Sayfa yolu
Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı? İç politika
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 13.06.2023 , 17:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Dayanışma Meclisi'nin ortak yayın organı olan Dayanışma Forumu'nun Mayıs 2023'te yayımlanan 8. sayısında, 6 Şubat depremi ele alındı.
"50 Soruda 6 Şubat Depremi: Deprem düzenin meşruiyetini sarstı mı?" başlıklı sayıda, neo-liberal saldırıların sonucunda devletin nasıl küçülerek yıkıma müdahale edemez hale geldiği ele alındı.
Dayanışma Forumu'nın 8. sayısının dokuzuncu bölümünü soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
41) Depremin yakın dönem siyaseti nasıl etkilemesi beklenir? Bu deprem AKP’nin gidişini hızlandırır veya kesinleştirir mi?
Fatih Yaşlı - Yazar
6 Şubat depreminin hem depremi doğrudan yaşayanlar hem de yaşamayanlar açısından en çok sorulan sorusu “nerede bu devlet”ti ve bu dünyanın en haklı sorusuydu. Arama kurtarma çalışmalarından sağlık hizmetlerine, barınmadan hijyene, devlet depremin en yıkıcı anlarında neredeyse hiç ortalıkta yoktu. “Nerede bu devlet” sorusunun doğrudan AKP iktidarı ve Erdoğan olması ise şaşırtıcı değildi; çünkü AKP 20 yılın sonunda devletin bütün kurumlarını ele geçirmiş ve devletleşmiş, Erdoğan da “tek adam” olmayı başarmıştı. Ancak durum bu olduğu halde Erdoğan da AKP de günlerce bu soruyu duymazdan geldi. Hatta Erdoğan İletişim Başkanlığı’nın bir prodüksiyonu olduğunu bildiğimiz ilk deprem videosunda halka açıkça sopa gösterdi, parmak salladı.
Depremin Erdoğan’ın seçim planlarını bozduğunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz. Yılın başında asgari ücrete, memur ve emekli maaşlarına yapılan zamlar, Emeklilikte Yaşa Takılanlar’a dair düzenleme, sosyal konut projesi, baz etkisiyle enflasyonda yaşanacak düşüş, TOGG’un tezgahtan indirilmesi, Karadeniz doğalgazı üzerinden verilecek mesajlar, hepsi Erdoğan açısından seçim sürecinin birer kozu olarak kullanılacaktı. Ancak deprem öylesine büyük bir yıkıcılığa sahipti ki hem gündemin tek konusu haline geldi hem de bu kozları kullanılabilir olmaktan çıkardı.
Erdoğan ve AKP iktidarı deprem boyunca krizi nasıl yöneteceklerini bilemedi.
Deprem bölgesinde yaşanan korkunç koordinasyonsuzluk hali, AFAD ve Kızılay’ın durumu, halka sopa sallama, internette bant daraltması uygulamasına gitme, sonrasında “helallik” isteme ama bir süre sonra bundan da vazgeçip “depremin ilk anından beri vatandaşımızın yanındaydık” söylemine geçiş, depremin yarattığı felaketin sorumluluğunu üzerinden atmak için “muhalefet kentsel dönüşüme karşı olduğu için böyle oldu” diyerek muhalefeti suçlama ve hızlıca, hesap kitap yapılmaksızın atılan bina temelleriyle yeniden “hizmet siyaseti”ne dönüş… Bunların hepsi AKP’nin deprem karşısındaki şaşkınlık ve çaresizliğinin birer yansımasıydı, toplum “nerede bu devlet” sorusunu daha yüksek sesle sordukça bu şaşkınlık ve çaresizlik daha da büyüdü.
Depremin yarattığı şok etkisi biraz hafiflemeye başladığında herkes seçimlerin ertelenip ertelenmeyeceği sorusuna bir yanıt aramaya başladı. Bülent Arınç’ın “seçimler ertelenmelidir” diyen açıklaması muhtemelen bir zemin yoklamasıydı ve buna muhalefetin yanaşmayacağı anlaşılınca seçimlerin daha önce açıklanan 14 Mayıs’ta yapılması için düğmeye basıldı. Deprem eğer Erdoğan açısından bir avantaj yarattıysa o da o hengâmede “iki dönem kuralı” ve bu seçimde yeni seçim yasasının uygulanıp uygulanamayacağına dair tartışmaların fazla büyümemesi oldu. Erdoğan anayasada açık hüküm olduğu halde bir dönem daha cumhurbaşkanlığı yarışına girdi.
