Sayfa yolu
CHP’nin bölünmesi ve komünistler: 'Yeni' ile kavgalıyız ama biz...
Yayın Tarihi: 03.08.2026 , 10:06
Rus devrimci hareketinin en önemli yayınlarından biriydi Novaya Jizn. İlk Rus devrimi sırasında, 1905’te yayınlanmaya başladı. Lenin hem değer hem makaleleriyle emek verdi bu yasal günlük gazeteye. Novaya Jizn, Yeni Yaşam anlamına geliyordu. Eskisi çürümüştü, insanlığın acilen yenisine, yeni bir hayata gereksinimi vardı.
Mustafa Suphi komünizmi, Türkçe konuşan geniş bir coğrafyaya yaymak için çıkardığı yayına Yeni Dünya adını vermişti, henüz Ekim Devrimi’nin hemen ertesiydi.
Yeni Hayat, Yeni Dünya, Yeni Zamanlar, Yeni Yığınlar, Yeni Düzen, Yeni Gençlik... Böyle gidiyor. Devrimci, komünist gelenek bütün dünyada her tarafı dökülen kapitalist sistemle hesaplaşırken “yeni”ye vurgu yapıyor, “yeni”yi müjdeliyordu.
1991 yılında “yeni hayat” “eski düzen”e geçici olarak yenildi. Kim ne derse desin, Sovyetler Birliği, yeni bir düzenin, yeni bir insanın, yeni bir yaşamın yaratılması mücadelesinde o ana kadar ulaşılan en ileri örnekti. Oradaki başarısızlık yeni kavramına da bir darbe vurdu ve akbabalar derhal devreye girdi.
Yeni düşünce, yeni yol, yeni liberalizm hep birlikte saldırdı cilalayarak eskiyi.
Büyük bir sınav verdik o yıllarda. “Yeni” adını alan “eski”, insanın aklını, toplumların devinimini, solun meşruiyetini ele geçirmek için elindeki bütün kaynakları seferber etmişti. “Yeni sol”un öncesi vardı, bir yayın adıydı, 1960’larla birlikte ağırlığını koymuştu Batı Marksizmi’ne kendince. Bütün bu saldırılara birçok açıdan fikir babalığı yaptığı söylenebilirdi. Ama “yeni sol” güruh, 1991 dönemecinden sonra bu prestijli derginin zihin egzersizlerini de bir kenara attı, artık SSCB’yi sözde devrimci bir retorikle eleştirmeye ihtiyaç kalmamıştı, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde eski düzeni “sol” adına kutsamak için hangi gerekçe ileri sürüldüyse onları yeniden pişirmek daha işe yarar görüldü.
Türkiye’de de rahat durmadılar. TKP’yi bir sosyal demokrat partiye dönüştürmek isteyenlerin inisiyatifinde kurulan TBKP (Türkiye Birleşik Komünist Partisi) aslında ilk “Yeni Parti”dir. “Yeni” sözcüğünden nefret etmemiz, “yeni”ye bayrak açmamız o yıllara denk düşer.
Bunların çıkardığı yayının adı da Yeni Açılım’dı. Garbaçov ve ekibinin zırvalıklarını Türkçeye çevirir, “Kendimizi yenileyebilecek miyiz” başlıklı “derin” analizler kaleme alırlardı. “Yeni” fetişizmi “eski dünya”nın aşağılık kompleksinin ürünüydü; soldan sağa herkes “yeni”yi savunarak çürüyen kapitalizmi estetize etme derdindeydi.
TKP’nin bu ihanetten kurtarılması büyük bir kavganın sonucudur. 2002 yılında TKP’yi yeniden ayağa kaldıran örgütlü hareket, 1986 sonrasında “yeni”yi pazarlayan girişimlerin solu domine etmesini engellemiş, arayış içinde olan genç devrimcilerin “yeni”nin albenisine kapılıp sürüklenmesinin önüne geçmiştir.
Ne ki, “yeni”nin saldırısı hiç bitmedi.
“Yeni”yle hiç ilgisi olmayan AKP’nin karşı-devrimci hamlelerine dönük her tür toplumsal, ideolojik, siyasal direnç “eski” olarak damgalandı örneğin. Düşünsenize, Osmanlıcı bir hareket, Cumhuriyet ile hesaplaşıyor ve Türkiye’nin bazı aydınları, solda sayılan bazı isimler, solu bu hesaplaşmada karşı-devrimden yana tutum almaya davet ediyordu! Yenilikçi olmak, eski kalıplardan kurtulmak gerekiyordu.

Siyasetin bütün kulvarlarına AKP Türkiyesi enjekte edildi. Solun bir kısmı zehirlendi, bir daha da iflah olmadılar. Toplumun doğrultusuz da olsa AKP Türkiyesi’ni kabullenmeyen kesimlerinin yaygın olarak desteklediği CHP’nin bu “Yeni Türkiye”ye uyum sağlaması çok önemliydi. Sermaye sınıfı, emperyalist merkezler, Fethullahçılar CHP’yi “yenilemek” için uğraşırken buna hevesli “sol”cuları tepe tepe kullandılar.
