'Derinimsi' düşünceler, kök-cehaletin cüreti ve cüretin cehaleti: Gündüz Vassaf

10/03/2017 Cuma
'Derinimsi' düşünceler, kök-cehaletin cüreti ve cüretin cehaleti: Gündüz Vassaf

Gündüz Vassaf’ın yazdıklarına göre neredeyse herkes, her şey totaliterdir. “Totaliter” sözcüğü olmasaydı, sanırım Gündüz Vassaf’ın sözcük dağarcığı yarı yarıya daralırdı. G.Vassaf’ın “opus magnum”u Cehenneme Övgü kitabında “totaliter” sözcüğü tam 120 kez geçmektedir.

***

Hepimiz totaliteriz!

Herhangi bir konuda bir karar aldığımızda, bir seçim yaptığımızda G. Vassaf’a göre totaliterizdir.

- “Bir tarafı, herhangi bir tarafı tuttuğumuz anda, totaliter olup çıkıyoruz." (1)

- “Taraf seçme totalitarizmin çok açık bir örneği." (2)

G. Vassaf adeta bir “totaliterlik dedektörü”dür; hiç fark etmediğiniz yerlerdeki “gizli totaliterlik”lerinizi anında teşhis eder. G. Vassaf her yerde totalitarizm görür ama en çok da egemenlere karşı mücadele edenlerde görür. G. Vassaf’a göre köle isyanının lideri Spartaküs, Roma İmparatorluğu kadar totaliterdir. Cehenneme Övgü adlı kitabında şöyle yazar:

"Çağrı'ları ne olursa olsun, kahramanlar kaçınılmaz olarak ve ister istemez, totalitarizmin güçlerine hizmet ederler. Baskı güçlerine karsı çıkan bir kahraman, kahraman hüviyetinden ötürü, bizatihi bir baskı aracıdır. Böyle bir kahramana örnek olarak Spartacus'u gösterebiliriz. Başkalarını ancak ölüme götürmüştür. Spartacus'un idamıyla Romalı güçler, asi güçleri yok edebilmişlerdir. Spartacus gibi, Che gibi kahramanlar kurulu düzenin gereksinmelerini karşılarlar. Kışkırtıcıdırlar. Renkli kişilikleri, uzlaşmacı olmayan tutumlarıyla, sömürülenlere çekici görünürler. Sömürülenlerden birkaçı (kahramanın çağrısı üzerine) kahramanın ardına takılır. Sonunda hepsi birden yok edilir." (3)

Ekşi sözlükte Cehenneme Övgü kitabıyla ilgili şöyle bir yorum vardır:

“Gündüz Vassaf'ın bu şaheserini okumadan önce diktatörlere sövüp sayardım. Ancak bu şaheseri okuduktan sonra aslında hepimizin birer diktatör olduğunu fark ettim. Otoriterlik sadece bir ülkeye hükmetmek değilmiş aslında kendi kendine de otoriter olabiliyormuşssun.”

Bu kitap tam da okura bu düşünceyi vermek için yazılmıştır. Dünyaya bu pencereden bakıldığında Sicilya mafyasına mal edilen o cümleyi değiştirerek şöyle diyebiliriz:

Herkesin “totaliter” olduğu yerde hiç kimse totaliter değildir. (4)

Bir başka yazısında Che ile ilgili şunları yazar:

“Devrimci deseniz, dünyanın en meşhur devrimcisi de Che. O Che ki Küba Devrimi’nden sonra ülkesinin merkez bankası müdürü olur. Bankanın bastığı paralara imzasını atar. Sıkılınca başka ülkelerde devrim yapmaya kalkışır. On altı yoldaşıyla Afrika’ya, Kongo’ya gider. Dillerini bilmediği, kültürlerini tanımadığı insanlarla silahlı ayaklanmaya kalkışır. Tutmayınca Afrikalılara tembel der. Bolivya’da silahlı devrim yapmayı dener. Nice insanın kanına girer. Gelin görün ki günümüzün kahramanlarındandır." (5)