Kemal Kılıçdaroğlu, İYİP’in itirazıyla kısa süreli bir kriz yaşansa da izlediği ittifaklar siyasetinin neticesi olarak kendisini “Altılı Masa”ya cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ettirdi. Seçimlere Yeşil Sol Parti adıyla girecek olan Halkların Demokrat Partisi’nin aday göstermeyeceğini açıklamasıyla ve çeşitli sosyalist partilerin Erdoğan’ın gitmesi için Kılıçdaroğlu’na oy vereceklerini söylemeleriyle birlikte matematiksel olarak Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazanma ihtimali yükseldi.
Deprem Erdoğan’ın kozlarını elinden alınırken, seçimleri manipüle etme olanaklarını da azalttı. Suriye ile ya da Yunanistan’la birtakım gerilimler yaratmak ya da içeride birtakım provokasyonlara başvurarak ülkeyi normal olmayan yollardan bir seçime götürme ihtimali neredeyse kalmadı. Ancak yine de özellikle seçim akşamı oyların sayılması esnasında birtakım manipülasyonlara tevessül edilmesi ihtimali güçlü görünüyor. Erdoğan’ın belki de son çare olarak böyle bir şeye girişmesi şaşırtıcı olmayacağından hem sandık güvenliği hem de oy sayım süreci başlıklarında son derece dikkatli olunması bir zorunluluk teşkil ediyor.
Son olarak, AKP’den kurtulmanın AKP rejiminden kurtulmak anlamına gelmediğini, seçimlerin kazanılması halinde ortaya çıkacak tablonun bir nevi “AKP’siz AKP rejimi” şeklinde olacağını görmek gerekiyor. Eğer bir kez daha enkaz altında kalmak istemiyorsak sadece AKP’yi göndermekle yetinemeyiz, bu nedenle de 15 Mayıs itibariyle kamuculuğun, toplumculuğun, halkçılığın, kâr için değil kamu faydası için örgütlenmiş planlı bir ekonomik modelin yürürlükte olduğu, ürettiğimiz zenginliği hep beraber ve adilce paylaştığımız bir Türkiye için mücadeleye devam etmek zorundayız.
42) Deprem bölgesinde OHAL neden ilan edildi? Seçimler üzerinde etkisi olur mu?
Ali Rıza Aydın - Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü
6 Şubat depremleri sonrası Cumhurbaşkanı kararıyla 10 ilde (Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye, Şanlıurfa), 8 Şubat’tan başlayarak üç ay süreyle OHAL ilan edildi.
OHAL’in, depremin ilk üç gününde süren kargaşa, plansızlık, örgütsüzlük ve iletişimsizliği giderme, eşgüdümü ve hızlı el atmayı, kaynakları etkin kullanmayı sağlama yönlerinden olumluluk taşıdığı ileri sürüldü. Ancak OHAL ilanı ve OHAL CBK’lerinin yayımlanması devlet yönlü plansızlık ve eşgüdümsüzlüğü çözemediği gibi arama ve kurtarmalardaki üç günün hareketsizliğini de kapatamadı.
Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ilan edilen uzun OHAL dönemi unutulmadı. Bu dönemdeki OHAL KHK’leriyle yaratılan hukuksuzluk, adaletsizlik ve mağduriyetler, OHAL’le ilgili olmayan ve OHAL dönemini aşan konularda düzenleme yapılması, TBMM ve AYM denetimsizliği, baskı ve kıyımlar, ayrıca bu KHK’lerin Meclisçe aynen kabul edilerek yasalaşması unutulmadı. Etkileri halen devam ediyor. Bu dönemdeki endişe, güvensizlik, hak ve özgürlük sınırlamaları ve ayrımcılık korkusu afet OHAL’inde de devam ediyor.
Önceki OHAL, 2017 Anayasa değişikliğinden önceki kurallara dayanılarak, şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması nedenleriyle 20 Temmuz 2016’da ilan edilmişti. Belirtilenden ve beklenenden uzun sürdü. Afet OHAL’i de 2017 değişikliğinden sonraki kurallara dayanılarak ilan edildi.
Önceki OHAL Cumhurbaşkanı (CB) başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu (BK) tarafından ilan edilmişti. Şimdiki doğrudan CB tarafından ilan edildi. Çok tartışılan önceki OHAL KHK’leri CB başkanlığında toplanan BK tarafından çıkarılmıştı. Şimdiki kararnameler CB tarafından çıkarılıyor.
