Özgürlüğe giden zorlu yol: Küba'da kadınların işgücüne katılımı

Küba, kadınların toplumsal ölçekteki hak ve kazanımları bakımından günümüz dünyasının tartışmasız en ileri örneğini teşkil ediyor. Ancak bu küçük ada ülkesinde kadınların toplumsal üretim sürecine katılımını kolaylaştıracak refah koşullarının yaratılmasını engelleyen nesnel sınırlar nedeniyle kadının özgürleşmesi yönünde kat edilen mesafe güçlüklerle dolu oldu. Nahide Özkan Küba'da kadınların mücadelesini ve özgürleşmesini, Küba Kadın Federasyonu'nun rolünü yazdı.
Nahide Özkan
Cumartesi, 07 Mart 2020 18:03

Marksizmin temel kaynakları, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğin özel mülkiyete dayalı sömürünün ortadan kaldırılması, kadını köleleştiren ev işlerinin kamu endüstrisine dönüştürülmesi ve böylece kadının toplumsal üretim sürecine katılımının güvence altına alınmasıyla ortadan kaldırılacağını söylüyor.

Sosyalist kuruluş süreçlerinde üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılması siyasi iradeyle görece kısa erimde hayata geçirilen bir hedef olmakla birlikte, ev işlerinin kamu endüstrisine dönüştürülmesine imkan sağlayacak güçlü ekonomik altyapının oluşturulması çok daha karmaşık ve uzun erimli bir süreci gerektiriyor. Çünkü devrimler zincirin zayıf halkasında gerçekleşiyor. Zayıf halka olmak, sosyalist kuruluşta yaşamsal önem taşıyan sermaye birikimi, sanayi altyapısı, bağımlılık durumu, işgücünün niteliği ve benzeri unsurlar bakımından dezavantajlı durumda olmak anlamına geliyor.

Geçmiş deneyimlerimiz bu yönde... Küba, devrim öncesinden devraldığı tarıma dayalı yarı sömürge ekonomisi ve ABD ablukasının yarattığı özgün koşullar nedeniyle bu nesnel çelişkiyi had safhada yaşayan deneyimlerden biri oldu.

Küba, kadınların toplumsal ölçekteki hak ve kazanımları bakımından günümüz dünyasının tartışmasız en ileri örneğini teşkil ediyor. Ancak bu küçük ada ülkesinde kadınların toplumsal üretim sürecine katılımını kolaylaştıracak refah koşullarının yaratılmasını engelleyen nesnel sınırlar nedeniyle kadının özgürleşmesi yönünde kat edilen mesafe güçlüklerle dolu oldu.

Bu yazı, sancılı olduğu kadar umut ve heyecan dolu olan bu süreci kadının işgücüne katılımı perspektifinden ele almayı hedefliyor.

DEVRİMLE GELEN DÖNÜŞÜM HAMLESİ: KADINLARI EVDEN ÇIKARMAK

Küba’da devrime öncülük eden kadronun önünde, devralınan geri ekonomik tabloyu devrimin toplumsal hedefleri doğrultusunda dönüştürmek gibi zorlu bir görev duruyordu. Ülkenin bağımsızlığının güvence altına alınması, toplumsal adaletin sağlanması, herkes için eğitim ve sağlık hakkının hayata geçirilmesi, tüm yurttaşların kendilerini geliştirebilecekleri insani yaşam koşullarının yaratılması için ülke ekonomisinin yeniden yapılandırılıp güçlendirilmesine ihtiyaç vardı. Eldeki kaynakların son derece kısıtlı olması nedeniyle Küba’da ekonomik gelişme ile toplumsal gelişmenin bir bütünlük içinde değerlendirilmesi zorunluydu.