CHP özür dilemeliymiş, CHP geçmiş hatalardan arınmalıymış, CHP çağı yakalamalıymış, CHP yeni bir sayfa açmalıymış...
Peki CHP gerçekten bir tehdit miydi? Yani CHP sermaye düzeni açısından “aykırı” ve “sorunlu” bir parti miydi?
Hiç ilgisi yok. CHP her zaman bir düzen partisiydi, bu partinin devrimciliği kurtuluş ve kuruluşa özgüydü ve üstelik başından itibaren karşı-devrimi (ve bu anlamda düzeni) bünyesinde barındırmıştı. 2000’li yıllarda CHP’nin sermaye cephesinde kaygı uyandırması için zerre neden bulunmuyordu.
O halde neden Baykal’a müdahale ettiler? Neden Kılıçdaroğlu bir operasyonla partinin başına getirildi? Neden partide “yenilenme” çağrılarının ardı arkası kesilmedi?
Çünkü değişmesi gereken CHP değil, CHP’nin tabanıydı. Bu tabanın bir bölümü partiye 1920’lerin değerleriyle bağlanmıştı. AKP Türkiyesi’nin ayağına dolanan kurumsal CHP değil toplumsal algıdaki CHP’ydi. Bu tabanın “yeni Türkiye”yi kabullenmesi için CHP merkezinin de çaba harcaması gerekiyordu. Kemal Kılıçdaroğlu bu işe soyundu ve büyük ölçüde başarılı oldu.
Çiçeği burnunda Genel Başkan’ın Almanya’da bir basın toplantısında sarf ettiği “Bugün için Türkiye’de laiklik tehlikededir diyemem. Böyle bir tehlike görmüyoruz” sözü, CHP’nin tabanına “gardınızı düşürün” komutu olarak görülebilirdi. 2010 yılında laikliğin tehlikede olduğuna inanan milyonlarca CHP’liden kaçı “demek abartmamak gerek” diyerek rahatladı, bunu bilmek çok zor. Ancak aynı doğrultuda müdahalelerin devamı geldikçe CHP kitlesi öfkesini içine atmaya, içine kapanmaya başladı.

AKP’nin ve onun arkasındaki güçlerin tam da buna ihtiyacı vardı.
Lakin AKP bir türlü istediğini elde edemiyor, tasarladığı Türkiye’ye ulaşamıyordu. Dağınık, pusulasız ve çoklukla “yaşam tarzının savunulması”na odaklanmış Cumhuriyetçi birikim o denli köklüydü ki, toplumun bütün örgütsüzlüğüne rağmen onun yarattığı direnç bir türlü aşılamıyordu.
CHP yönetimi ne yapsa yetmiyordu, sözünü ettiğimiz toplumsallığa kesintisiz bir biçimde müdahale etmek gerekiyordu.
Bugün Yeni Parti yönetiminde yer alanların neredeyse tamamı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyetçi birikimi AKP’ye alıştırma girişimlerinde rol aldı.
Peki fark nerede?
Ne oldu da Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu ikilisi siyaset alanında birbirlerinin karşısında konumlandı?
Çünkü toplumsal direnci kırmaya dönük çabalar siyasal alanda yeni sonuçlar doğurdu. Zaman içinde yıpranan ve kendi tabanında tepkilere neden olan AKP iktidarı, CHP bir direnci değil de “yeni Türkiye”yi temsil etmeye soyundukça daha gerçek bir rakiple karşı karşıya kalıyordu.
Aslında CHP’yi değiştirmek isteyen güçlerin muradı da buydu: AKP Türkiyesi’ni AKP’nin tekelinden kurtarmak!
Altılı Masa filan derken İmamoğlu’nun yükselişi tam da bu amaca denk düşüyordu. Ancak Erdoğan’ın pes etmemek gibi bir özelliği vardı, bu seçeneğe karşı bilinen yöntemleri devreye soktu. Bir taraftan kuralsız bir biçimde İmamoğlu’nu en azından geçici bir süreliğine ekarte edecek hamleler yaparken diğer taraftan “Yeni Türkiye” projesi için en iyi aktörün kendisi olduğunu gösterecek şekilde uluslararası ve yerli sermayeye güven verici adımlar attı.
Ve bunları yaparken bir türlü nihayete erdiremediği “Yeni Türkiye” projesinin yürürlükte kalması için gereken toplumsal onaya bir şeyler katsın diye Kılıçdaroğlu’nu yanına çekmeye karar verdi.
Bugün CHP tabanında Kılıçdaroğlu’na dönük yaygın tepki kimseyi aldatmasın. Cumhuriyetçi direnci kötürümleştirecek her unsura ihtiyacı var AKP’nin. Kılıçdaroğlu CHP’sinin, alacağı oydan bağımsız olarak, AKP’nin “yerli ve milli” söylemine dahil olması, yeni anayasa ve de çözüm sürecine açık ya da dolaylı destek vermesi siyaset aritmetiğinin ötesine geçen toplumsal sonuçlar doğuracaktır.