Darbe girişimine karşı ilan edilen 2016 OHAL’i ve KHK’leri “OHAL darbesi” etkisiyle sürdürüldü, OHAL ilanıyla ilgili olmayan tüm alanlara yaygınlaştırıldı. OHAL KHK’leri her ne kadar dönemin CB ve BK imzalarıyla çıkarılmasına karşın, bilinen yürütme organı, anayasal disiplin ve denetim yerine CB Erdoğan’ın egemenliği altında “fiili başkanlı rejim”in etkisiyle anlam, kapsam kazandı ve uygulandı. Afet nedeniyle, doğrudan CB tarafından ilan edilen, doğrudan CB tarafından çıkarılan ve çıkarılacak olan kararnamelerle biçimlenecek ve uygulanacak olan şimdiki OHAL bu tarihsellikle birlikte okunup analiz edilmeli. Darbe girişimi nedeniyle ilan edilen OHAL darbe etkisi yarattı, afet nedeniyle ilan edilen OHAL afete dönüştürülmemeli.
Afet OHAL’i CBK’lerine, konu ve kapsamlarına bakıldığında can ve malda kısmen yara sarıcı, yıkımın etkisini azaltıcı düzenlemeler göze çarpsa da yerleşme ve yapılaşma konusunda çevre sağlığını daha da bozan, piyasaya dönük uygulamalar dikkat çekiyor. Aşağıda tabloda görüleceği gibi OHAL CBK’leriyle el atılmayan alan yok gibi. Dikkati çeken bir başka konu özellikle yerleşme ve yapılaşmaya ilişkin olarak getirilen düzenlemelerin OHAL sonrasını da etkilemesi. 133 sayılı CBK’de olduğu gibi, kimi önlemlerin OHAL kapsamındaki 10 il dışında afet bölgesi ilan edilen yerlerde de uygulanması öngörüldü. Öte yandan CBK’ler kendinden önce çıkarılan CBK maddelerinde değişiklik yapabiliyor. Bu da kısa sürede izleme zorlukları getiriyor.
Üç aylık OHAL süresi, eğer uzatılmazsa, genel seçimlerden bir hafta önce sona erecek. Bölgedeki durum uzatılacağının emarelerini veriyor. OHAL’in gerekli kıldığı konularda ve OHAL bölgesinde geçerli olacak şekilde çıkarılan OHAL CBK’lerinin yürürlük süresi üç koşulda kendiliğinden sona eriyor. Birincisi, resmi gazetede yayımlandıkları gün Meclis onayına sunulan CBK’lerin üç ay içinde görüşülüp karar bağlanmaması; ikincisi Meclis tarafından reddedilmesi; üçüncüsü OHAL’in kaldırılması… Dördüncü durum, CBK’lerin CB tarafından yürürlükten kaldırılması.
14 Mayıs genel seçimlerinin seçim dönemi, propaganda dönemi ve seçim günü OHAL ilan edilen illerde OHAL koşullarında geçecek. Deprem coğrafyasında önemli oranda nüfus ve bağlı olarak seçmen var. Seçmen kütüklerinin başka illere taşınması veya can kayıpları seçmen sayısını azaltmasına karşın YSK 10 ildeki 91 milletvekiline ve bunların illere dağılımıma dokunmadı. Yıkım etkisi ve mağduriyetiyle seçime gidilirken eş zamanlı olarak OHAL ortamı da bu zorluğa eklenecek.
Bu durumda OHAL CBK’leriyle sağlanan kimi kolaylıklar, önlemler ve olanaklar afet mağdurlarının devlet yönetimine karşı yaşadığı öfkenin kırılmasını sağlarken, siyasal iktidar yeni önlemler de ekleyerek bu kırılmayı sandıkta lehine kullanma yollarını arayacak. Deprem bölgesinde kamu hizmetleri alanında ekonomik aktivitenin düşmesi ve bu alanda toparlanmanın hâlâ sınırlı kalması siyasal iktidarı, en azından seçime kadar yeni önlemlere zorlayacak.