1960 yılının ağustos ayında kurulan ve devrimden sonra kurulan ilk kitle örgütü olma ayrıcalığını taşıyan Küba Kadın Federasyonu’nun (FMC) varlık nedeni bu bütünlük içinde kurgulandı. Federasyonun amacı bir yandan devrimin yakıcı ihtiyaçları doğrultusunda kadınların toplumsal üretim sürecine katılımını artırmak, bir yandan da kadınların hak ettikleri eşit ve özgür toplumsal konuma ulaşmalarını sağlayacak mekanizmaların inşa edilmesine öncülük etmekti.

Ancak tüm bunlar için kadınların öncelikle, yüzyıllardır hapsoldukları dört duvar arasından çıkartılması gerekiyordu. Devrimin ilk yıllarında FMC’nin aktif katılımıyla organize edilen çeşitli kampanyalar kadınların evden çıkartılmasını, onlara temel eğitim ve becerilerin kazandırılmasını, bu esnada devrimin niteliği hakkında temel nosyonların edindirilmesini ve böylece toplumsal yaşam içinde aktif bir bilinçlenme süreci yaşanmasını hedefledi.

1961 yılında düzenlenen ve yedi yüzbinden fazla Kübalı’ya okuma yazma öğretilen kampanyada görev alan gençlerin yüzde 60’ı genç kadınlardan oluşuyordu. Kampanya için katıldıkları kısa ‘öğretmenlik’ kurslarından mezun olduktan sonra dağ köylerinde okuma yazma öğretmek için yola koyulan on binlerce kadının ilk kez evlerinden ayrılarak yaşadıkları bu deneyim onların kendilik duygularını, toplumu dönüştürme arzu ve yeteneklerini güçlendirdi. Kolektif olarak yaşanan bu deneyim her bakımdan özgürleştiriciydi: Dağlara tırmanıp tarlalarda çalışarak fiziksel sınırlarını zorladılar, tanımadıkları toplumsal kesimlerle buluşup onların yaşam pratiklerini paylaşarak kültürel ufuklarını genişlettiler, erkeklerle eşit dönüştürücü güce sahip olduklarını görerek entelektüel bakımdan özgüven kazandılar.

Yine altmışlı yıllarda henüz sağlık sistemi kurumsallaşmamışken tüm ülkedeki bebeklerin aşılanması için FMC’nin öncülüğünde düzenlenen seferberliklere katılım sağlayan on binlerce kadın sayesinde bir yandan çocuk felci gibi hastalıklar eradike edilirken, diğer yandan Kübalı kadınlar toplumda belirleyici rol oynamanın gurur ve heyecanını yaşadılar.

FMC, bu yıllarda Havana’da düzenlediği özel meslek kurslarında aralarında eski ev hizmetçilerinin ve fahişelerin de yer aldığı on binlerce kadına aşçılık, terzilik, steno ve daktilo gibi alanlarda eğitim verilmesini sağladı.

Havana’nın ünlü Nacional Otel’inde kurulan Ana Betancourt Köylü Kız Okulu kapsamında taşranın en ücra köşelerinden getirilen on binlerce genç kadına altı ay ila bir yıllık sürelerle biçki dikiş ve sağlık kursları verildi. Bu kurs programlarında genç kadınların mesleki beceriler kazanmalarının yanı sıra kültürel olarak gelişmeleri ve devrimin getirdiği ilerlemeleri ilk elden gözlemlemeleri hedeflendi.

ERKEK EGEMEN KÜLTÜR: UZLAŞI VS. MÜCADELE

FMC öncülüğünde düzenlenen meslek kurslarının içeriğine bakıldığında geleneksel olarak kadına yakıştırılan meslek alanlarına yönelik oldukları dikkatlerden kaçmayacaktır. Devrim, eldeki sınırlı kaynaklarla toplumun en çok ezilen kesimlerinden gelen kadınların yaşamını en hızlı şekilde dönüştürme arayışındaydı. Toplumda hüküm süren önyargılar göz önünde tutuldu ve kadınların toplumsal faaliyetlere aktif katılımına engel teşkil edecek çatışmalardan mümkün olduğunca kaçınılmaya çalışıldı.

Ancak bu tedrici yaklaşım, toplumda yerleşiklik kazanmış olan kadına yönelik ayrımcılıkla kararlı bir şekilde kavga edilmeyeceği anlamına gelmiyordu.

