Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Adım adım kenevir açılımı: 'Esrarlı' işler Türkiye’de (2)

O dönemde, birtakım uluslararası danışmanlık şirketinin Erdoğan’ı kenevir açılımının getirisi hakkında ikna ettiği iddia edilmiş; McKinsey firmasının ismi geçmişti.
Kaynağı McKinsey olsun veya olmasın, Erdoğan’ın yeni kenevir açılım direktifi derhal “milli proje” olarak sunuldu.

Efza Evrengil

Yayın Tarihi: 02.09.2025 , 00:49 Güncelleme Tarihi: 11.05.2026 , 01:53

Sermayenin beklentileri çerçevesinde ilerleyen kenevirde mevzuat esnetme ve keneviri meşrulaştırma girişimlerinde Türkiye’de kritik adımlar atılıyor. Yazının bugünkü ikinci bölümünde, keneviri meşrulaştırmanın veçheleri ve sağlık meslek örgütlerinin tepkisi ile kendilerini bekleyen sorunlar ele alınıyor.

Adım adım meşrulaştırma

Türkiye’de yaklaşık on yıl önce başlatılan mevzuat açılımına, aşağıda üç veçhesini ele aldığımız keneviri toplum nezdinde çok faydalı, bol şifalı, bol kazançlı, hem stratejik ürün, hem mucize bitki olarak meşrulaştırma girişimleri eşlik etti.

Liberal çığırtkanlar iş başında. Meşrulaştırmanın dış mihraklarının başında, sermayenin paravan örgütleri, liberal çığırtkanlık yapan birtakım Batılı STK’lar, yayın organları geliyor. Bunların iki mantrası var: Zarar azaltımı ve kenevir/esrar yasallaştırma. Bu ikisinin eleştirilmesi insan haklarına karşı olmakla bir tutuluyor. Çok saldırganlar. Bu saldırıdan en fazla nasiplenenler bilimi, halk sağlığını ve meslek ilkelerini savunmaya çabalayan hekimler ve örgütleri oluyor.

E-sigara gibi yeni nesil tütün/nikotin ürünlerinin önünün açılmasına dayalı “tütünde zarar azaltımı” yaklaşımına karşı çıkanları sadece yasakçı ve mürebbiye-devletçi olmakla suçlamıyorlar, aynı zamanda katil, Nazi olduklarını ilan ediyorlar. Esrarın yasallaştırılmasına karşı çıkanları ise, bağnaz muhafazakarlıkla, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirmekle itham ediyorlar. 

Bunlara göre, tütünsüz, nikotinsiz, kenevirsiz, esrarsız bir dünya cehenneme eş. Tütünde ve kenevirde tek doğru ve iyi politika: Serbestleştirme ve piyasanın görünmez elinin sorunlara çözüm bulmasına olanak tanınması. Türkiye’de de bu görüşün yansımaları, örgütleri, sözcüleri oldukça fazla. soL’da bunları teşhir eden iyi bir yazıya buradan ulaşılabilir. “İlk yapmamız gereken şey dağa taşa kenevir ekmek,” diyen dinci cenahtan yerli kenevir lobicisi yazarlar da aynı dili konuşuyor.

Kenevir/esrar yerli ve millileşiyor. Kenevir açılımının düzenlendiği kanun teklifinin, Çocukları Tütün Salgını ve Zararlarından Koruma İnisiyatifi’ne fahri önderlik yapan ve özgeçmişinde “tütün kontrolü alanında ülkemizde ve uluslararası çapta gerçekleştirdiği çalışmalar nedeniyle DSÖ tarafından ödüle layık görüldüğü” belirtilen AKP İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut’un imzasıyla Meclis’e sunulmuş olması, bu yazının ilk bölümünde değinildiği gibi, aslında bir çelişki değil. Milletvekili, 2019 başında Erdoğan’ın direktifini verdiği yerli ve milli kenevir açılımı yolundan ilerliyor sadece.

Türkiye’nin, dünyanın en sıkı ve sert kenevir politikasına sahip ülkelerinden biri olmaktan, bugün ucu açık kenevirli ürün üretim ve ticareti politikasına geçişi sürecinde, Erdoğan’ın 2019’daki çıkışı gerçekten de kritik bir dönüm noktası oluşturdu. Bedene zarar veren şeylerin ve eylemlerin haram olması üzerine kurulu olan AKP’nin bağımlılıkla mücadele politikasının, piyasacı açılımların öncelik almasına engel olmadığı bir kere daha görüldü. Ne vardı o çıkışın arkasında? O dönemde, birtakım uluslararası danışmanlık şirketinin Erdoğan’ı kenevir açılımının getirisi hakkında ikna ettiği iddia edilmiş; McKinsey firmasının ismi geçmişti. McKinsey, benzer bir çalışmayı Lübnan hükümeti nezdinde de yürütmüştü. Kaynağı McKinsey olsun veya olmasın, Erdoğan’ın yeni kenevir açılım direktifi derhal “milli proje” olarak sunuldu. 

