Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

‘Bunlar olağan şeyler’ diyenlerin düzeni: Yeni Somalar için çalışıyorlar!

Düşünün, 301 kişiyi kâr hırsı uğruna katleden ve birkaç yıl cezaevinde kaldıktan sonra salıverilen bir patrondan bahsediyoruz. Böyle bir düzen bu… Ve aradan geçen 12 yılın ardından bu düzen yeni Somalar için var gücüyle çalışmaya devam ediyor, hepimizin gözü önünde.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 13.05.2026 , 10:51 Güncelleme Tarihi: 13.05.2026 , 10:58

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.


Soma’da ülke tarihindeki en büyük facialardan biri yaşandıktan hemen sonra dönemin Başbakanı Erdoğan, Soma Belediyesi'nde bir basın toplantısı düzenliyordu.

Henüz resmi ölü sayısı 238’di, 301’e ulaşılamamıştı daha…

Şunları söylüyordu Erdoğan:

Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok. Tabii işin boyutunun bu kadar fazla olması bizi derinden yaralamıştır. Bizi derinden üzmüştür. Kontrollerle de burası gerçekten gerek işçi sağlığı gerek işçi güvenliği açısından da iyi noktada kömür ocaklarından birisi olarak değerlendirmesi yapılmış ve Nisan, Mayıs’ta da çalışmalarına devam etmiştir.

Evet, “olağan şeyler”, “fıtratında var" ifadeleri her şeyin önüne geçti ama 12 yıl sonra bu açıklamaya yeniden bakınca bir kez daha görüyoruz bu düzenin patronlara teslim ettiği madenleri nasıl kontrol ettiğini: “…Burası gerçekten gerek işçi sağlığı gerek işçi güvenliği açısından da iyi noktada kömür ocaklarından birisi…

O iyi maden ocağında 301 işçi yaşamını yitirdi.

Özelleştirme cehennemi

Türkiye’nin dört bir yanında kamu maden işletmelerini birer birer özel şirketlerin, patronların insafına terk eden bu düzen, sürekli olarak bunun çok daha verimli, çok daha kârlı olduğunu anlattı durdu.

O verimliliğin bir sonucu olarak ülkenin doğası, toprağı talan edildi, bu da yetmedi, hayati olarak ihtiyaç duyduğu kaynaklar halkımızın değil, bir avuç patronun zenginliğinin aracı haline getirildi.

İhale peşkeşleri, teşvikler ve dahası…

Daha dün şu haberi aldık örneğin:

301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın ardından Soma Madencilik’ten devralınan sahaları işleten Yeni Anadolu Madencilik’in tasfiye sürecine girdiği belirtildi. Konya Ilgın ve Tekirdağ Saray’daki maden sahalarının rödovans firmalarına devri kurum içinde tartışma yarattı.

Gerçekten de yeni Somalar için elinden geleni yapıyor bu düzen...

Soma'nın ardından

Her şey konuşuldu, her şey tartışıldı, sonuç olarak ülke tarihine kazınan büyük bir facia yaşanmıştı.

Ama düzen yine de ustalıkla gemisini yürüttü.

Sorunun düzenle olan bağı örtülmeye, tüm ihale kişilere yıkılmaya çalışıldı.

Peki, sonra ne oldu?

İşçilerin ailelerinden dinleyelim:

Zenginlerin arkasındaki devlet, fakirlerin arkasında yok. Zenginin başına bir iş geldi mi koşturuyorlar, fakirin başına geldi mi ezip geçiveriyor. Fakir olduğumuz için bizi copladılar, hastanelik de olduk. Yine devlet duymadı bizi.

Soma mahkemeleri sonrası çıkan karara işçi ailelerinin tepkisi böyleydi.

O zenginlerin arkasındaki düzen, öyle komik cezalar verdi ki 301 madencinin katillerine, şimdi tek biri bile cezaevinde değil.

Düşünün, 301 kişiyi kâr hırsı uğruna katleden ve birkaç yıl cezaevinde kaldıktan sonra salıverilen bir patrondan bahsediyoruz.

Böyle bir düzen bu…

Daha bundan birkaç hafta önce Ankara’nın göbeğinde hakkı olan maaşı almak için eylem yapan işçiler, Doruk Madencilik’e karşı direnirken, Bakan çıkıp “Bir daha onlara ihale vermeyeceğim” diyor, aynı sırada şirketin başka bir koluna teşvik ve yeni maden sahası ihaleleri verildiğini öğreniyorduk.

Çözüm yok mu?

Halka ait olan madenleri patronlar daha da zenginleşsin diye onların hizmetine sunan, yine onlar sorun yaşamasın diye denetim görevini dahi yerine getirmeyen, bunun sonucu olarak öldürülen 301 işçinin katillerini cezaevinde bile tutamayan bir düzenden söz ediyoruz.

Türkiye’de her gün yeni alanlar maden sahası ilan ediliyor, patronlar ihaleleri kapıyor ve üstelik bunu da yine devletin kasasından gelen teşviklerle taçlandırıyorlar.

Özelleştirmeler her alanda tam gaz sürüyor.

Kamunun elinde kalan maden sahaları birer birer özel şirketlere transfer ediliyor.

Çayırhan bunun son ve en canlı örneklerinden biriydi.

Ancak çözüm var, biliyoruz.

Hem Çayırhan’ın hem de Doruk işçilerinin direnişinin anlattığı çok fazla şey var.

Örgütlenme ve mücadele büyümeli, derhal devletleştirme talebi daha da yükseltilmeli.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.