Sayfa yolu
Çocuk Hakları Günü'nde unutulan bir belge: 1918 Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi
Özgür Hüseyin Akış
Yayın Tarihi: 20.11.2025 , 00:00
20 Kasım Çocuk Hakları Günü…
Bugün sosyal medyayı rengârenk mesajlar, iyi dilekler ve çocuk fotoğrafları kaplayacak. Bugün savaşlarda, iş cinayetlerinde, salgın ve kıtlıklarda ölen çocukların sayısını dahi bilmiyorken, bugünü kutlamaktan ziyade bir şeyleri hatırlamak ve mücadeleyi büyütmek için bir vesileye çevirmek gerekiyor.
Oysa çocuk hakları dediğimiz şey, ne kutlama günü posterlerine, ne de temsili söylemlere sığmayacak kadar derin ve politik bir yapısal meseledir. Bu nedenle bugün, çoğu kişinin adını bile duymadığı, ama çocuk hakları tarihinin en radikal ve en cesur metinlerinden biri olan 1918 Moskova Çocuk Hakları Bildirgesini hatırlamakta fayda var.
Türkiye'de hemen her sorunun çözümü olarak "sandık" görülüyor. Oysa çocukların sorunlarının asla çözülemeyeceği yer orası. Bu ülkenin gelecek kuşaklarının hepsi birbirine benzeyen liderlere değil, yeni bir düzene, yapısal bir dönüşüme ihtiyacı var. Bu sesi yükseltmek için soL'a güç ver.
Ekim Devrimi'nin ilk günlerindeki soru: 'Çocuk kimdir?'
Bu bildirge, Ekim Devrimi’nin hemen ardından, Moskova’da toplanan Proletkült konferansında hazırlanmıştı. Henüz Birleşmiş Milletler yoktu, Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi yazılmamıştı. Dünyada çocuk haklarına ilişkin neredeyse hiçbir kurumsal çerçeve bulunmazken, Moskova’da bir grup eğitimci, aydın ve devrimci “çocuk kimdir?” sorusunu toplumsal eşitlik bağlamında yeniden tanımlıyordu.
En çarpıcı noktalardan biri şu: Bildirge, çocuğu yalnızca korunması gereken bir varlık olarak değil, özgür bir birey olarak ele alıyordu. Devrimin sıcaklığı ve Proletkült'ün teorik radikalliği, bu vurguyu en uç sonuçlarına taşıyordu. 1918’deki bildirgede şöyle yazılmıştı:
“Hiçbir çocuk, kendisinin onayı olmaksızın bir eğitim kurumuna gitmeye zorlanamaz.”
Bu maddede dile getirilenler, yalnızca bir eğitim özgürlüğü iddiası değil; çocuğun kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olduğu önemli bir adımdı. Çocuk, bir yetişkin projesi değil, başlı başına bir bireydi.
Bildirge aynı zamanda sınıfsal eşitsizliklerin çocuk üzerindeki etkisine de savaş açıyordu. “Her çocuk, ebeveynlerinin sosyal durumuna bakılmaksızın yaşama ve gelişme hakkına sahiptir” cümlesi, daha o tarihte çocuk yoksulluğuna ve çocuk işçiliğine karşı açık bir politik tavırdı. Meseleyi bir hayırseverlik konusu olmaktan çıkarıyor, devletin ve toplumun sorumluluğunu net biçimde tarif ediyordu.
Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi'nde öne çıkan bazı vurgular şu şekilde:
1.Her çocuk, yaşı ne olursa olsun, bağımsız bir kişiliktir; ailelerin, toplumun ya da devletin tasarrufunda görülemez, hiçbir biçimde sahiplenme nesnesi haline getirilemez.
2. Çocuklar, kendilerine en uygun eğitimi sunacak kişileri seçme özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük, kötü muamele veya niteliksiz eğitim durumunda ailelerinden ayrılabilmeyi de kapsar. Çocuğun ailesinden ayrılma kararı yaşla sınırlanamaz; toplum ve devlet, böyle bir durumda çocuğun sosyal ve ekonomik koşullarının güvence altında olmasını sağlamakla yükümlüdür.
