Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Çocuk işçi ölümlerinin arkasındaki gerçekleri anlattı: 'Sakın böyle bir yanılgıya düşülmesin...'

TKP MK Üyesi Önoğlu "Türkiye’nin evlatları, çocuklarımız ölüyor. Gözlerini daha ilk andan çalışmaya zorlandıkları bir dünyaya açıyorlar ve ağır koşullar altında ter dökerken yitip gidiyorlar. Artık yalnız kayıtlı çocuk işçiler Türkiye işçi sınıfının yüzde onuna yakınını oluşturuyor" dedi.

Burcu Günüşen

Yayın Tarihi: 18.11.2025 , 15:29 Güncelleme Tarihi: 19.11.2025 , 13:54

Bu yıl sadece kayıtlara geçen en az 81 çocuk işçi cinayeti yaşandı.

Bu sayıya son dönemde neredeyse her gün bir yenisi ekleniyor.

Büyük tepki çeken çocuk işçi cinayetlerine karşı Türkiye Komünist Gençliği (TKG), 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde "yüzleşme" çağrısıyla bir eyleme hazırlanıyor.

Bu vesileyle Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite üyesi Berkay Kemal Önoğlu ile çocuk işçi cinayetlerini ve yapılacak eylemi konuştuk.

Önoğlu, "Bir dönem romantize edildiği gibi tatillerde aile bütçesine katkıda bulunmak için hafif işlerde yarı zamanlı çalışan çocuklardan bahsetmiyoruz Türkiye’de çocuk işçilik deyince. Bazen hâlâ bunu anlayanlar oluyor, kendilerince normalleştirmeye kalkanlar… Sakın böyle bir yanılgıya düşülmesin. Burada sermaye sınıfının ucuz iş gücü ihtiyacına yönelik bayağı büyük bir operasyon var" diyor.

'Ölümlerdeki artış sermaye sınıfının ihtiyaçlarıyla ilgili'

Türkiye’de çocuk işçi cinayetlerinin çığrından çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece bu yıl en az 81 çocuk işçinin ölümü kayıtlara geçmiş oldu. Gerçek sayının bunun da üstünde olduğunu tahmin edebiliyoruz. Size göre bu ölümlerin arkasındaki asıl sebepler nelerdir?

Türkiye'de çocuk işçiliğin zirve yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Buradaki artış doğrudan sermaye sınıfının ihtiyaçları ile ilgili elbette. Nüfus artış hızının düşmeye başlamasıyla iş gücü piyasasını çocuklarla genişletmek gibi bir yolu benimsiyorlar. Bu yolda da Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, hepsi emirlerine amade. Bir dönem romantize edildiği gibi tatillerde aile bütçesine katkıda bulunmak için hafif işlerde yarı zamanlı çalışan çocuklardan bahsetmiyoruz Türkiye’de çocuk işçilik deyince. Bazen hâlâ bunu anlayanlar oluyor, kendilerince normalleştirmeye kalkanlar… Sakın böyle bir yanılgıya düşülmesin. Burada sermaye sınıfının ucuz iş gücü ihtiyacına yönelik bayağı büyük bir operasyon var.

Çocuklar ağır kimyasallarla dolu ortamlarda, yüksek sıcaklıklarda, çoğunlukla güvenliksiz ve güvencesiz çalışıyorlar. Çocuklarımızın ölüm şekilleri de ortada. En ağır koşullarda, bedensel sosyal gelişimlerini sekteye uğratacak şekilde iş hayatına dahil oluyorlar. Çocuk emeğine ihtiyaç duyulan ve ona açılan piyasa bu. Dizginsiz, kanunsuz, vahşi bir kapitalizmin hüküm sürdüğü yerde ölümlerin önüne geçilemiyor olması son derece doğal değil mi?

'Doğrudan onların icadı bu MESEM'

TKG uzun süredir MESEM’lere karşı ciddi bir mücadele veriyor. Ancak Milli Eğitim Bakanı, iktidar yetkilileri ve patronlar kesintisiz şekilde MESEM övmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Hande Fırat da bu adımı 'Devrim' olarak tanımladı. Bu 'devrim' çocuklar için ne anlama geliyor gerçekten?