Heyhat, “Yeni Parti” ironik bir biçimde aynı yolun yolcusudur! Liberallerin “CHP’de ulusalcılar partiye takoz oluyor” söylemini hâlâ ciddiye alan var mı? Milliyetçiliğe pozitif bir anlam yüklenemeyeceğini defalarca söyledik. Ancak mesele bu değildir. CHP’nin siyaset erbabı söz konusu olduğunda orada takoz olan bir milliyetçi odağın olduğunu iddia etmek dahi saçmadır. Kılıçdaroğlu tarafını da Özel tarafını da belirleyen renklerden biri dahi değildir “ulusalcılık.”
Bunu geçelim.

“Yeni Parti”nin sosyal demokrat ilkelere geri dönüş gibi iddialarını da ciddiye almak mümkün değil. Hem bu iddia aynı zamanda Cumhuriyet ilkelerine sadakatla birlikte dillendiriliyor. Oysa sosyal demokrasi ile Cumhuriyet ilkeleri örtüşmez ki! Hiçbir biçimde.
Okumak zorunda olduğumuz programdan bir anlam çıkarmak mümkün mü, ona da hayır. Her kesimi memnun etmek için hazırlanan Yeni Parti Programı tam da bu nedenle bir doğrultu çizmiyor. Son CHP Programı’nın kısaltılmış versiyonu olan bu metin bir doğrultu çizseydi de bir şey değişmezdi çünkü Türkiye’de düzen siyaseti programlara dayalı olarak yürümüyor, kimsenin ilgilendiği yok temel metinlerle.
Sonuçta “Yeni Parti”, AKP Türkiyesi’nin ana muhalefetine “yeniden” talip oldu. Kimi “sol” örgütlerin, bazı aydınların bu partiyi sola çekmek gibi hevesleri olduğu belli oluyor. Öyle ya, her rengi alabilecek kadar genişse bu parti, gün inisiyatif alma zamanı. Akıl öğreten mi ararsınız cephe ilan eden mi, kulis yapan mı...

Sorun şu ki, gelinen noktada CHP’yi, pardon Yeni Parti’yi sola çekecek bir sol kalmadı. Örgüt yok, inanç yok, enerji yok ve üstelik Cumhuriyet gibi bazı başlıklarda sol, Özel ve ekibinden daha solda değil!
Özetle “yeni” 1990’larda ne yapıyorsa şimdi de aynısını yapacak. Önce solun aklını almaya kalktılar şimdi toplumdaki dirençten geriye kalanı buharlaştırmaya çalışacaklar.
Kesintisiz bir mücadeledir bu. Kimse kusura bakmasın, AKP ile mücadele adına bu “yeni” dalgaya binmeyeceğiz.
Erdoğan’ın Yeni Parti’ye bir kez daha yüklenmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarını bir var olma savaşına zorlaması güçlü olasılık elbette. Ancak bu hamleye karşı durmak ile Yeni Parti’nin arkasında hizalanmak arasındaki ayrımı bilerek hareket edecek deneyimimiz ve gücümüz var.
“Yeni Türkiye”nin Erdoğanlı safhasının final dönemine girdiği ve AKP’nin bir sonraki döneme hazırlanmak ve yeni bir lider çıkarmak konusunda çok geciktiği koşullarda sistemin İmamoğlu seçeneği üzerinde daha fazla durduğunu da hesaba katacak, emekçi halkın akıntıya karşı duran bir başka çizgiye yarın ne kadar ihtiyaç duyacağını bilerek hareket edeceğiz.
İmamoğlu ve Özel’e dönük iktidar saldırganlığını sistemin “kahraman” yaratma çabasının ürünü bir komplo olarak görenlerin sayısındaki artış ise bizi ilgilendirmiyor. Adı üzerinde sistem! Sömürü düzeninin karmaşık mekanizmalar bütünlüğü. Kim neye inanmakta, kim inanır gibi gözükmekte, kim sol gösterip sağ vurmakta, kim tetikçiyi oynarken sahibine ateş etmekte, bir yerden sonra önemi yok.
Bu sistem akılla işlemiyor, bir. Sürdürülebilir değil, iki. AKP Türkiyesi’nin kalıcı olma şansı yok, üç. AKP Türkiyesi’nden kapitalizmin içinde durarak kurtulmak mümkün değil, dört. AKP’den kurtulmak AKP Türkiyesi’nden kurtulmak anlamına gelmiyor artık, beş. Cumhuriyetçi birikimin AKP Türkiyesi’ne tamamen teslim olmayacağı açık, altı. Bu birikimin akabileceği ve enerji toplayabileceği tek mecra sosyalizm, yedi.
Bir stratejik çıkış için eldeki veriler bunlar.
Gerisinde ise “yeni” hiçbir şey yok.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri ve özel haberlerimizi kaçırmayın.
Kemal Okuyan'ın "CHP’nin bölünmesi ve komünistler: 'Yeni' ile kavgalıyız ama biz..." başlıklı yazısı, Ortaklaşa dergisinin Ağustos 2026 sayısında yayımlanmıştır.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.