Afet OHAL CBK’lerinin seçimler üzerindeki en önemli etkisi, -henüz bu konuda açık bir sınırlama veya durdurma hükmü olmasa da- OHAL’de Anayasanın “temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması”nı hüküm altına alan 15. maddesindeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması veya OHAL süresince geçici olarak durdurulması durumunda ortaya çıkabilecek. Afet CBK’leri, Anayasaya göre CB’nin CBK çıkarma yasağı olan hak ve özgürlükleri de içine alabilecek. Anayasanın “temel haklar ve ödevler” kısmının “genel hükümler” bölümünde yer alan temel hak ve özgürlüklerin niteliği, sınırlanması, kötüye kullanılamaması, durdurulması hükümleri; kişinin hakları ve ödevleri bölümünde yer alan 24 maddedeki hükümler; siyasi haklar ve ödevler bölümünde yer alan 9 maddedeki hükümler olağan CBK’lerle düzenlenemezken OHAL CBK’leriyle sınırlamasız düzenlenebilecek.
Bu konuda Meclis denetiminin çalıştırılamadığını önceki OHAL KHK’lerinde gördük, yaşadık. Olağan dönemdeki CBK’ler için var olan anayasal denetim OHAL CBK’leri için yok!
Afet nedeniyle OHAL birçok kesimce savunuluyor. Ancak yapacakları yaptıklarından belli bir siyasal iktidarın aldığı OHAL kararıyla ile karşı karşıyayız. OHAL KHK’lerinin nelere yol açtığı kimleri mağdur ettiği yaşayarak görüldü.
OHAL, 6 Şubat sabahından bu yana plansızlığı, örgütsüzlüğü ve ayrımcılığıyla afeti her yönden büyütüp yaygınlaştıran siyasal iktidarın durumu kurtarma, yaşananların üzerini örtme, tepkileri kırma aracı olarak devreye sokuldu. Siyasal iktidar bir yandan halkın dayanışma gücünü kırmaya kalkışıyor, diğer yandan devlet gücünü, dinsel örgütlenmeleri, etnik farklılıkları ve kaderciliği kullanıyor. 6 Şubattan bu yana ayrımcılık tartışmaları bitmedi. Ancak tüm sorunlar devlet ve hukuktan öte bir alanı, doğal olayları afete dönüştüren kapitalist düzeni işaret ediyor. OHAL’in ipleri de o düzenin elinde. İnsan beslenme, barınma, yerleşim, gereksinim ve yaşam pazarının müşterisi olarak, emekçi sömürülen olarak görüldükçe halk deprem maskesiyle kandırılmaya devam edecek. Kapitalizmin yarattığı felaketlerin kapitalizmde çaresi yok.
43) Afet - olağanüstü hal ilanı sonrasında neler oldu?
Kadir Sev - Sol Haber yazarı, Eski Sayıştay denetçisi- Emekli DDK üyesi
6 Şubat 2023 günü gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremler büyük yıkıma yol açmış, 11 il ile Sivas’ın Gürün İlçesi, Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi kabul edilmiş; 8 Şubat 2023 günü çıkarılan 6785 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle en çok hasar gören 10 ilde Olağanüstü Hal İlan edilmiştir.
AFAD, depremden iki ay sonra. 3 Nisan 2023 günü, 11 ilin dışında Bingöl, Kayseri, Mardin, Tunceli, Niğde ve Batman illerinde az, orta ya da ağır derecede hasarlı yapılar olduğunun görülmesi üzerine Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi kabul edildiğini bildiren bir açıklama yapmıştır.
Bu kararlar uyarınca deprem bölgesindeki 10 il, Olağanüstü Hal; 7 il, Afet ve Acil Durum Yasalarıyla öngörülen kurallara bağlı olarak iki ayrı statüde yönetilmektedir.
Olağanüstü Hal ile Afet ve Acil Durum Kapsamında yönetilen illerde 11 Şubat-13 Nisan 2023 arasında (120-142 sayılı) 23 Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) 8 Şubat 2023-4 Nisan 2023 arasında 15 adet Cumhurbaşkanı Kararı yayımlanmıştır.
Kararname ve kararların bir bölümünün depremden etkilenen ticari-iş ve sosyal yaşamın olumsuz izlerini hafifletmek, yaraları sarmak amacıyla çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bu değerlendirme, çıkarılan CBK’ların hepsi için geçerli değildir. Depremden ders alınmamış gibidir. Dere yataklarına ya da hasarlı yapıların yakınlarına çadır kentler kurulmaktadır. Çadırlar sel altında kalmakta, fırtınalarda çatılardan kopan parçalar can almaktadır. Ormanlar, yaylalar, alüvyonlu ya da depremden etkilenmiş ve henüz oturmamış topraklar, bilimsel verilere bakılmaksızın alelacele yeni yapılaşmalara açılmaktadır.
