Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Brezilya seçimleri: Sermaye düzeninin iki farklı yönetim modeli karşı karşıya

Bugün Brezilya'da karşı karşıya gelen iki proje, kapitalizmin iki farklı yönetim modeli olarak öne çıkıyor. Bir tarafta sosyal politikalarla sermaye arasındaki dengeyi korumaya çalışan PT hükümeti, diğer tarafta ise piyasacı dönüşümü daha otoriter bir siyasal zemin üzerinde derinleştirmeyi hedefleyen Bolsonarizm bulunuyor.

Emrah Kartal | Fortaleza

Yayın Tarihi: 04.10.2026 , 18:26 Güncelleme Tarihi: 04.10.2026 , 18:28

Brezilya bugün son yılların en kritik seçimlerinden biri için sandık başına gidiyor. Ancak seçim yarışı, yalnızca Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ile Bolsonarizm arasındaki siyasal rekabetten ibaret değil. Bir tarafta sosyal uzlaşmayı ve devlet müdahalesini önceleyen PT hükümeti, diğer tarafta neoliberal politikaları otoriter bir siyasal söylemle birleştiren Bolsonarist hareket bulunuyor. Her iki seçenek de kapitalist üretim ilişkilerini sorgulamazken, seçimlerin temel tartışması sermaye düzeninin hangi siyasal modelle yönetileceği üzerinde yoğunlaşıyor.

Lula yeniden seçilmek isterken, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'nun seçim yasağı nedeniyle aday olamaması Brezilya sağının siyasal hattını değiştirmedi. Bolsonaro hareketi, Senatör Flávio Bolsonaro'nun adaylığı etrafında yeniden örgütlenerek iktidarı geri almayı hedefliyor. Bu nedenle bugün yapılacak seçimler, yalnızca iki aday ya da iki siyasal blok arasındaki mücadele olarak değil; Brezilya kapitalizminin önümüzdeki dönemde hangi yönetim modeliyle yoluna devam edeceğinin de oylanacağı kritik bir dönemeç olarak görülüyor.

Bugün Brezilya'da karşı karşıya gelen iki proje, kapitalizmin iki farklı yönetim modeli olarak öne çıkıyor. Bir tarafta sosyal politikalarla sermaye arasındaki dengeyi korumaya çalışan PT hükümeti, diğer tarafta ise piyasacı dönüşümü daha otoriter bir siyasal zemin üzerinde derinleştirmeyi hedefleyen Bolsonarizm bulunuyor.

Lula'nın uzlaşmacı kapitalizmi

Luiz Inácio Lula da Silva'nın temsil ettiği siyasal çizgi, iktidara geldiği 2003 yılından bu yana kapitalist sistemi dönüştürmekten çok, toplumsal gerilimleri yönetmeyi hedefleyen bir uzlaşma modeli üzerine kuruldu. PT hükümetleri, bir yandan büyük sermayeye ekonomik istikrar ve mali disiplin güvencesi verirken, diğer yandan sosyal yardım programları, asgari ücret artışları ve kamu yatırımlarıyla emekçi sınıfların yaşam koşullarını iyileştirmeye çalıştı.

Brezilya'da yeniden cumhurbaşkanı adayı olan Luiz Inacio Lula da Silva, seçim öncesindeki kampanya etkinliğinde bir aracın üzerinde... (Fotoğraf: AA)

Özellikle emtia fiyatlarının yükseldiği yıllarda bu model, hem sermayenin kâr oranlarını korudu hem de milyonlarca Brezilyalının yoksulluktan çıkmasına katkı sağladı. Ancak ekonomik büyümenin yavaşlamasıyla birlikte uzlaşının sınırları da görünür hale geldi.

Lula'nın üçüncü hükümeti de aynı çizgiyi sürdürüyor. Sanayi politikaları ve sosyal programlar devam ederken, ekonomi yönetiminde piyasalara güven veren mali disiplin anlayışı korunuyor. Bu durum, işçi hareketi ve sosyalist çevreler tarafından kapitalist düzenin sınırlarını aşmayan bir yönetim anlayışı olarak değerlendiriliyor.

Kemer sıkma siyaseti ve uzlaşının sınırları

Lula'nın seçim kampanyasında sosyal devlet vurgusu öne çıksa da, ekonomi yönetiminde farklı bir tablo ortaya çıktı. Maliye Bakanı Fernando Haddad'ın uyguladığı mali çerçeve, kamu harcamalarının sınırlandırılması ve bütçe disiplinini temel alan bir program izliyor.

Eğitim ve sağlık bütçelerinde yaşanan kısıtlamalar kamu üniversiteleri, öğretmen sendikaları, sağlık emekçileri ve çeşitli toplumsal hareketler tarafından eleştiriliyor. Mali hedeflerin kamusal hizmetlerin önüne geçtiği, kemer sıkma politikalarının ise emekçi sınıfların sırtına yüklendiği yönündeki eleştiriler giderek artıyor.