Birdenbire anaakım medyada, kenevirin “Selçuklu mutfağının unutulan lezzeti: Kenevir helvası”ndan, uçak kaportası ve biyodizel yakıta kadar geniş kullanım alanı olduğu, milli savunmadan yerli ilaç ve kozmetik sanayilerine kadar büyük potansiyel taşıdığı yönünde övgüler düzülür oldu. Yerli ve milli “yeşil mucize”nin ağrıdan uykusuzluğa, obeziteden cilt problemlerine kadar bilumum sağlık sorunlarına deva olduğu yayın organlarının sağlık ve kadın bölümlerinde boy göstermeye başladı.

2020’de ilk hasadı yapılan Vezir ve Narlı ismi verilen ve esrar yapımında kullanılmamak üzere geliştirildiği özellikle vurgulanan yerli türlerin ardından, bu yıl Türkiye’nin üçüncü yerli kenevir çeşidi olan oldukça tuhaf isimli “Gizlence”nin de hasadının yapıldığını öğrendik. Kenevirin “Allah’ın bir nimeti” olduğu yazıldı. Bir de, eğer piyasaya sürülecek yeni ürünler İslam hukukuna ve yaşam tarzına uygun diye lanse edilir, din otoritesinin onayını alırsa, kenevir/esrarın yerli ve millileştirilmesi tamamlanmış olacak.

Kenevire/esrara sınıf atlatılıyor. Sermayenin yasallaştırılmış kenevir piyasasından beklentisini gerçekleştirebilmesi için, esrarın kötü şöhretinin, uçuk kafalı esrarkeş stereotipinin silinmesi, kenevir tüketimine karşı olumlu algı yaratılması şart. Dünya örneklerinde görüldüğü üzere, bunun için sermaye, kenevirin tüketim biçimlerini, ürünlerini, cihazlarını çeşitlendirme, premium-laştırma ve reklam ve tanıtımla cazip kılma yoluna gidiyor. Bu yönde sık görülen pazarlama yöntemi, alternatif tıp ve wellness meraklılarına hitap eden, “doğal”, “bitkisel”, “bitki-bazlı”, “organik”, “fiziksel ve spiritüel iyileşme sağlayan” gibi ifadelerle pazarlanan, şık ambalajlı yiyecek, içecek, soluma cihazı, yağlar ve kremler gibi ürünleri piyasaya sürmek. Sağlık Bakanlığı’nın kapısının ilk bu tür ürünler için çalınacağından emin olabiliriz.

Burada bir parantez açarak, kenevir ile esrar arasında ima edilen ayrımın yapay ve kasıtlı olduğunu, asıl olanın bu ikisinin iç içe geçmişliği olduğunu belirtmek önemli. Bu yazıda da, genel olarak kullandığımız “kenevir” kavramı, esrar dahil, tarladaki bitkiden ticari ürüne kadar tüm süreçleri içeriyor. Zaten, “esrarsız kenevir” nikotinsiz tütün gibi oksimoron bir kavram. Öyleyse, UMMHK metninde, “uyuşturucu etkisi olmayacak oranda kişisel bakım ürünleri ve destek ürünleri” sözü ne anlama geliyor? Veya, Sağlık Bakanlığı’nca ruhsatlandırılacak ve eczanelerde satışa sunulacak kenevirli ürünlerin “zararsız” olacağı dile getirilirken, ne kastediliyor?

Burada genellikle kastedilen, bu ürünlerin kenevirin psikoaktif olmayan bileşiği CBD bazlı olacağı ve psikoaktif bileşik THC’nin azami yüzde 0,2-0,3 gibi etkisiz düzeyde düşük oranlı olacağı. Ancak bunlar oldukça sorunlu ayrımlar. Kenevirde, insan sağlığı üzerindeki etkileri tam olarak ortaya konmamış 113 adet kannabinoid var ve haklarında hala birçok soru işareti bulunan CBD ile THC bunlardan sadece ikisi. Hafif psikotropik bir madde olan CBD “zararsız” değil; CBD’nin de yan etkileri, kimyasal etkileşimleri ve ısıyla THC’ye dönüşmesi söz konusu. Düşük oranlı THC’li ürünlere piyasaya arz izni verilen ülkelerde yapılan testlerde ürün ambalajlarının üzerinde yazan oranların çok üzerinde THC içeriğine rastlandığını bildiren araştırmalar var. Durumu daha da karmaşıklaştıran bir başka olgu, Türkiye’de bu tür yüzlerce denetimsiz ürünün, reklam ve tanıtımda sınır tanımaksızın, sanal pazarlama sitelerinde, aktarlarda zaten satışta olması.