AKP oy telaşına düşmüştür…
AKP, oy telaşına düşmüş, “benden sonrası tufan” yaklaşımıyla iktidarını kurtarmaya çabalamaktadır. Deprem yaralarının sarılması gerekçesiyle Yasalar çıkarılmakta, çok sayıda CB Kararları, Kararnameleri yayımlanmaktadır. Rant dağıtma amaçları CBK’ların gölgesinde kalmakta bu yüzden dikkat çekmemektedir.
Deprem yaralarının sarılması amacıyla çıkarıldığı düşünülen Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle (CBK) yapılan düzenlemeler aşağıda özetlenmiştir:
CBK ile 120 sayılı İcra İflas Yasası ile arabuluculuğa başvurma sürelerine ve nafaka yükümlülüklerine esneklik getirilmiştir.
CBK 121 ile eczacılar ile tıbbi cihaz satış merkezi, protez merkezi açılması kolaylaştırılmış, OHAL süresince ilaç takip sistemine ilişkin kuralların uygulanmaması öngörülmüştür.
CBK 122 ile kamu personelinin kurumları dışında çalıştırılmasına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.
CBK 125 ile depremlerin etkilerinden kaynaklı bölgesel kriz gerekçesiyle işverenlerin kısa çalışma başvurularının 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Fonundan yararlandırılmaları sağlanmıştır.
CBK 127 ile Kamu İhaleleri ile Kamu İhale Sözleşmelerine esneklik getirilmiştir.
CBK 128 ile yerli/yabancı derneklerin kuruluş amaçlarına bakılmaksızın afete ilişkin hizmetler görebilmelerine olanak tanınmış; yardım toplama yasasının kısıtları OHAL süresince kaldırılmıştır.
CBK 129 ile Devlet Yükseköğretim Kurumları öğrencilerinin ödemekle yükümlü olduğu katkı payı ve öğrenim ücretlerinin devletçe üslenilmesi öngörülmüştür.
CBK 130 ile engellilerin, evde bakım; sosyal ve ekonomik destek; koruyucu aile ödemeleri ile 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk Vatandaşlarına yapılan ödemelerin, hak sahiplerinin ölümleri halinde geri alınmaması öngörülmüştür.
CBK 131 ile öğretmenevi ve akşam sanat okullarında iş yasasına bağlı olarak çalışanların ücretlerinin Milli Eğitim Bakanlığınca ödenmesi; başka yurtlara yerleştirilen öğrencilerin parasız yatılılık statülerinin korunması; Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurslarda depremzedelere ücretsiz yemek verilmesi sağlanmıştır.
CBK 134 ile Yatırım Teşvik belgeli yatırımlar tamamlanmış sayılmıştır.
CBK 135 ile arılı kovan, büyükbaş, küçükbaşve kanatlı hayvan yetiştiricilerine, bulundukları bölgelerde bir kereye özgü canlı hayvan ve besleme amaçlı şeker yardımı yapılmasına karar verilmiştir.
CBK 137 ile depremzedelerin doğalgaz ve elektrik borçları Enerji Bakanlığına ödetilmiştir.
CBK 138 ile AR-GE merkezi ve Özel öğretim kurumlarında çalışanların sigorta pirimi işveren hisseleri Hazine ve Maliye Bakanlığına ödetilmiş; KOSGEB alacaklarından da vazgeçilmiştir.
CBK 139 ve 141 ile 11.2.2023 günlü 120 sayılı CBK ile belirlenen yargı alanının sınırları genişletilmiştir.
[139 ile- Hatay il merkezi; Antakya, Defne, İskenderun, Arsuz, Belen, Samandağ ve Yayladağı ilçeleri; Kahramanmaraş il merkezi ile Dulkadiroğlu, Onikişubat, Afşin, Elbistan, Ekinözü, Nurhak, Göksun, Pazarcık ve Çağlayancerit ilçeleri; Malatya il merkezi ile Battalgazi, Yeşilyurt, Arguvan, Kale, Yazıhan, Akçadağ ile Doğanşehir ilçeleri,]
[141 ile- Adıyaman il merkezi ile Çelikhan, Samsat, Besni, Gölbaşı ve Tut ilçeleri; Gaziantep ili İslahiye ve Nurdağı ilçeleri; Hatay il Merkezi ile Antakya, Defne, İskenderun, Arsuz, Belen, Samandağ, Hassa, Kırıkhan ve Yayladağı ilçeleri; Kahramanmaraş il merkezi ile Dulkadiroğlu, Onikişubat,Afşin Elbistan, Ekönözü, Murhak, Göksun, Türkoğlu, Pazarcık ve Çağlayancerit ilteleri; Malatya il merkezi ile Battalgazi, Yeşilyurt, Arguvan, kale Yazıhan, Akçadağ ve Doğanşehir ilçeleri.]