FMC, bu dönem boyunca yazılı basın, radyo ve televizyon gibi medya kanallarında kadının devrimle değişen toplumsal rolünün altını çizen makale ve programların yayınlanmasına öncülük etti.

1961 yılının kasım ayında yayın hayatına başlayan FMC’nin Mujeres (Kadınlar) adlı aylık dergisi ülke çapında büyük bir tirajla dağıtıma sokuldu. Kapsamlı bir içeriğe sahip olan dergi, cinsel eğitim gibi toplum tarafından kabullenilmesi güç tartışmaları da gündeme getiriyordu.

Aynı yıllarda açılmaya başlayan kreşlerde çocuklara verilen eğitimle cinsiyet rollerinin aşılması hedefleniyor; kentlerin dört bir yanındaki ilan panolarını, kadınlara özgürleşme çağrısında bulunan posterler süslüyordu.

Aynı yıllarda kız çocuklarının örgün eğitim sistemine katılımı güvence altına alınarak eğitim alanındaki eşitsizlik tablosu köklü bir şekilde değiştirildi.

KADIN İSTİHDAMINDA SÜREKLİLİK SORUNU

Daha fazla kadının çalışma yaşamına katılmasını amaçlayan en etkili seferberliklerden biri, 1970 yılı hasat döneminde yürütülen “10 milyon ton şeker kamışı” kampanyası oldu.

Azgelişmişlik çemberinden kurtulma mücadelesi veren sosyalist Küba’da yürütülen tüm kampanyalarda olduğu gibi bunda da birden fazla hedef aynı anda güdülüyordu: İhracat gelirlerini artırmanın yanı sıra kadınları işyerlerine çekmek. Gerçekten de yüzbinlerce kadın ya doğrudan tarlada çalışmak ya da şeker kamışı hasadına destek olmak üzere taşraya giden erkek işçilerin fabrikalarda bıraktıkları görev yerlerini doldurmak üzere işgücüne katıldı.

Kampanya 10 milyon ton hedefine ulaşamadı ama 120 binin üzerinde kadının işgücüne katılımını sağlayarak devrim tarihinde bir rekora imza attı. FMC, bu hedefe ulaşmak için yarım milyondan fazla evi tek tek ziyaret ederek kampanyaya destek davetinde bulunmuştu.

1970’lerin başlarına gelindiğinde Küba’da kadın işgücünde göz kamaştırıcı bir artış kaydedilmişti. 1974 yılı rakamlarına göre toplam işgücünün yüzde 25’3’ünü kadınlar oluşturuyor, çalışma yaşındaki Kübalı kadınların yüzde 26’sı ev dışında ücretli bir işte çalışıyordu.

Ancak elde edilen oranlar hedeflerin altındaydı. Bunun nedeni, işgücüne katılımda muazzam bir sirkülasyon yaşanması, kitleler halinde çalışma yaşamına katılan kadınların bir süre sonra yine kitleler halinde evlerine geri dönmesiydi. Rakamlar alarm vericiydi. 1969-1974 yılı arasında işgücüne katılan yaklaşık 700 bin kadından yalnızca 200 bini çalışmaya devam ediyordu.

Bu yüksek oranlı sirkülasyonunun önemli nedenlerinden biri, kadının ait olduğu yerin evi olduğu yönündeki geleneksel inanışın toplumda hala geniş ölçekte hüküm sürüyor olmasıydı.

Diğer yandan, eğitim sağlık gibi hizmetlerin ücretsiz olduğu, ulaşım ve kira gibi masraflar için cüzi düzeyde harcamanın yapıldığı, beslenmenin gıda karneleriyle desteklendiği sosyalist ekonomide ortalama bir maaş hanehalkı harcamaları için yeterli sayılıyordu. Sosyalist Küba’da daha fazla para kazanmak, çalışmak için güçlü bir özendirici değildi.

