Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Almanya'da 175 bin emekçi ayakta: Sosyal haklara evet, peki ya silahlanma?

Sosyal devlet harcamalarının kısılması ve sekiz saatlik iş gününün hedefe konmasına karşı Almanya'da 175 bin emekçi sokakları doldurdu. Ancak bu gücün gerçek bir karşı koyuşa dönüşebilmesi için sendikal hareketin yalnızca kazanılmış hakları savunması değil, bu hakları tehdit eden savaş ve silahlanma politikalarına karşı da açık bir mücadele hattı kurması gerekiyor.

Onur Aslan

Yayın Tarihi: 27.09.2026 , 14:43 Güncelleme Tarihi: 27.09.2026 , 14:49

Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) "Alın teriyle kazanıldı! İşin. Sağlığın. Emekliliğin” sloganıyla yaptığı çağrı üzerine dün Berlin’den Nürnberg’e 15 kentte gösteriler düzenlendi.

DGB’nin verilerine göre eylemlere toplam 175 bine yakın kişi katıldı. Polis Hannover’de yaklaşık 13 bin, Bremen’de 7 bin kişi saydı; Nürnberg’de katılım yaklaşık 25 bine, Frankfurt’ta ise yaklaşık 10 bine ulaştı. 

Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) Almanya örgütleri de Frankfurt, Stuttgart ve Nürnberg’de bayrakları ve sloganlarıyla eylemlerde yerini aldı.

Sosyal haklar ve sekiz saatlik iş günü hedefte

Eylemlerin temel gündemini çalışma sürelerinin uzatılması, emeklilik haklarının geriletilmesi ve sosyal devlet harcamalarının kısılması oluşturdu.

DGB, sekiz saatlik iş gününün ve mevcut çalışma süresi yasasının korunmasını talep ediyor. Sendika konfederasyonu, uzun çalışma saatlerinin üretkenliği artırmadığını, aksine vardiyalı ve hafta sonu çalışması, yoğun iş temposu ve sürekli erişilebilir olma baskısı altında çalışan milyonlarca emekçinin sağlığını tehdit ettiğini vurguluyor.

Federal hükümetin tartışmaya açtığı başlıklardan biri de 45 yıl prim ödeyen çalışanlara sağlanan kesintisiz erken emeklilik hakkı.

DGB Başkanı Yasmin Fahimi, Essen’de yaptığı konuşmada güçlü bir ekonominin sosyal güvenliğin budanması ve çalışanlar üzerindeki yükün artırılmasıyla kurulamayacağını söyledi. Fahimi, büyümenin yatırım, inovasyon, iyi çalışma koşulları ve alım gücünü koruyan ücretlerle mümkün olacağını belirtti. DGB de sosyal hakların “sadaka değil, kazanılmış haklar” olduğunu vurguladı.

Patron örgütleri ise eylemlere sert tepki gösterdi. Alman İşverenler Birlikleri Konfederasyonu (BDA) Genel Müdürü Steffen Kampeter, sendikaları “ritüelleşmiş reform karşıtlığıyla” suçladı; demografik değişim, nitelikli işgücü açığı ve uluslararası rekabet sorunlarının gösterilerle ortadan kaldırılamayacağını savundu.

SPD işçi sınıfının yanındaymış gibi konuşuyor

Hükümetin reform paketine SPD içerisinden de itirazlar geldi. Aşağı Saksonya Başbakanı Olaf Lies, 45 yıl prim ödeyenlerin erken emeklilik hakkının korunmasını isterken, SPD Genel Başkan Yardımcısı Alexander Schweitzer de Başbakan Friedrich Merz’in reform anlayışını sosyal devlet kesintileri üzerinden eleştirdi.

SPD’li siyasetçiler böylece kendilerini çalışanların ve sosyal devletin savunucusu olarak göstermeye çalışıyor. Ancak SPD bugün Friedrich Merz başkanlığındaki CDU/CSU-SPD hükümetinin doğrudan ortağı.