MESEM yukarıda bahsettiğim çocuk işçiliği iş gücü piyasasına entegre etme planının en kilit adımı oldu. 1 milyon 100 bin MESEM’li haftanın bir günü okula gidiyor en az 4 günü işyerine. Patronlara büyük bir kıyak doğrusu. Devlet kendi sorumluluğundaki liselileri getirip bunların fabrikalarında çalıştırıyor. Rağbet de çok fazla MESEM’lere, bunu görmezden gelmemek lazım. Tabii ki önemli nedenleri var. Örneğin meslek lisesi öğrencilerinin durumlarını MESEM karşısında anlamsızlaştırdılar. Meslek liselerinin niteliksizleşmesi öğrencilerin her durumda ayrı bir gelecek planı yapmasına engel oluyor ve onları erken yaşta işçileşmeye sevk ediyordu. Önemli kollardaki meslek liselerinin modernizasyonunu da yapmadılar. Meslek liselilerin okulda pratik deneyim elde etmesi imkansız hale geldi. MESEM’leşme süreci böylece hızlandırılmış oldu. Ama asıl bütün bu hikayenin kaynağında yaşanılan ağır yoksulluk, gençlerin ilgi ve yeteneklerinden bağımsız önceliklerle hayata atılma zorunlulukları ve geleceksizleşme gibi temel olgular var. Aileler ve çocuklar “ondansa bu” diyerek MESEM’lere yöneldiler. Sermaye şakşakçılarının alkış tutup devrim dedikleri bu gelişmeler çocuklara varıncaya kadar halkımızı sömürme işleminde gerçekten bir dönüm noktası. Ve biliyorsunuz doğrudan onların icadı bu MESEM.

'Türkiye’nin evlatları, çocuklarımız ölüyor'

TKG bir eylem çağrısı yaptı. 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde yüzleşmeye çağırdınız. Hem bu eylem hem de yüzleşme çağrısının içeriğine ilişkin neler söylersiniz?

Birincisi ne yaşanmakta olduğunun ve büyük dönüşümün anlaşılması lazım, ikincisi sorumluların kamuoyuna tanıtılması lazım. Bu yüzden yapıyoruz eylemleri. Türkiye’nin evlatları, çocuklarımız ölüyor. Gözlerini daha ilk andan çalışmaya zorlandıkları bir dünyaya açıyorlar ve ağır koşullar altında ter dökerken yitip gidiyorlar. Artık yalnız kayıtlı çocuk işçiler Türkiye işçi sınıfının yüzde onuna yakınını oluşturuyor. Bunlar son yıllarda yaşanan büyük dönüşümler. Bunların anlatılması, normalleşmemesi ve çocuk işçiliğine karşı mücadelenin bir an önce yükseltilmesi son derece önemli. Diğer konu ise daha vahim çünkü her geçen gün artan ölümler karşısında sorumluluk üstlenen, yüzü kızaran, açıklama yapma ihtiyacı hisseden bile yok. AKP'nin patronlara her alanda dikensiz gül bahçesi sunmak istediğini biliyoruz ama bunu başaramazlar. Patronlar suçlu, Bakanlık kurumları, hükümet baştan aşağı suçlu. Bu ölümlerin geçiştirilmesine izin vermemeliyiz.

'Düzeni topyekun sorgulamak zorundayız'

Türkiye’de sayılara çok hızlı alışılıyor ve sadece soğuk bir istatistik haline geliveriyor her şey. Ancak bu kez söz konusu olan şey çocuklar. Buna alışmamak, 81 çocuk işçinin ölümünü normalleştirmemek için ne yapmalı?

Maalesef yalnız çocuk ölümlerinde değil genel olarak iş cinayetleri, kadın cinayetleri, taciz, mobbing gibi suçlar artık birer istatistik olmanın kıyısında. Türkiye'de gündelik yaşantının bir parçası haline geldi bunlar. Bunların normalleşmemesi için toplum olarak bunları normalleştiren düzeni de topyekun sorgulamak zorundayız herhalde. Bunların niçin yaşandığını, arkasında hangi kök sebeplerin yattığını görüp ona göre bütüncül bir tutum almalıyız.

Ben bu vesileyle bu satırları okuyan tüm yurttaşlarımızı 20 Kasım'daki eylemlerimize bir kez daha davet etmek istiyorum. Gelin cinayetlerin sorumlularıyla birlikte yüzleşelim, işledikleri ağır suçları meydanlarda sergileyelim. Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı önüne ve İstanbul’da Beşiktaş Meydanı’na arkadaşlarımızı bekliyoruz.

DOSYA

1

Çocuk işçi cinayetleri

Okul sıralarından alınıp, patronların kârı uğruna yaşamdan koparılan her çocuk bu düzenin doymak bilmeyen iştahını kanıtlıyor. soL, Dünya Çocuk Hakları Günü'nde 'hukuk' kılıfıyla meşrulaştırılmaya çalışılan çocuk işçiliğinden, 'kaza' denilerek örtülen planlı cinayetlerin ekonomi politiğine bugünün dünyasında çocuk olmayı ele aldı.

Bir çocuğun bedeni asansör boşluğuna sığar mı? İstatistiklerin gölgesinde ‘çocuk işçiliği’Dünya Çocuk Hakları Günü’nde MESEM gerçeği: 'Hukuken ambalajlanmış çocuk işçiliği rejimi'Çocuk Hakları Günü'nde unutulan bir belge: 1918 Moskova Çocuk Hakları Bildirgesi

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.