Can Seven


"Küba Gerçeği", 2023 Şubat ayında Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) girişimiyle başlatılan bir yayın. Küba'da siyaset, ekonomi, yaşam, kültür gibi konularda Kübalı yazarların ürettiği makalelerin çevirilerini yayımlayan Küba Gerçeği'nde çıkan makaleler, artık soL'da paylaşılacak.

Díaz-Canel: Zulme sessiz kalmayacağız; ilerlemeye, geleceğe ve erdemli olmanın değerine inanacağız
diaz

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.