'Halk sağlığı tehdidi' görenler ve görmeyenler

UMMHK’da “tıbbi ürünler, sağlık ürünleri ile kişisel bakım ürünleri ve destek ürünleri” için izinli kenevir yetiştiriciliğinin önünü açan değişiklikleri içeren kanun teklifi 24 Haziran 2025’te TBMM’ye sunuldu; jet hızıyla 21 Temmuz 2025’te yasalaştı. Gereken danışma süreçlerinin işletilmediği, bilimsel, hukuki, idari kapsamlı değerlendirmelerin eksik bırakıldığı bu kısa zaman aralığında, Türk Tabipleri Birliği ve çeşitli sağlık meslek örgütleri yayınladıkları bildirilerle, hem süreci eleştirdiler, hem de yeni düzenlemenin kenevir kullanımını ve risklerini artıracağı uyarısında bulundular. Hekimler, kenevirin tıbbi kullanımının sadece birkaç hastalığın tedavisinde son derece sınırlı ve destekleyici yeri olabildiğini, bunun ötesinde bilimsel kanıtların zayıf ve yetersiz olduğunu ifade ederek, kenevir kullanımının yol açtığı olumsuz sağlık etkilerine, kenevir kullanma bozukluğu ve bağımlılık gelişimi risklerine ve bu etki ve risklerin tıbbi kullanımda dahi geçerli olduğuna dikkat çektiler; ilgili maddenin kanun teklifinden çıkartılmasını istediler.

Hekimlerin sözü dinlenmedi; Kanun maddesi geçti. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu meslektaşlarının uyarılarını umursamadan, “Nörolojik hastalıklar, akne, kronik ağrı, şizofreni, kaygı bozuklukları, mide bulantısı, diskinezi, sedef, romatoid artrit ve bazı kalp rahatsızlıkları gibi 15 hastalıkta bilimsel temelli olarak kullanılıyor. Bağımlılık riski olmayan, ilaç formuna getirilmiş ve hekim kontrolünde kullanılan ürünler sadece reçeteyle eczanelerde olacak” diye konuştu. Dezenformasyon Mücadele Merkezi de tartışmaya müdahil oldu; kenevir üretiminin yalnızca yasal çerçevede, sıkı denetim altında ve kayıtlı olarak, tıbbi ve endüstriyel amaçlarla gerçekleştirildiği; gençlerin bu sektörde tüketici değil, bilinçli üretici, araştırmacı ve girişimci olarak yer almalarının desteklendiğini açıklayarak, kamuoyunda oluştuğu iddia edilen “bilgi kirliliği”ni hedef aldı. Ancak hekimler ve eczacılar için konu kapanmış değil; zira, sorunlar şimdi başlıyor.

Eczaneler kenevir/esrar dağıtım noktası olmaya gidiyor. UMMHK’da yapılan son değişiklikle, takip sistemlerine kayıt işlemlerinin Sağlık Bakanlığı’nca gerçekleştirilecek yeni kenevirli ürünlerin sadece eczanelerde satılacağına dair hüküm için bazı eczacıların ve meslek örgütlerinin desteğinin alınmış olduğu görülüyor.  Ancak, eczacıların durumu tekrar değerlendirmelerinde fayda var. 

Tütünle mücadele kapsamında, tütün ürünlerinin kontrollü biçimde sadece eczanelerde satılmasına dair politika önerilerinin yapıldığı ülkelerde eczacıların bu önerilere karşı itirazları etkili olmuş, öneriler hayata geçmemişti. İtirazlar, meslek ilkeleri ve etiğine aykırılık, eczacının satış bayine dönüşmesi, güvenlik sorunu, saygınlık kaybı gibi endişeler üzerinde yoğunlaşmıştı. Şimdi, Türkiye’de eczacıları benzer sorunlar bekliyor. 

Kanun teklifine ilişkin komisyon raporunda muhalefet milletvekillerinin kayda giren muhalefet şerhlerinde, düzenlemenin sağlık kuruluşlarında ve eczanelerde yeni şiddet olaylarına zemin oluşturabileceğine dikkat çekiliyor; konu hakkında bir röportajda psikiyatri uzmanı Cüneyt Evren eczacıların “torbacı” haline gelmesi tehlikesinden söz ediyor.

Geleneksel, alternatif ve tamamlayıcı tıp (GATT) uygulamalarına gün doğuyor. Bilimsel yöntemlerle kanıtlı yararlılık ve zarar vermeme düsturları üzerine kurulu hekimlik mesleğinde büyük gedik açan, AKP’li yıllarda desteklenerek kurumlaşan ve yasal statüye kavuşan GATT uygulamaları ile kenevirin “tıbbi amaçlı” diye nitelenen kullanımı arasında yakın bir ilişki var. Sağlık Bakanı’nın “hekim kontrolünde, sadece reçeteyle” kullanılacağını söylediği ürünlerin, kanıt eksiklikleri nedeniyle, dünya örneklerinde de görüldüğü üzere, ağırlıklı olarak GATT uygulamaları kapsamında reçete edilmesinin söz konusu olacağını tahmin etmek mümkün.    

Yazının yarınki üçüncü ve son bölümünde, kenevir açılımının yol açması beklenen tüketim artışı ile açılımdan umulan ekonomik getiriden kimin nasıl nasipleneceği masaya yatırılacak.

Adım adım kenevir açılımı: “Esrarlı” işler Türkiye’de (1)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.