3.Her çocuk, çok küçük yaşlardan itibaren, kendi kapasitesine uygun biçimde toplumsal üretimin parçası olabilmelidir. Bu katılım, çocuğun gelişimini zedelemeyecek, tersine eğitimin bir parçası olarak güçlendirecek şekilde düzenlenmelidir. Çocuğun üretime katılması, onun kendini değersiz hissetmemesinin, toplumun bugünkü yaşamında anlamlı bir rolü olduğunu görmesinin bir yoludur.
4.Çocuklar, temel hak ve özgürlükler açısından yetişkinlerle aynı statüye sahiptir; yaş, bu eşitliğin önünde engel değildir.
5.Çocuklar, topluma zarar veren durumları değiştirmek amacıyla diğer çocuklar ya da yetişkinlerle birlikte hareket etme, işbirliği kurma ve müdahil olma hakkına sahiptir.
6.Aileler, toplum ya da devlet, hiçbir çocuğu herhangi bir dini inanca, eğitime veya ritüele zorlayamaz. Dinsel içerikli eğitim hangi biçimde olursa olsun ancak çocuğun özgür tercihine dayanabilir.
7.Çocuklar, bilişsel kapasiteleri doğrultusunda, yetişkinler kadar düşüncelerini sözlü veya yazılı şekilde ifade etme özgürlüğüne sahiptir.
8.Çocuklar, kendi yüksek yararlarını gözetmek kaydıyla, diğer çocuklar veya yetişkinlerle birlikte örgütler, dernekler ya da başka tür toplumsal yapılar oluşturma hakkına sahiptir. Bu hak, çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimiyle uyumlu olmalıdır.
9.Çocuklara ceza verilemez, gözaltı ya da tutuklama uygulanamaz. Çocukların işlediği ihlallerde, baskı ve ceza yerine, uygun eğitim ve destek programlarıyla iyileştirici yöntemlere başvurulmalıdır.
10. Toplum ve devlet, bu hakların tümünü korumakla yükümlüdür; genç kuşağa karşı sorumlulukların yerine getirilmesi için gerekli önlemleri almak, eksiksiz güvenceler oluşturmak zorundadır.
'Çocukların hakları, çocukları sevmenin değil, onları eşit birer yurttaş olarak tanımanın sonucudur'
Bugün çocuk hakları konuşurken çoğu zaman “çocukları seviyoruz”, “çocuklar geleceğimizdir” türünden romantik ifadelerle oyalandığımız bir gerçek. Çocukların bugününü var edemeden yarınının inşası gibi büyük sözler etmenin anlamsızlığı artık herkesin malumu. Sovyetler Birliği'nin çözülüşünden sonraki süreçte çocukların, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin çocukların yaşam haklarını korumak için bile yeterli olmadığına tanıklık ettik.
Ancak Moskova Bildirgesi bize başka bir şeyi daha hatırlatıyor: Çocukların hakları, çocukları sevmenin değil, onları eşit birer yurttaş olarak tanımanın sonucudur. Ekim Devrimi'nin henüz ilk günlerinde, bir yanda salgın hastalık diğer yanda iç savaş koşulları devam ederken hazırlanan bir belgede, çocukları koruyarak değil, söz hakkı vererek büyütmemiz gerektiğini söylüyordu.
Aradan bir asır geçti.
Sermaye sınıfı bu bildirgeyi geniş kitlelerin hafızasından sildi. Patronlar, çocukların söz sahibi olmasından hâlâ çekiniyor. Eğitim sistemleri, çocukları hâlâ içinde yaşadığımız sistemin kalıplarına sıkıştırıyor.
Çocuk işçiliği hâlâ küresel bir sorun; çocuk yoksulluğu hâlâ politik gündemin en alt sırasında.
Çocuk Hakları Günü’nde belki de en çok bunu hatırlamalıyız:
Çocukların haklarını korumanın yolu, onları kutsal varlıklar haline getirmekten değil; hak ve özgürlük sahibi bireyler olarak tanımaktan geçiyor.
Ve 1918’de Moskova’da yazılan o cümle, hâlâ çok şey söylüyor:
“Çocuk, kendi yaşamını düzenleyen kuralların oluşturulmasına katılma hakkına sahiptir.”
Belki de bugün asıl sorulması gereken soru şu: Biz çocukları gerçekten bir birey olarak görüyor ve duyuyor muyuz?
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.