PT'nin tarihsel olarak işçi hareketinden doğan kimliğine rağmen, hükümetin ekonomi politikalarında sermayeye güven vermeyi önceleyen yaklaşım belirleyici konumunu koruyor. Bu nedenle kamusal sağlık ve eğitim hizmetlerinin güçlendirilmesi yerine, özel sektörün bu alanlardaki ağırlığı önemli ölçüde devam ediyor. Özel hastane zincirleri, sağlık sigortası şirketleri ve büyük eğitim grupları birçok eyalette kamu hizmetleri üzerinde etkisini artırmayı sürdürüyor.

Bu tablo, Lula hükümetine soldan yöneltilen temel eleştirilerin merkezinde yer alıyor: Sosyal politikalar korunurken, sermaye düzeninin temel dengelerine dokunulmuyor.

Bolsonarizm yeniden sahnede

Jair Bolsonaro'nun seçimlere katılamaması, Bolsonarizmin siyasal etkisini ortadan kaldırmadı. Hareket, Flávio Bolsonaro'nun adaylığı etrafında yeniden örgütlenmeye çalışıyor.

8 Ocak 2023'te Kongre, Devlet Başkanlığı Sarayı ve Yüksek Mahkeme'ye düzenlenen baskın, Brezilya sağının devlet kurumları içindeki örgütlenme kapasitesini de ortaya koydu. Olayların ardından yüzlerce kişi yargılanırken, soruşturmalar siyaset, iş dünyası ve güvenlik bürokrasisine kadar uzandı. Buna rağmen Bolsonarizm, bu süreci kendi tabanına yönelik siyasi bir tasfiye olarak sunmayı sürdürüyor.

Bolsonarizmin dayandığı toplumsal blok yalnızca muhafazakâr seçmenden oluşmuyor. Tarım ihracatçıları, madencilik şirketleri, finans çevrelerinin bir bölümü, silah lobisi ve evangelik kiliseler hareketin temel dayanakları arasında bulunuyor. Özelleştirmeler, çevre denetimlerinin gevşetilmesi, iş güvencesinin azaltılması ve sendikal hakların zayıflatılması bu programın ekonomik omurgasını oluşturuyor.

Özellikle Rio de Janeiro'da güvenlik sektörünün bazı unsurlarıyla iç içe gelişen milis yapılanmaları, emlak, ulaşım ve çeşitli hizmet sektörlerinde oluşturdukları ekonomik ağlarla önemli bir güç merkezi haline gelmiş durumda. Bu yapıların sağ siyasetle kurduğu ilişkiler, Bolsonarizmin yalnızca ideolojik değil, ekonomik ve yerel iktidar mekanizmalarıyla da beslendiğini gösteriyor.

ABD, Çin ve seçimlerin uluslararası boyutu

Brezilya seçimleri yalnızca ülkenin iç siyasal dengelerini değil, uluslararası kapitalist sistem içindeki konumunu da yeniden tartışmaya açıyor. Lula hükümeti son yıllarda BRICS'i güçlendirmeyi, Çin ile ekonomik ve diplomatik ilişkileri derinleştirmeyi ve ABD karşısında daha çok kutuplu bir dış politika izlemeyi temel hedeflerinden biri olarak sunuyor. Buna karşılık Bolsonarizm, Donald Trump ile kurduğu yakın siyasal ilişkiler üzerinden Brezilya'nın yeniden Washington eksenine yaklaşmasını savunuyor.

İlk bakışta bu tablo, iki farklı dış politika anlayışının çatışması gibi görünse de, seçimlerin temel çelişkisi burada da değişmiyor. Tartışma, kapitalist dünya düzeninin dışında yeni bir ekonomik model kurulması üzerine değil; Brezilya sermayesinin uluslararası kapitalizm içinde hangi merkezle daha avantajlı ilişki kuracağı üzerine şekilleniyor.

Lula hükümeti Çin'i sanayi yatırımları, ihracat ve uluslararası finans açısından stratejik bir ortak olarak görüyor. Bolsonarizm ise ABD ile daha sıkı siyasal ve ekonomik ilişkileri savunuyor. Ancak her iki yaklaşım da Brezilya kapitalizminin küresel sermaye dolaşımı içindeki yerini güçlendirmeyi hedefliyor. Dolayısıyla seçimlerde tartışılan dış politika, emekçi sınıfların uluslararası dayanışmasından çok, Brezilya burjuvazisinin dünya ekonomisindeki pazarlık gücü etrafında şekilleniyor.

Bu nedenle seçimler, yalnızca Washington ile Pekin arasında yapılacak jeopolitik bir tercih olarak okunamaz. Asıl tartışma, Brezilya'nın uluslararası kapitalist sistem içindeki bağımlılık ilişkilerini hangi siyasal araçlarla sürdüreceği sorusunda düğümleniyor.

