Sayfa yolu
Britanya'da isim değişti, düzen değişmedi: Burnham dönemi başladı
Burnham, göreve getirilmesinin ardından Başbakanlık Ofisi 10 Numara'nın bulunduğu Downing Sokağı'nda. (Fotoğraf: AA)
Yayın Tarihi: 22.07.2026 , 00:16
Britanya’da geçtiğimiz hafta tek günlük, tek gündemli ve sınırlı katılımlı olağanüstü konferansta İşçi Partisi’nin yeni lideri seçilen Andy Burnham, pazartesi günü resmi olarak başbakan oldu ve kabinesini kurdu.
Kapitalist dünyada seçimlerin öneminin giderek azalması, halkın ve halkı temsil eden kurumların karar alma sürecine katılımının zayıflaması bir vaka olmasına karşın artık seçimlere ve tartışmaya gerek dahi olmadan hükümetler değişiyor. Öncekinin neden kovulduğu, yenisinin farklı olarak ne yapacağı belli değil, başka fikirlerin ve adayların çıkmasına fırsat ve zaman dahi verilmiyor, öyle bir acelecilik. İyi işlemeyen bir şirketin sürekli CEO değiştirmesi gibi, ülkeyi zaten birer CEO olarak yöneten başbakanlar da kovuluyor, sonra aynı politikaları devam ettiren bir başkası geliyor. Birkaç sene sonra bu gelenin de kullanım ömrü dolacak ve yeni bir yüz gelecek.
Andy Burnham da başbakan olduktan sonra yaptığı kısa konuşmada bunun bilincinde olduğunu belirtti, uzun dönem kalmayı hedeflediğini ve 10 yıllık plan hazırlayacağını duyurdu. Kendisi hem genel seçimde hem de gerçek bir parti kongresinde seçilmediği halde, kendisinden önceki başbakanlarda olduğu gibi bir seçim zaferi ve onayı da almadığı için daha zayıf konumda olduğunun farkında. Bu zayıflık daha rahat kovulabilir olduğunu da gösteriyor, bu nedenle daha istekli ve cüretli hareket edeceğini öngörmek mümkün. Bu cüret ve istek de elbette sürece dahil olmayan halka ve örgütlülüklerine hesap vermede olmayacak, onu getirenlerin vereceği not belirleyici olacak.
Burnham kendisi için dizayn edilen bir seçim bölgesinde, Siyonizm yanlısı olmakla bilinen bir vekilin “fedakarca” istifasıyla yapılan ara seçimle meclise girdi. Ardından kuralları ve prosedürleri de oldukça esnek şekilde işletip en kısa zamanda başbakan olması sağlandı. Starmer hiçbir direnç göstermedi, Starmer’e karşı aday olmayı düşünenler geri çekildi, “Kuzeyin Kralı” naralarıyla tam bir medya desteği aldı ve kimseye savunduğu görüşleri ve politikaları anlatma derdi olmadan seçildi. Elbette bu borçlarını ödeyecektir.
Burnham profesyonel bir siyasetçi, 16 yaşından bu yana aktif şekilde İşçi Partisi'nde. Görüşlerine bakıldığında Blairci, Gordoncu ve hatta Corbynci fikirleri savunduğu biliniyor. Blair zamanında bakan olarak Irak savaşına destek verdi, “tasarruf önlemlerini” savundu. İsrail Dostluk Grubunun üyesi. Corbyn ile arasını bozmadan meclisten ayrıldı, Manchester Belediye Başkanı oldu, Covid-19 pandemisi zamanı önlemleri ve ulaşım sorununa dair yaptıkları ile parlatıldı. Bu dönemki faaliyetlerine dair ciddi eleştiriler getiriliyor, dolayısıyla bu dönemi de kendisini yeniden yarattığı bir başarı dönemi olarak kabul etmek şart değil ama siyasi meşruiyeti bu yerel yönetim deneyimine dayanıyor.
Siyasetsiz siyaset: Ne savunduğu meçhul bir lider
Burnham normal bir parti kongresinde üyelerin önünde fikirlerini ve politikalarını savunup, farklı adaylara karşı rekabet edip seçilmedi. Üyelerin önüne çıkmaması için neredeyse tüm vekillerden onay aldı, sendikalar da desteğini ilan etti, bu sayede bir günlük, törensel bir etkinliğe konferans deyip seçtiler.