Erkek egemen değerlerin toplumdaki izlerinin silinmiş olmaktan henüz çok uzak olduğu da doğruydu.

Ancak kadın işgücünün sirkülasyonunda rol oynayan temel etmen ‘çifte mesai’, yani kadınların çalışma yaşamlarının yanı sıra ev işlerini de yüklenmek zorunda kalmalarıydı. Burada erkeklerin ev işlerini paylaşma konusundaki isteksizliği kadar, azgelişmiş Küba ekonomisinin ev işlerinin sosyalizasyonuna engel oluşturan kısıtları da rol oynuyordu.

'ÇİFTE MESAİ'YLE SAVAŞ

Yemek yapmak, bulaşık-çamaşır yıkamak, evi temizlemek, alışveriş yapmak ve benzeri ev işlerini yapan bir kadının, para kazanmanın pek de özendirici olmadığı toplumsal koşullarda çalışma yaşamına adım atması güçtü.

Benzer şekilde kadınların işyerinde yöneticilik veya kitle örgütlerinde liderlik pozisyonuna yükselmek için ekstra sorumluluklar almasını beklemek de zordu.

Nitekim Küba Merkez Sendikası (CTC) tarafından düzenlenen ve kitle örgütlerinin liderlik pozisyonlarında kadınların neden daha az temsil edildiğini araştıran bir ankette katılımcıların yüzde 85,7’si en önemli engelin kadının ev içindeki görevleri olduğunu belirtiyordu.

Ciddiyetle ele alınması gereken bu sorun nedeniyle FMC ile CTC ortaklaşa bir eylem planına yöneldi. 1969 yılında CTC bünyesinde Kadın Cephesi adı verilen, daha sonra Kadın İşleri Departmanı adını alan bir yapı kuruldu. Departmanın temel işlevleri kadınların işyerinde yaşadıkları sorunları çözüme kavuşturmak, ayrımcılığın önüne geçmek üzere işe alma ve terfi süreçlerinin takipçisi olmak, kadın işçilerin kalifikasyonunu artırmaya yönelik kursların organize edilmesini sağlamaktı.

Aynı yılın sonunda FMC, CTC ve Çalışma Bakanlığı’nın ortak girişimiyle iş yerlerinde ‘Kurtarma Komisyonları’ oluşturuldu. Komisyonların görevi, sahip oldukları eğitim düzeyinden aşağı pozisyonlarda çalışan kadınlara maddi ve psikolojik destek sağlayarak onları daha ileri düzeyde görevler almaya teşvik etmekti.

Yine kadınların çalışma yaşamındaki sürekliliğini güvence altına almak amacıyla Küba Komünist Partisi, Çalışma Bakanlığı, FMC ve CTC temsilcilerinden oluşan Katılım ve Devamlılık Komisyonları oluşturuldu.

EV İŞLERİNİN SOSYALİZASYONU

Kamusal hizmetler de kadının evdeki iş yükünün hafifletilmesi hedefiyle yeniden düzenlendi. Çalışan kadınların ailelerine öncelikli hizmet vermek üzere kreşlerin sayısı artırıldı. Kreş kapasitesinin yeterli olmadığı kırsal bölgelerde çocuk bakımının ebeveynler tarafından rotasyon usulü üstlenildiği ‘gerilla bakım evleri’ kuruldu.

Açılan yatılı okulların sayısının bu yıllarda 300 bine yakın öğrenci kapasitesine ulaşmasında akademik hedefler kadar kadınların üzerindeki çocuk bakımı yükünün toplumsallaştırılması kaygısı da rol oynadı.

Evle işyeri arasındaki ulaşımın yarattığı vakit ve enerji kaybını en aza indirmek için fabrikaların yoğun olduğu bölgelere yakın yeni konut projeleri başlatıldı.

Çalışan kadınların ailelerine hizmet veren çamaşırhaneler kuruldu, çamaşırları evden alıp eve getirecek nakliyat hizmetleri örgütlendi.