CBK 140 ile depremzedelerin yeni aboneliklerinden özel iletişim vergisi ile Devlet Su İşlerinin su yapılarından aldığı denetim ücreti OHAL süresince alınmaması öngörülmüştür.
CBK 142 ile onarım ve inşaat kredisine başvuru koşulları düzenlenmiştir.
Yağma Kararnameleri
24 Şubat 2023 günlü, 126 sayılı CBK ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına, ormanlar ve meraların yapılaşmaya açılmasına izin verebilmesine olanak tanınmıştır. Kararnamede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının istediği orman ve meraların vasıf değişikliği yapılarak Hazine’ye devredilmesi ve yapılaşmaya açılması öngörülmektedir. İşlemler geciktirilmesin diye 3194 sayılı İmar Yasasının plan, proselasyon, ilan, itirazlara ilişkin düzenlemelerine uyulmaması önlenmiş, böylelikle yargı yolu kapatılmıştır.
12.3.2023 günlü 136 sayılı CBK ile genel hayata etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği ve yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler konusunda ilgili kurumların görüşünün alınarak Cumhurbaşkanı Kararıyla sanayi alanı belirlenmesi öngörülmüştür. Görüş istenen kurumlardan üç gün içinde görüşlerini bildirmeleri istenmektedir. Bildirmemişlerse olumlu görüş verdikleri kabul edilecektir. Böylelikle deprem bahanesiyle İmar Yasasının plan, praselasyon, izin, ilan, itiraz kurallarının uygulanmadığı, yargıdya başvurulamayan
alanlar kurulmaktadır.
Para arayışları
Deprem sonrasında AKP para bulma telaşına düştü. Televizyon şovlarıyla bağış kampanyaları düzenlendi. Merkez Bankası, Hazine’ye devretmesi gereken 30 milyar lira kârını bağış olarak verdi. Kamu Bankaları da yaklaşık 29 milyar lira bağış yapacağını bildirdi.
25 Mart 2023 günlü 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Yasasının 10.maddesine Meclis görüşmeleri sürerken eklenen 27. Fıkra ile Şirketlerin kurum kazançlarından 2022 yılında indirim konusu yaptıkları istisna ve indirim tutarlarının %10’u kadar tutarını ödemeleri istendi. Patronlar, böyle bir felakette “ilk akla gelenin kendileri olmasına” çok üzüldüklerini bildirdiler. Gelir İdaresi Başkanı, bu fıkra uyarınca 100 milyar lira gelir beklendiğini belirtti. Bu vesileyle, sadece 2022 yılında ve sadece Kurumlar Vergisi olarak patronlardan 1 trilyon lira kurumlar vergisi alınmadığını öğrendik. Bankalar, Bankacılık Yasasına göre özkaynaklarının en çok binde 4’ü oranında bağış yapabiliyorlar. Televizyonda söyledikleri bağış tutarı belki de bu oranı aşıyordu. CBK 124 ile Bankalar Yasasındaki kısıtlamaya takılmaksızın bağış yapabilmelerine olanak tanındı.
Afet ve Olağanüstü dönemlerde yapılan yardım ve bağışların tamamı vergi matrahından düşülebiliyor. Bağış yapmış görünmek, vergi matrahlarından düşüldüğü için şirketlerin işine geliyor. Bu yolla bedavadan reklam yapıyorlar.
Televizyon şovlarıyla 115 milyar lira bağış toplandığı belirtiliyor. Ancak paraların nerelere harcandığının hesabını bugüne değin veren olmadı.
Para arayışlarında Diyanet İşleri Başkanlığı da rol üslendi
Diyanet, 24 Mart 2023 günü “Ramazan ayının bereketini birlikte paylaşıyoruz” başlıklı açıklamasında konut için zekat toplandığını bildirdi. Açıklamada şu sözler dikkat çekiyordu; “zekat alabilecek durumda olan afetzedelere, kendilerine mülk olarak teslim edilmek üzere zekat parası ile konut yapılabilir.”