Burnham bu 1 aylık sürede görüşlerini, kabinesini açıklamadı. Ciddi bir basın toplantısı yapıp gazetecilerden soru dahi almadı. Birkaç podcaste çıktı, bir de birkaç şehir merkezinde sandalyeye oturup halka “gelin bana istediğinizi sorun” şovu yaptı. Buralarda da ciddi bir şey demedi. Sosyal bakım konusunda ne düşündüğünü sorana babasının Alzheimer hastası olduğu için sosyal bakımın öneminin farkında olduğunu belirtip birkaç damla gözyaşı döktü. Ülkenin hali sorulduğunda 80'lerde Thatcher ile ülkenin girdiği yönelimin yanlış sonuçlar doğurduğunu söyledi. Filistin konusunu uluslararası mahkemelere bıraktı ama yaşanan acılara daha etkili yardım yapabileceklerini belirtti. Finansal kesimin kendisini ülkenin sahibi sandığını belirtip eleştirel bir tutum alıyormuş gibi oldu, ama bu söylemin finansal kesimi üzdüğünü fark edince özür dileyip hepsini kastetmediğini açıkladı. Starmer’in ekonomi politikalarına bağlı kalacağını söyledi, yeni harcama da yapmayacaktı ama bu bütçe içinde esneklikler bulursa ondan faydalanacaktı. Bu esneklik arayışı dahi finansal kesimlerce not edildi, kaşların kalkmasına sebep oldu.
Dolayısıyla Burnham ne savunuyor, ne istiyor bunu açıklamıyor. Starmer’in halkla ilişkisi kötüydü, insanların elini sıkmıyor, yüzlerine gülmüyordu, puba gidildiğinde kovuluyordu. Burnham ise halkla ilişkilerini iyi tutuyor, insanlara el sallıyor, ellerini sıkıyor, sabah koşuya çıkıyor, Everton futbol kulübüne çok bağlı, biriyle konuşurken yüzüne gülüyor, bazen efkarlanıp gözyaşı döküyor, henüz pubda insanlarla bira içebiliyor.
Yeni kabine, aynı politik hat
O zaman seçtiği kabineye bakmak gerekiyor. Burada Britanya’nın yeni dönem yaklaşımının daha militarist ve tehditkar olacağını görmek mümkün. Starmer zamanında savunma bakanı olan ve 1 ay önce Starmer’e en ağır darbelerden birini vurup bir anda istifa eden ve Starmer’in ülkenin savunma kapasitesine bütçe ayırmadığını, askeriyenin durumunun kötü olduğunu, NATO’nun beklentilerine ayak uyduramadığını savunan John Healey maliye bakanı oldu. Para istiyordun, paranın başına geç, ne istiyorsan aktar dediler.
Healey, Gordon Brown zamanında da bu görevde yer almıştı. En önem verdiği konu militarizasyona ağırlık vermesi. Bütçede sosyal harcama yapılınca tepki gösteren finansal kuruluşlar militarizasyon söz konusu olunca bir itirazda bulunmuyorlar çünkü silahlanma yarışı yeni finansal fırsatlar anlamına geliyor. Healey savunma bakanıyken İsrail’e istihbarat ve diğer askeri destekleri de veren kişiydi.
İçişleri Bakanı aynı kaldı. Shabana Mahmood göçmen karşıtlığı konusunda Reform Partisi'ni geride bırakan politikaları uyguluyordu, Filistin’e destek verenleri terörizmden yargılatan kanunlar çıkarıyordu. Yaptıkları onaylandı ki aynen devam ediyor. Healey bütçeyi militarizasyona odaklarken Mahmood da iç cephede “disiplini” sağlayacak.
Dışişleri Bakanlığına getirilen ve kabine içinde en solda olduğu, nedense, iddia edilen Ed Miliband da ilk açıklamasında Ukrayna, İsrail ve ABD konularında mevcut politikaları onayladı. Bu solculuk daha çok iklim krizi ve enerjide yenilenebilir enerji savunusuyla ilişkilendiriliyor. Ama Burnham Kuzey Denizinde yeni gaz rezervlerinin çıkmasına izin verebileceğini de açıkladığı için artık enerji bakanı değil. Dışişlerinde de uluslararası yardıma daha fazla önem veren bir profil çizmesi muhtemel.
Özetle yüzler değişiyor, politik hat aynen devam ediyor. Starmer bu politik hattı uygularken yeterince cesur çıkışlar yapamıyordu, halkta da desteği yoktu. Onu kovdular, yerine topluma hiçbir açıklama yapma ihtiyacı hissetmeyen Andy Burnham’ı koydular, Burnham da bu zayıflığının farkında olduğu için beklenen “cesur” adımları atacak, içte muhalefeti bastıracak, dışta silahlanmayı ve askeri maceraları güvence altına alan bir ekonomi politikasını izleyecek.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri ve özel haberlerimizi kaçırmayın.
İLGİLİ HABER
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.