Ekonomik kaynakların yetersizliği nedeniyle kısa erimde sınırlı kalan bu tür yatırımlar başka tedbirlerle telafi edilmeye çalışıldı.

Alışveriş yükünü kolaylaştırmak amacıyla çalışan kadınlara ve onların aile fertlerine dükkan ve marketlerde ayrıcalıklı muamele sağlayan bir program uygulamaya sokuldu. Ayrıcalıklı muamele sıranın önüne geçme imkanının tanınması, belirli günlerde yalnızca çalışan kadınlara hizmet verilmesi gibi biçimler alabiliyordu. Zaman zaman dükkanların vitrinlerinde “Bu mal sadece çalışan kadınlara yönelik” türünden ilanlar görülüyordu. Belirli dükkanların çalışma saatleri mesai saatleri dışında hizmet verecek şekilde yeniden düzenlendi.

Yine çalışan kadınların bekleme sırasında zaman kaybetmemeleri için terzi, kuaför, doktor, diş hekimi randevularında öncelikli hizmet almalarına imkan tanındı.

Buzdolabı, düdüklü tencere, çamaşır makinesi gibi henüz az bulunan ev aletlerinin dağıtımı sendikalar aracılığıyla örgütlendi ve yine çalışan kadınlara öncelik verildi.

FMC VE KÜBA KOMÜNİST PARTİSİ GÖREV BAŞINDA

Ulusal çapta mücadele konusu haline gelen çifte mesai sorunu, FMC’nin 1974 yılında düzenlediği ikinci ulusal kongresinin de temel tartışma konusuydu. Ev işlerinin paylaşımı konusunda takınılan ‘konforcu tutumlarla’ hesaplaşmak için sendikaları ve diğer kitle örgütlerini ortak mücadeleye davet eden FMC, kadınların işgücüne tam katılımı önünde engel teşkil eden sorunların çözüme kavuşturulmasının tüm toplumun sorumluluğunda olduğunu ilan ediyordu.

Kongrenin sonunda şu kararlar alındı:

Ücret kesintisi olmaksızın mesai saatlerinde verilecek derslerle kadın işçilerin meslek içi eğitim kurslarına katılımının artırılması,

Kamusal çamaşır yıkama ve kuru temizleme hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve hizmet kalitesinin artırılması,

Dükkan ve marketlerde sunulan hizmetlerde, çalışan kadınlara yönelik ayrıcalıkların kapsamının genişletilmesi ve açılış kapanış saatlerinin yeniden düzenlenmesi,

Sipariş usulü elbise diken tekstil fabrikalarının sayısının artırılması,

Hazır ve yarı hazır gıda üretimiyle ilgili planlamaya gidilmesi,

Ekonomik koşulların elverdiği ölçüde 4 ila 6 saatlik vardiya usulüne geçilmesi.

Küba Komünist Partisi’nin bir yıl sonra gerçekleştirdiği birinci kongrede de Küba’da toplumu geçmişe hapseden geri fikirlerin hala varlığını sürdürdüğü ve henüz kadın erkek eşitliğinden fiilen bahsedilemeyeceği açıkyüreklilikle tespit edildikten sonra “kaçınılmaz olarak varlığını sürdüren ev işlerinin eşit bir biçimde üstlenilmesinin ertelenemez bir devrimci görev” olduğu vurgulanıyordu.

FMC ve Küba Komünist Parti tarafından 1970’li yılların ortalarında gerçekleştirilen bu iki önemli kongrenin ardından, kadının işgücüne katılımını kolaylaştırmak ve çifte mesai yükünü hafifletmek için alınan kararları bağlayıcı hale getiren yasal düzenlemelere gidildi.

1974 yılında çıkartılan Annelik Yasası’yla kadınların ücretli doğum izni ve doğum sonrası işe iade güvence altına alındı.

1975 yılında onaylanan Aile Kanunu’yla kadın ve erkeğin çocuk bakımı ve işleri dahil olmak üzere evlilik kurumunun her alanında eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğu yasa hükmü haline getirildi.