Kamu Bankalarına en az 1 Trilyon lira yeni kredi verme olanağı tanındı
Kamu bankaları, kriz nedeniyle bir süredir kredi verme çılgınlığı yaşıyor. Deprem sonrasında daha çok kredi kullandırabilmek amacıyla sanal işlemlere girişildi. Türkiye Varlık Fonu, 29 Mart 2023 günü kamu bankalarının
sermayelerini 111,7 milyar lira artırdı. Mayıs/2020’de 21 milyar lira; 9 Mart 2022’de 51,5 milyar lira artırmıştı. Nakit gereksinmesine katkı olması için 22 Mart 2023 tarihinde 790 milyon Avro dışarıdan sendikasyon kredisi alındı.
Bankalar, sermayelerinin yaklaşık 8 katı tutarında kredi verme kaldıracı kullanıyor. Böylelikle en az bir trilyon lira yeni kredi verme olanağına kavuşturuldu.
Afet Yeniden İmar Fonu
21 Mart günü 7144 sayılı “Afet Yeniden İmar Fonu” kurulmasına ilişkin bir Yasa yürürlüğe girdi.
Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliği olan, 6 Bakanın yönetim kurulu üyesi olduğu fonun görevi; yurt içinde ve dışında sermaye ve para piyasalarından borç-kredibağış adı altında paralar bulup, imar altyapı üstyapı çalışmalarında iş verilen müteahhitlere ödenmek üzere ilgili kurum ve kuruluşlara aktarmak. Çok para bulması için hiçbir şey esirgenmemiş: yurt içi ve dışındaki para piyasalarına, iş yaptığınız ülkelerin yasalarıyla öngörülen kısıtlamalara takılmaksızın dilediğiniz kadar para verebilirsiniz deniyor. Yurtiçindekilere söz geçirilebilir ama yurt dışında faaliyet yürüten yabancı finans kuruluşlarına kendi ülke yasalarını uygulamama garantisi nasıl verildiği ve kuruluşların, uygulamamak için ne tür yollara başvuracakları anlaşılamıyor.
Gariplikler bununla sınırlı değil: gelirleri arasında Merkezi Yönetim Bütçesinden ödenek ayrılması bile yer alıyor. Harcamalar ve denetim konusunda da belirsizlikler var. Yasanın Meclisteki görüşmelerinde İlgili kurum ve kuruluşların kim olduğu; ne kadar para toplanmasının hedeflendiği; Sayıştay’ın mı bağımsız denetim kuruluşunun mu denetleyeceği gibi sorular düzgün bir biçimde yanıtlanamadı.
Cumhurbaşkanlığı Kararları (CB Kararları) ile yapılan düzenlemeler:
8 Şubat 2023 günlü, 6085 sayılı CB Kararıyla 10 ilde olağanüstü hal ilan edilmişti. Peşinden 14 karar daha geldi.
3 Mart 2023 günlü 6882 sayılı CB Kararı ile Kredi Garanti Fonundan deprem bölgesinde 10 milyar lirası İşletme Gideri; 10 milyar lirası Yatırım Gideri kapsamında toplam 20 milyar lira destek verilmesi öngörüldü.
10.3.2023 günlü, 6920 sayılı CB Kararıyla, tarımsal üreticilerin TC Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kullandıkları düşük faizli kredi borçları ertelendi.
10.3.2023 günlü, 6923 sayılı CB Kararıyla elektrik üretim yatırımları teşvik kapsamına alındı. 21.3.2023 günlü, 6974 sayılı CB Kararıyla, tüketicilerin elektrik doğalgaz faturalarının Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca ödenmesi öngörüldü.
24 Mart 2023 günlü, 6989 sayılı CB Kararıyla Afşin Sanayi Alanı sınırları belirlendi.
4 Nisan 2023 günlü, 7028 sayılı CB Kararı ile Kahramanmaraş İli, Cazibe Merkezleri Programı Kapsamına alındı. Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Karara göre yatırımcıların 30 milyon liraya kadar faiz ve kâr payı desteğinden yararlandırılması öngörüldü.
13 Nisan 2023 günlü 7059 sayılı; 14 Nisan günlü, 7089 sayılı; 14 Nisan günlü, 7090 ve 7091 sayılı CB Kararlarıyla Adıyaman Besni İlçesinde riskli ilan edilen yerlerin; Hatayİskenderun’da devlet hastanesi için belirlenen alanın, ac ele kamulaştırılmasına karar verildi. 5 Nisan günlü, 7031, 7032. 7033 sayılı CB Kararlarıyla Hatay devlet hastanesi için belirlenen alanlar acele kamulaştırıldı, Hatay’ın neredeyse tamamı (307 hektar) riskli alan ilan edildi. Riskli alan ilan edilmesi, Hatay’ın çoklu kültür yapısına saldırı olarak nitelendiriliyor.
