Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Dünya Çocuk Hakları Günü’nde MESEM gerçeği: 'Hukuken ambalajlanmış çocuk işçiliği rejimi'

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Türkiye, çocuk işçiliğinin "mesleki eğitim" adı altında meşrulaştırıldığı karanlık bir tabloyla yüzleşiyor. Konuyu soL için değerlendiren Av. Müjde Tozbey ve Eğitimci Nurcan Korkmaz, MESEM’in bir eğitim modeli değil; hukuki kılıflarla donatılmış, sermayeye ucuz işgücü transferi sağlayan bir sömürü çarkı olduğunu vurguladı

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 20.11.2025 , 00:00

AKP iktidarının "meslek lisesi memleket meselesi" sloganıyla parlattığı, son dönemde ise Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) üzerinden yaygınlaştırdığı model, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü'nde bir kez daha tartışmaların odağında. 

Devletin resmi söylemde yasakladığı çocuk işçiliği, MESEM aracılığıyla yasal bir statüye kavuşturulurken; hukukçular ve eğitimciler bu sistemin çocuk haklarına ve pedagojiye vurulmuş ağır bir darbe olduğu konusunda hemfikir.

Konuya ilişkin soL’a konuşan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Av. Müjde Tozbey sistemin ikiyüzlü hukuk işleyişini deşifre ederken; Eğitimci Nurcan Korkmaz ise uygulamanın pedagojik ve sınıfsal yıkımını gözler önüne serdi.

Tozbey: 'Vitrinde koruma, mutfakta sömürü var'

Hukukun çocuk emeğine dair "çift yönlü" ve ikiyüzlü bir işleyişi olduğuna dikkat çeken Av. Müjde Tozbey, devletin vitrine koyduğu yasalarla, mutfakta işlettiği sürecin taban tabana zıt olduğunu belirtti.

Tozbey, konuyu hukuki açıdan şu sözlerler anlatıyor.

"Hukukun bir vitrini var; burada Anayasa, ILO sözleşmeleri ve Çocuk Koruma Kanunu duruyor. Bunlar devlete çocuğu koruma, tehlikeli işlerden uzak tutma görevi veriyor. Ancak bir de mutfak kısmı var. Orada çıraklık ve MESEM hükümleri, ‘hafif iş’ tanımları ve denetimsizlik devreye giriyor. Devlet bir yandan çocuk emeğini yasakladığını söylüyor, diğer yandan sermayeyle el ele verip çocukları ‘istisnalar’ üzerinden üretim bandına sürüyor.”

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Av. Müjde Tozbey

'Eğitimi engelleyen her iş çocuk işçiliğidir'

Çocuk işçiliğinin en örgütlü biçiminin bugün "mesleki eğitim" ambalajıyla sunulduğunu vurgulayan Tozbey, “Haftanın dört gününü asgari güvenlikten yoksun üretim alanlarında geçiren çocuk, kağıt üzerinde hâlâ öğrenci sayılıyor. Devlet, ‘biz ona meslek kazandırıyoruz’ diyerek İş Kanunu’ndaki koruma kalkanlarını deliyor. Oysa ILO açıkça diyor ki; eğitimi engelleyen her çalışma biçimi çocuk işçiliğidir. İşletmede geçirilen sürenin eğitim sayılması, bu gerçeği değiştirmez” ifadelerini kullandı.

Müjde Tozbey, ulusal eylem planları ve "mücadele yılları" ilan edilirken MESEM’in genişletilmesini "Mücadele belgeleri, fiili politikayı tersine çevirmek için değil, maskelemek için kullanılıyor. Çocuk işçiliği yasadışı bir sapma değil, hukuken ambalajlanmış bir emek rejimi haline geldi" sözleriyle eleştiriyor.

