Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Adım adım kenevir açılımı: 'Esrarlı' işler Türkiye’de (1)

Yazımızın bugünkü ilk bölümde, bir yandan esrar yasağı için sıkı polisiye önlemler ile bağımlılıkla mücadele siyaseti devredeyken, diğer yandan tanımı belirsiz ve bu nedenle her türlü yoruma ve istismara açık kenevirli ürünlerin piyasaya arzına hazırlık yapılmasına dikkat çekiliyor.

Efza Evrengil

Yayın Tarihi: 01.09.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 11.05.2026 , 02:01

Sermayenin beklentileri çerçevesinde ilerleyen kenevirde mevzuat esnetme ve keneviri meşrulaştırma girişimlerinde Türkiye’de kritik adımlar atılıyor. Yazımızın bugünkü ilk bölümde, bir yandan esrar yasağı için sıkı polisiye önlemler ile bağımlılıkla mücadele siyaseti devredeyken, diğer yandan tanımı belirsiz ve bu nedenle her türlü yoruma ve istismara açık kenevirli ürünlerin piyasaya arzına hazırlık yapılmasına dikkat çekiliyor.

Altı yıl önce soL’da yayınlanan Tütün endüstrisinin ‘esrarlı’ işleri başlıklı yazıda, tütün, ilaç, gıda ve içecek sektörlerinde faaliyet gösteren ulusötesi tekelci sermayenin dünya kenevir piyasasına göz dikmesi konu edilmişti. Söz konusu şirketlerce yürütülen kenevir yasallaştırma lobiciliği ile yasallaştırmaya paralel, kenevirli ürün geliştirme, bunları patent koruması altına alma ve ortaya çıkan ufak ölçekli kenevir şirketlerini sırayla satın alarak bünyesine katma gibi “esrarlı” işler o yıllarda iyice belirginlik kazanmıştı. 

Yazıda, kenevirli ürün piyasasının şekil, hacim ve hız bakımından dünya genelinde nasıl gelişme göstereceğinin iki şeye bağlı olduğunun altı çizilmişti: Sermayeye yüksek kazanç ve hızlı birikim fırsatı sunan düzenleme rejimlerinin kurulması ve kenevirin toplum nazarında meşrulaştırılması. Başta tütün şirketlerinin bu yöndeki faaliyetleri ABD ve Kanada piyasalarından örneklerle ortaya konmuş, ancak Türkiye’ye ilişkin bir değerlendirme veya öngörü yer almamıştı.

Üç bölümlü bu devam yazısında ise amacımız, şekil, hacim ve hızı belirleyen koşulların Türkiye’de son yıllarda olgunlaşmasına ve sermaye dışında kimseye faydası olmayan bu piyasacı açılımın beraberinde getireceği sorunlar, riskler ile potansiyel zarar ve maliyetlere dikkat çekmek.

Adım adım mevzuat açılımı

Kenevir, Türkiye’nin taraf olduğu BM 1961 Tek Sözleşmesi ve 1971 Psikotrop Maddeler Sözleşmesi kapsamında uluslararası kontrol rejimi altında uyuşturucu madde olarak sınıflandırılıyor. Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun’un (UMMHK) 1979’da düzenlenmiş 3. Madde hükmü de bu bağlamda gayet net ve açık: “Münhasıran esrar yapmak için kenevir ekilmesi ve her ne şekilde olursa olsun esrarın ihzar, ithal, ihraç ve satışı yasaktır.” UMMHK’ya göre, esrar elde etmek amacıyla kenevir ekimi yapan kişiler dört yıldan on iki yıla kadar hapis ve beşyüz günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılıyor.

Bu kontrolcü ve yasaklayıcı çerçeveye ilk açılımcı müdahale, 2016’da yürürlük kazanan Kenevir Yetiştiriciliği ve Kontrolü Hakkında Yönetmelik ile, lif, sap ve tohum elde etmek üzere 20 ilde izinli kenevir yetiştiriciliğinin önünün açılmasıyla yapıldı. Anaakım medyada, “yeşil hazine”nin “endüstriyel” kullanımının saymakla bitmeyen faydaları duyulmaya başladı.

Ancak bu temkinli açılım beklentileri karşılamaktan çok uzaktı. UMMHK’daki yasak gereği, yetiştirilen kenevirden esrar elde edilmesini önlemek üzere, bitkinin asıl ekonomik değere sahip yaprak ve çiçek gibi bölümlerinin imha edilmesi gerekiyordu. TÜİK verilerine göre, Yönetmelik çerçevesinde 2019-23 arasında gerçekleşen ekili alan, lif ve tohum hasadı miktarları oldukça düşük ve dalgalı bir seyir gösterdi. Kenevirin “tıbbi amaçlı” kullanımının önünü açacak ikinci müdahale 2023’te torba kanunla geldi. UMMHK’da yapılan değişiklikle, lif, tohum ve sapın yanı sıra, “ilaç etkin maddesi elde etme”ye yönelik, çiçek ve yaprak üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliğinin de önü açıldı. İlaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği ve/veya işlenmesinin Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılacağı hükme bağlandı.