13 Nisan günlü 7065 sayılı CB Kararıyla afet bölgelerinde uygulanan faiz desteğinin süresi 3 yıla çıkarıldı.
Yurtiçi-yurtdışı finans kuruluşlarına, patronlara sağlanan çıkarlar bunlarla sınırlı olmayabilir. Depremin yol açtığı kaos ortamında, Türkiye Varlık Fonu AKP’nin iktidarını kurtarabilecek bir anlayışla sahaya sürülebilir. Varlık Fonu, kamu zenginliklerinin üzerine gizlilik örtüsü serilmesi anlamına geliyor. Göremiyoruz. İzleri iyi takip etmeliyiz.
44) İktidar seçimlerdeki sorumluluğunu perdelemek için başladığı yalan ve karşı saldırı kampanyasını nereye kadar götürebilir? İnsanların bu denli çaresiz bırakıldığı, üstelik zorbalıkla korkutulup sindirilmeye çalışıldığı bir ortamda faşist bir döneme geçişin de koşulları oluşabilir mi?
Prof. Dr. Serdal Bahçe - AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi
Deprem ve hemen sonrasında, Erdoğan’ın şahsında kişiselleşmiş sermaye devleti afetle baş etme konusundaki yetersizliğini ve sorumluluğunu yoğun bir propaganda altında unutturmaya çalıştı. Neredeyse bütünüyle iktidarın emrine amade yandaş medya ve devletin iletişim organları sürekli olarak depremin büyüklüğünü bahane ederek insan kayıpları ve yıkımlar konusundaki sorumluluğu kader ve fıtrata yükleme çabası içine girdiler. Örgütlenme damarları tıkanmış bir toplumda kuşkusuz bu propaganda belirli bir noktaya kadar etkili olabilecek gibi görünmektedir.
Dahası yürütme erkini tek adamın ve onun partileştirdiği devletin eline bırakan irade şimdi de depremi ve yıkımı yeni bir birikim ve daha yüksek bir perdeden sömürü için kullanmaya çalışmaktadır. Bu çerçeve içinde özellikle sürece direnen tüm toplumsal muhalefet odaklarına karşı yüksek yoğunluklu bir sindirme stratejisi uygulanmaktadır. Deprem ile ilgili sorumluluklarına dair tüm itirazlar polisiye tedbirlerle susturulmakta ve dahası konunun insani ve toplumsal sonuçlarının sorgulanması karşı bir saldırıyla engellenmeye çalışılmaktadır.
Ancak depremin yarattığı toplumsal ve ekonomik çöküntü medyatik bir karşı saldırı ve yalan kampanyasıyla örtülemeyecek kadar yüksektir. Deprem ve sonrasında kapitalist devletin gösterdiği yeteneksizlik ve hazırlıksızlık aslında tam da Erdoğan’ın şahsında somutlaşmış sermaye mantığının bilinçli tercihlerinin sonuçlarıdır. Uzun yıllardır toplumsal hayatın her katmanını sermayenin mantığının emrine amade kılan AKP yönetimi toplumsal, doğal ve ekonomik çöküntülere karşı tüm kurumsal ve toplumsal koruma mekanizmalarını devre dışı bırakmıştır. Dolayısıyla ne “fıtrat” söylemi ne de “asrın felaketi” çığırtkanlığı acının yarattığı toplumsal hafızayı yok edemeyecektir.
Bu durumda hafıza silme ve meşrulaştırma sökmeyecektir ancak bu durum kapitalist devletin giderek hortlayan faşizan damarının daha baskın hale gelmesine yol açabilecektir. Nitekim depremin hemen ertesinde deprem bölgelerinde ilan edilen olağanüstü hal rejimi bu anlamda özellikle depremzedelerin kayıpların ve çöküntünün sorumlularını teşhisine ve cezalandırılmasına yönelik her türden talebini bastırma anlamına gelmektedir. Pek tabii ki bu türden bir eğilimin tüm ülke sathına yayılmasına yönelik bir istek de vardır. Bu gidişatın engellenmesini sadece ve sadece bu ülkenin örgütlü toplumsal muhalefeti engelleyebilir.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.