Üstelik partinin sorumluluğu bugünkü hükümetle başlamıyor. SPD, 2021–2025 döneminde Olaf Scholz başbakanlığındaki SPD-Yeşiller-FDP koalisyonunun da büyük ortağıydı. Dolayısıyla bugün işçi sınıfının haklarından söz eden SPD, emekçilerin kazanımlarına yönelik ekonomi politikalarının gerek önceki gerekse mevcut hükümet dönemindeki başlıca siyasi sorumlularından biri.

Sendikaların silahlanma karşısındaki sınırı

Dünkü kitlesel eylemler emekçilerin sosyal haklara yönelik saldırılara karşı mücadele potansiyelini gösterirken, DGB başta olmak üzere büyük sendikaların silahlanma politikaları karşısındaki tutumunun sınırlarını da yeniden gündeme getirdi.

DGB ve üye sendikaları 1 Dünya Barış Günü açıklamalarında zorunlu askerliğin yeniden getirilmesine ve diğer zorunlu hizmet biçimlerine karşı çıkmıştı. Ancak bu tutum güçlü ve süreklilik taşıyan bir mücadele hattına dönüşmüş değil.

Nitekim DGB eylemlerinden yalnızca bir gün önce, 25 Eylül’de, Almanya genelinde öğrenciler zorunlu askerlik ve militarizme karşı okulları boykot ederek sokağa çıktı. “Zorunlu Askerliğe Karşı Okul Grevi" girişimine göre yaklaşık 100 kentte 45 binden fazla genç eylemlere katıldı.

Buna rağmen ertesi gün yüz binlerce emekçinin katıldığı DGB mobilizasyonunda gençliğin bu çıkışıyla güçlü bir bağ kurulmadı; zorunlu askerlik, silahlanma ve askeri harcamalar sosyal haklara yönelik saldırılarla birlikte eylemlerin merkezi başlıklarından biri haline getirilmedi.

Öte yandan aynı çelişki sanayi politikalarında da görülüyor. Sendikalar fabrika kapanmalarına ve işten çıkarmalara itiraz ederken, silah sanayisinin büyümesi bazı durumlarda istihdamı ve işçilerin kazanımlarını korumanın bir yolu olarak kabul ediliyor.

Bunun çarpıcı örneklerinden biri Berlin-Gesundbrunnen’de yaşandı. Yıllarca otomotiv yan sanayisine üretim yapan tesisin Rheinmetall bünyesinde topçu mühimmatı için mekanik parçalar üretecek şekilde dönüştürülmesine karar verildi. IG Metall Berlin, dönüşümü iş yerlerinin korunması, tesise yatırım yapılması ve çalışanların yeniden eğitilmesi açısından ele aldı. Sendika yöneticisi Ines Beeck bir yandan IG Metall tüzüğünün barış ve silahsızlanmayı savunduğunu hatırlatırken, diğer yandan önceliğin çalışanların işlerini ve çalışma koşullarını korumak olduğunu vurguladı.

Böylece fabrikaların kapanması ile askeri üretime dönüşmesi arasında başka bir seçenek yokmuş gibi bir tablo ortaya konuyor. Oysa işçi sınıfı savaş ile işsizlik arasında seçim yapmak zorunda değil.

Otomotivde ve demir çelik sektöründe mevcut üretim kapasitesi demiryolları, toplu taşıma, enerji altyapısı, konut, sağlık ve diğer toplumsal ihtiyaçlara yönelik üretime yönlendirilebilir. İşçilerin kazanımlarını korumanın tek yolu fabrikaları silah tekellerinin üretim zincirine bağlamak değil.

Sosyal harcamalar kısılırken askeri bütçelerin ve silah tekellerine aktarılan kamu kaynaklarının büyütülmesi, ücret, emeklilik ve çalışma süresi mücadelesinden ayrı düşünülemez.

26 Eylül’de 175 bin emekçinin sokaklara çıkması önemli bir toplumsal tepki ortaya koydu. Ancak bu gücün gerçek bir karşı koyuşa dönüşebilmesi için sendikal hareketin yalnızca kazanılmış hakları savunması değil, bu hakları tehdit eden savaş ve silahlanma politikalarına karşı da açık bir mücadele hattı kurması gerekiyor.

Ekonomik krizin, sanayideki dönüşümün ve hükümetin bütçe tercihlerinin faturasını işçi sınıfı ödemek zorunda değil.


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz. 

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.