Bu çerçevede, 2024’te yayınlanan Karar ile, “İlaç etkin maddesi üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliği kapsamında ülke kotası 5.000 m2 yetiştiricilik alanında yıllık 120.000 kök bitki ile sınırlıdır” hükmü getirilirken, bilimsel çalışmalarda kota şartı aranmayacağı karara bağlandı.

Bu açılım da beklentileri karşılamamış olacak ki, bu yıl TBMM yaz tatiline girmeden dakikalar önce alelacele kabul edilen bir torba kanunla üçüncü müdahale geldi. UMMHK’da, “İlaç etkin maddesi” ibareleri, “tıbbi ürünler, sağlık ürünleri ile kişisel bakım ürünleri ve destek ürünleri” şeklinde değiştirildi. Böylece, hukuki ve idari açıdan tanımı belirsiz ve bu nedenle her türlü yoruma ve istismara açık “sağlık ürünleri”, “kişisel bakım ürünleri” ve “destek ürünleri”nin kenevir bazlı üretim ve ticaretinin önü açıldı. Bu ürünlerin ruhsatlandırma ya da takip sistemlerine kayıt işlemlerinin Sağlık Bakanlığı’nca gerçekleştirileceği ve sadece eczanelerden satılabilecekleri de UMMHK’da yer aldı. Şimdi bunun yönetmeliği bekleniyor.

Bu açılımlar 'esrarlı' işler peşindeki sermayenin beklentilerini karşılıyor mu?

Sermayenin kendine yeni birikim alanları açılması için uyguladığı baskılar sonucunda dünya genelinde, kenevirli ürün üretimi ve ticaretini yasallaştırma rüzgarları esip duruyor. Türkiye’de olup bitenlere bu çerçeveden bakmak gerek. Çok özetle, son 15 yılda 51 ülkede tıbbi amaçlı kullanım, 10 ülkede keyif amaçlı kullanım düzenlemesi yapıldı. Son dönemde, Almanya, Fas ve Lübnan (sadece tıbbi kullanım) ile yanı başımızdaki Gürcistan’ın da bu yola girmesi gibi sürpriz gelişmeler yaşandı. ABD’de 40 eyalette tıbbi amaçlı kullanım, bunların 25’inde ayrıca keyif amaçlı kullanım serbestken, federal düzeyde kenevirin yasaklı madde sınıflandırması devam ediyor. Şimdi federal düzeyde kenevir açılımı tasarısı Trump’ın masasında. Tasarıyı masaya getiren lobi grubunun başında Türkiye’de sigara pazarının yaklaşık yarısını elinde bulunduran Philip Morris International’ın ebeveyn şirketi, tütün devi Altria var.

Türkiye’de ise, yaklaşık on yıldır süren adım adım açılımın sonucunda, UMMHK’ya giren yeni kenevirli ürünlerin üretim ve ticaretini düzenleyecek yönetmeliğe ve bunun nasıl uygulanacağına bağlı olarak, piyasanın nasıl şekilleneceğini göreceğiz. Ancak, sermayenin beklentilerinin sonu yok. Yazının üçüncü bölümünde ele alacağımız üzere, çok hızlı büyüyen devasa bir pasta söz konusu. Dünyada ve Türkiye’de, bundan sonra da yeni açılımların sırada beklediğinden emin olabiliriz.

Tavşana kaç, tazıya tut

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan 2024 tarihli Türkiye Uyuşturucu Raporu’nda yer alan yasadışı kök kenevir yakalama miktarları ile olay ve şüpheli sayıları dudak uçuklatıyor. 2021’de 75,7 milyon, 2022’de 109,6 milyon, 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 43,6 oranında artarak 157,3 milyon yasadışı kök kenevir yakalanmış. 2023’te 5.634 adet kök kenevir yakalama olayında 5.243 şüpheli gözaltına alınmış. Sırf bu yakalama verisine bakarak, Türkiye’de izinli kenevir ekiminin kat be kat üzerinde yasadışı ekim yapıldığını saptamak mümkün. Yasadışı ekimin, kenevirden file, fanila üretmek amacıyla olmadığı da muhakkak.