1976 yılında kabul edilen yeni Küba Cumhuriyeti Anayasası, kadın ve erkeğin aile içinde ve dışında eşit hak ve yükümlülükleri olduğunu vurgularken kadınların ülkenin kalkınmasına tam katılımını sağlamak için erkeklerle aynı fırsat ve olanaklara sahip olmalarını devlet güvencesi altına aldı.

Hem kongre metinlerinin hem de yasa ve anayasa metinlerinin tüm işyerlerinde, mahallelerde, kitle örgütlerinde, basılı ve görsel medyada ayrıntıyla tartışılması neticesinde devrim tarihinde eşi görülmemiş bir kolektif bilinçlenme süreci yaratılmış oldu.

KRİZ KOŞULLARINDA MÜDACELEYE DEVAM

Bu yasal düzenlemeleri takip eden dönemde FMC, kadınlara güç ve güven veren çalışmalarının sonucunda 14 yaş üstü Kübalı kadınlar arasındaki örgütlülük düzeyini yüzde 83,5 düzeyine taşıdı.

Aynı süreçte kadınların işgücüne katılımı artmaya devam etti. 1987 yılına gelindiğinde kadınların işgücü içindeki oranı yüzde 38,3’e yükselmiş, işgücüne yeni katılan kadınlar arasındaki nitelikli işgücü oranı yüzde 40’ın üzerine çıkmıştı: Kübalı kadınlar, ‘erkeklere has’ sayılan mesleki alanları büyük bir iddiayla fethediyordu.

ÜSTELİK 1980'Lİ YILLARIN EKONOMİK KRİZ KOŞULLARINA RAĞMEN!

1980’li yıllarda dünyada başgösteren ekonomik kriz, Küba’ya da dış borç krizi olarak yansımıştı. Krizin aşılması için ithalatın azaltılması, iç pazar ve ihracata yönelik üretimin ise arttırılması gerekiyordu. Bu amaç doğrultusunda planlama politikalarına müdahale edildi, maddi özendiriciler kısıtlandı ve iş süreçlerinde verimliliğin yükseltilmesi merkezi gündemlerden biri haline geldi.

Verimliliğin yükseltilmesi zorunluluğu, işletme ölçeğinde ayrımcı uygulamaların artması tehlikesini de beraberinde getiriyordu: Gebelik gibi ‘işgücü kaybına yol açan’ hususlar nedeniyle erkeklerin istihdamına öncelik verilmesi gibi örneklerle karşılaşılıyordu.  

Ekonomik güçlüklerin başgösterdiği dönemlerde kadın erkek eşitliğini gözden çıkarmaya göze alan bu eğilimi 1985 yılında düzenlediği dördüncü ulusal kongrede şiddetle reddeden FMC, sürecin yakın takipçisi oldu.

MÜCADELE SONUÇ VERİR

Küba sosyalizminin mütevazı koşullarında kadın erkek eşitliği bağlamında yol katedilmesi ve bu amaç doğrultusunda kadının işgücüne katılımının sağlanması süreçleri öznel ve nesnel güçlüklerle yüklü oldu.

Küba’yı tarihsel bağlamda başarılı kılan şey ise, bu güçlükler karşısında gösterdiği uyanıklık ve tartışma süreçlerine damga vuran açıkyüreklilik oldu.

Devrimin ilk çocuğu olarak doğan FMC, ülkenin modern tarihinin en etkili, en dönüştürücü kitle örgütü olma payesini çoktan hak etti. Bunda sosyalizmin büyük ayrıcalığı olan kolektif çalışma kültürünün, yani FMC’nin parlamentoyla, bakanlıklarla, diğer kitle örgütleriyle ve medyayla sistematik işbirliğinde bulunma olanaklarının büyük payı bulunuyor. Her gün kadınlarla ev ev, işyeri işyeri, birey birey yürüyen özverili çalışmada mücadele azmini yitirmeyen bütün o isimsiz Kübalı kadın kahramanlar ise kolektif tarihimizdeki onurlu yerini çoktan aldı.