 

Korkmaz: 'Gri bir koridora hapsedilen çocuklar'

İşin pedagojik ve toplumsal boyutunu değerlendiren Nurcan Korkmaz ise, Tozbey’in işaret ettiği "hukuki kılıfın" sahadaki acı sonuçlarına dikkat çekti. MESEM’in çocukları okul ile fabrika arasına sıkışmış gri bir koridora hapsettiğini belirten Korkmaz, şunları söyledi:

“Çocuklar, ergenlik döneminin en kırılgan aşamasında, yetişkin işçi sorumluluğuyla baş başa bırakılıyor. Pedagojinin ‘güvenli öğrenme ortamı’ ilkesi, burada işletmenin üretim planına yeniliyor. Çocukların duyacağı ses, öğretmenin yol gösteren sesi olması gerekirken; makinelerin uğultusunu ve çocuk psikolojisinden anlamayan ustaların emirlerini duyuyorlar. Bu sistemde çocuğun gelişimi değil, sermayenin ‘verimlilik’ beklentisi esas alınıyor.”

 'Başarısızlık değil, yoksulluk: Bu bir sınıf meselesi'

MESEM’e yönlendirilen çocuklara yapıştırılan "akademik başarısızlık" etiketine de itiraz eden Korkmaz, meselenin sınıfsal boyutunun altını çizdi. Yaptıkları saha çalışmalarında çocukların yüzde 58’inin MESEM’e gitme nedeni olarak doğrudan "ekonomik zorlukları" gösterdiğini belirten Korkmaz, “Bu çocuklar başarısız değil, yoksullar. MESEM, sermayenin ucuz işgücü talebinin, yoksul hanelerin çocukları tarafından karşılanması projesidir” dedi.

Eğitimci Nurcan Korkmaz

15 çocuk iş cinayetinde yaşamını yitirdi

 Av. Müjde Tozbey ve Eğitimci Nurcan Korkmaz, sistemin ölümcül sonuçlarına dikkat çekti. Bugüne kadar MESEM kapsamında 15 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini hatırlatan Korkmaz, “Kayıtlara geçmeyen yüzlerce yaralanma ‘sakarlık’ denilerek örtbas ediliyor. Sistem sorgulanmıyor, işveren cezalandırılmıyor; fatura çocuğa kesiliyor” dedi.

'Geleceğe değil, bugünün ucuz işgücüne yatırım'

Av. Müjde Tozbey, "Gerçek koruma ancak bu yapının ortadan kaldırılmasıyla, çocukların eğitime ve kamusal güvenceye kavuşmasıyla mümkündür" derken; Nurcan Korkmaz sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu çocuklar geleceğe dair hayal kuramıyor, 14 yaşında tek hayalleri asgari ücretin artması. Oysa eğitim çocuğun dünyasını genişletmek içindir, daraltmak için değil. Bugün MESEM’in gölgesindeki 500 bini aşkın çocuk, ışıkta büyümeyi hak ediyor. Onların elleri makinelerin arasında kaybolmasın diye, yetişkinlerin daha gür bir ses çıkarması gerekiyor. Çünkü bu mesele, bir ülkenin kendi çocuklarına nasıl baktığının aynasıdır.”

DOSYA

1

Çocuk işçi cinayetleri

Okul sıralarından alınıp, patronların kârı uğruna yaşamdan koparılan her çocuk bu düzenin doymak bilmeyen iştahını kanıtlıyor. soL, Dünya Çocuk Hakları Günü'nde 'hukuk' kılıfıyla meşrulaştırılmaya çalışılan çocuk işçiliğinden, 'kaza' denilerek örtülen planlı cinayetlerin ekonomi politiğine bugünün dünyasında çocuk olmayı ele aldı.

Bir çocuğun bedeni asansör boşluğuna sığar mı? İstatistiklerin gölgesinde ‘çocuk işçiliği’Çocuk Hakları Günü'nde unutulan bir belge: 1918 Moskova Çocuk Hakları BildirgesiÇocuk işçi ölümlerinin arkasındaki gerçekleri anlattı: 'Sakın böyle bir yanılgıya düşülmesin...'

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.