Yasadışı ekimle mücadelenin zorluğu yetmezmiş gibi, adım adım açılımlarla esnetilen mevzuat, Tarım ve Orman Bakanlığı görevlileri ve kolluk güçlerine başarılması gitgide imkansızlaşan kontrol, denetim, izleme ve imhalara ilişkin muazzam bir görev yükü tanımlıyor. Sadece izinli ekimlerin yerinde, düzenli aralıklarla denetimi değil, Kanun’daki yasak gereği, doğada kendiliğinden yetişen ya da izinsiz yetiştirilen her türlü kenevirin ele geçirilmesi ve bunlarla birlikte izinli ekimden esrar elde edilmesini önlemek üzere izinli kenevirin yan dal, yaprak ve çiçek gibi bölümlerinin de imha edilmesi gerekiyor. Şimdi bir de, çıkması beklenen yönetmelikle, yeni ürünlerin üretimi amaçlı kenevir yetiştiriciliğinde, UMMHK Madde 3 yürürlükte olduğu sürece, münhasıran esrar elde edilmesini engelleyecek her türlü tedbiri almaları da gerekecek. 

Ele geçirilen yasadışı keneviri imha etmek, bazen trajik boyutlar alan ayrı bir sorun. Bu yılın Nisan ayında Lice’de açık alanda yakılan 20 ton kenevirin ilçede yaşayan 25 bin kişiyi “gêj” ettiği, çocukların hastalandığı, hastaneye başvuruların olduğu bildirilmişti. Üstelik, yakımın gerçekleştiği arazide kenevir balyalarıyla iri harflerle zemine yazılan LİCE’nin cayır cayır yakılmasına ilişkin korkunç görüntüler büyük tepki toplamıştı.

Çelişki yok

Bir yandan belli illerde ekimine izin verip, diğer yandan ülkenin dört bir yanında kolluk güçlerini milyonlarca kök kenevirin peşine düşürme politikasına aslında yabancı değiliz; bu yaklaşımı kayıtdışı tütün üretimine kimi zaman göz yuman, kimi zaman onu kriminalize eden tütün politikasından tanıyoruz.

Kenevir açılımı başladığından beri medya haberlerine de yansıyan birbirine tezat iki yaklaşım var: haberlerin yaklaşık yüzde 10’u ürünü göklere çıkartırken, yüzde 90’ı polis ve jandarmanın yaptığı “zehir” operasyonları, yakalamalar, gözaltılar hakkında. Ancak, “tavşana kaç, tazıya tut” siyasetinin de, kendi içinde çelişkiliymiş gibi gözüken hem bağımlılıkla mücadele siyaseti güdüp hem de kenevir açılımı yapılmasının da, kökleri ABD’nin “uyuşturucuyla savaş” politikasına giden kendi içinde tutarlı bir mantığı var.

ABD yönetimleri için bu politika, ülke içinde belli sosyal gruplara yönelik sopa işlevi görürken, on yıllardır küresel hegemonyasının korunmasında kritik öneme sahip oldu. Bugünlerde bu politika, Maduro’yu devirmek üzere, ABD donanmasının Venezuela kıyılarını kuşatmasının bahanesi olarak kullanılıyor. Ancak, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’a göre, asıl “DEA, dünyanın en büyük uyuşturucu karteli”. Rodríguez bu ithamla, ABD’deki iktidarın uyuşturucunun sürekliliğine olan gereksinimine ve ABD Uyuşturucuyla Mücadele Teşkilatı DEA’nın asıl misyonunun bunu sağlamak ve uyuşturucu ekonomisini yönetmek olduğunu açığa vuruyor.

“Uyuşturucuyla savaş”ın doğrudan bir uyarlaması olan “bağımlılıkla mücadele” ise, dünya genelinde sağcı iktidarların toplumsal kontrol ve düzen tesisi/koruması için başvurdukları çok temel, araçsal bir politika. Türkiye iyi bir örnek.

Bağımlılıkla mücadele politikasında, piyasa güçlerinin serbest bırakılması, bunun tüketimi kışkırtması önemli değil; önemli olan, durmaksızın uyuşturucu tehdidi, tehlikesi, felaketi propagandası yapılması. Bunlarla mücadele için dev bütçeler meşru kılınıyor, ayrılan dev bütçeler silahlı güçlerin güçlendirilmesine, daha fazla silahlanmaya, daha fazla güvenlikçi devlete akıtılıyor. Bu politikada, tehdidin, tehlikenin, felaketin hiç dinmemesi, aksine büyüyerek varlığını sürdürmesi, ancak arada bir AKINCI TİHA’ların iş başında olduğu özellikle vurgulanan, “zehir tacirleri”ne göz açtırmayan Narkoçelik operasyonlarıyla milyonlarca kök kenevir ile yüzlerce torbacının yakalandığı kahramanlık hikayelerinin yazılması şart oluyor.

Yazının yarınki ikinci bölümünde, keneviri meşrulaştırmanın veçheleri ile sağlık meslek örgütlerinin tepkileri ele alınacak. Üçüncü ve son bölümde, kenevir açılımının yol açması beklenen tüketim artışı ve açılımdan umulan ekonomik getiriden kimin nasıl nasipleneceği masaya yatırılacak.

ANALİZ | Tütün endüstrisinin 'esrarlı' işleri

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.