Gümrük tarifeleri seçim kampanyasının parçası oldu

Donald Trump yönetiminin son dönemde gümrük tarifelerini yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik ve siyasal baskı aracı olarak kullanması, Brezilya seçimlerine uluslararası bir boyut kazandırdı. Ticaret tarifeleri artık yalnızca dış ticaretin konusu değil; hükümetleri yönlendiren ve seçim süreçlerini etkileyen jeopolitik araçlar olarak kullanılıyor.

Liberal Parti (PL) üyesi devlet başkanı adayı Flavio Bolsonaro başkent Rio de Janeiro'da oy kullandı. (Fotoğraf: AA)

Bolsonarist çevrelerin Washington ile kurduğu yakın ilişkiler, bu baskının Brezilya iç siyasetine doğrudan yansımasına neden oldu. Lula hükümeti ise bu yaklaşımı ülkenin ekonomik egemenliğine yönelik bir müdahale olarak değerlendirerek Çin, BRICS ve diğer bölgesel ortaklıklar üzerinden daha dengeli bir dış politika izlemeye çalışıyor.

Ancak gümrük tarifeleri etrafında yaşanan tartışma, yalnızca ABD ile Çin arasındaki rekabetin bir yansıması değil. Aynı zamanda emperyalist sistemin ekonomik araçları kullanarak çevre kapitalist ülkelerin siyasal tercihlerini etkileme kapasitesini de gösteriyor. Bu yönüyle seçim kampanyası, Brezilya'nın hangi uluslararası güçle daha yakın ilişki kuracağından çok, ulusal ekonominin dış sermaye ve küresel finans karşısındaki bağımlılık ilişkilerinin nasıl sürdürüleceği tartışmasına dönüşüyor.

İşçi sınıfı açısından bakıldığında ise sorun, hangi küresel güç merkezinin tercih edileceğinden çok, dış ticaret, sanayi ve doğal kaynak politikalarının emekçi sınıfların ihtiyaçları doğrultusunda mı, yoksa uluslararası sermayenin talepleri doğrultusunda mı şekilleneceği olarak öne çıkıyor.

İşçi sınıfı siyasetinin özne krizi

Brezilya seçimleri, Lula ile Bolsonarizm arasındaki sert kutuplaşmanın gölgesinde ilerliyor. Ancak bu kutuplaşmanın dışında kalan temel sorun, işçi sınıfının kendi bağımsız siyasal öznesini yaratamamış olması. Seçim gündemi büyük ölçüde iki burjuva blok arasındaki rekabete sıkışırken, ücretler, çalışma koşulları, sendikal haklar, barınma, sağlık ve eğitim gibi sınıfsal talepler ikincil plana itiliyor.

Lula hükümetini soldan eleştiren radikal sol çevreler, kemer sıkma politikalarına, özelleştirmelere ve sermaye ile kurulan uzlaşmaya karşı daha köklü bir program savunuyor. Buna karşın bu siyasal yapıların sendikal hareket ve seçim siyaseti üzerindeki etkileri, PT'nin tarihsel ağırlığını aşabilecek düzeyde değil.

Öte yandan komünist hareket de örgütsel parçalanmışlık ve sınırlı toplumsal etkisi nedeniyle işçi sınıfının gündelik ekonomik taleplerini güçlü bir siyasal hatta dönüştürmekte zorlanıyor. Ücretler, çalışma saatleri, platform ekonomisinde çalışan milyonlarca emekçinin örgütlenmesi, kamusal sağlık ve eğitim hizmetlerinin güçlendirilmesi gibi başlıklar sendikal mücadelenin gündeminde yer alsa da, seçim tartışmalarında güvenlik, kültürel kutuplaşma ve liderler etrafındaki siyaset bu taleplerin önüne geçiyor.
Bugün Brezilya siyasetinin temel çelişkilerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Bir tarafta aşırı sağın yeniden iktidara gelmesini engellemek amacıyla Lula etrafında şekillenen geniş demokratik cephe bulunurken, diğer tarafta kapitalist düzeni aşan bağımsız bir işçi sınıfı siyaseti yaratma arayışı sürüyor. Ancak bugün itibarıyla bu ikinci hattın toplumsal ağırlığı, ülke siyasetini belirleyecek ölçüde güç kazanabilmiş değil.

Sandıktan öte bir tartışma

Brezilya seçimleri, iki farklı ekonomik sistem arasında değil, kapitalizmin iki farklı yönetim modeli arasında gerçekleşiyor. Bir tarafta sosyal yardımlar ve devlet müdahalesiyle toplumsal gerilimleri yönetmeye çalışan PT hükümeti, diğer tarafta neoliberal dönüşümü daha otoriter yöntemlerle derinleştirmeyi hedefleyen Bolsonarizm bulunuyor.

Seçimin sonucu, milyonlarca emekçinin yaşam koşullarını doğrudan etkileyecek. Ancak işçi sınıfının bağımsız siyasal öznesinin zayıflığı sürdüğü sürece, seçimlerin merkezindeki tartışma üretim ilişkilerinin dönüşümü değil, Brezilya kapitalizminin hangi siyasal araçlarla yönetileceği olmaya devam edecek.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.