***

“Derinimsi” düşünceler panayırı

Karşısında tankı, topu, tüfeği, yüz binlerce askeri olan bir ordu varken G. Vassaf’ın gözleri şiddet diye tanka taş atan çocuğu görür. Sistematik bir şekilde örgütlenmiş devasa bir kurumsal gücü değil ama çocuğun elindeki taşın şiddetini yazar. Olur da eğer yazarsa ikisi birbirine denkmiş gibi ele alır, ikisini birden mahkum eder. Onun için bilmem kaç milyon dolarlık bir savaş uçağı ile tanka karşı atılan bir taş, eşit derecede şiddet üreticisidir, tahakkümcüdür ve o “şiddetin her türlüsü”ne karşıdır. Kendisinin savaş uçağı ve tanka atılan taşa eşit mesafede olduğunu zanneder ama aslında savaş uçağının kokpitinde olduğunu anlayamaz. Kendisini toplumsal olayların ve tarafların üzerinde görür ve hep 3. tarafta olduğunu zanneder. Oysa bu sözleri iki taraftan birinin –tabi ki güçlü tarafın- yedeği bir konumdan söyler.

***

Şiddetin her türlüsüne karşı olmak… Ne kadar da hümanist görünen bir yaklaşım değil mi?  Mesela senin ülkeni başına yıkıp 1 milyonu aşkın insanını öldürsünler, sen de tutup bu işgalin mimarına bir ayakkabı fırlat... G. Vassaf hemen kaşlarını çatıp yandan sana parmak sallar:

- “Seni şiddetsever seniii…"

G. Vassaf Fransız veya Sovyet Devrimleri’ndeki şiddeti pek güzel görür ama aynı gözler 16. Louis'nin ya da Çar’ın yıllarca yığınlara uyguladığı terörü, o zamana dek milyonların çektiği korkunç sefaleti hiç mi hiç görmez.

Che’nin uyguladığı şiddet pek zoruna gider ama Küba’da devrim öncesinde Batista’nın ülkede yaptıkları, ülkenin ABD’nin bir açık hava genelevi olarak çalıştırılması ve on binlerce adsız insanın sessizce öldürülmesi G. Vassaf’ın ilgi alanının dışında kalır.

Küba’nın son yüzyıllık tarihine baktığınızda zaten Che’den başka kim şiddet uygulamıştır ki!

Sanki Küba’da halk barışçıl barışçıl yaşayıp gidiyorken bu gaddar, bu totaliter, bu zalim Che çıkıp bir anda manyakça şiddet uygulamıştır!

Fransız Devrimi ya da Sovyet Devrimi birkaç sapığın "şiddet uygulamalıyız biiz, şiddeeet" diye sokağa çıkıp önüne geleni öldürmelerinden ibarettir!

Halbuki bu ülkede yaşayanlar devrim öncesinde ne kadar da barış içindeydiler!

Roma İmparatorluğu’nda yaşayan insanların durumu güllük gülistanlıkken “iğrenç” Spartaküs bu kibar ve kırılgan yöneticilere bir anda “totaliter totaliter” şiddet uygulamıştır!

Bir taşra kasabasındaki “şen aile kıraathanesi”nin sıradan bir müdaviminin savunduğu düşünceler, 20 kitapla süslenerek piyasaya sunulsa bile arkadaki zihin aynı zihindir.

Derinlik taklidi yapan en sığ klişeler art arda sıralandıkça sıralanır.

***

Cehaletin cüreti

G. Vassaf’ın her şeye tepeden bakan, sözüm ona “ideolojiler üstü” olduğunu savlayan yazılarında sık sık acınacak derecede bir cehalet göze çarpar. Evrim kuramı ile ilgili cehaleti Nuray Mert ile yarışacak kadar derindir. (6)

Örneğin evrim kuramıyla ilgili şunları yazmaktadır:

- “Darwinistler de bunlara çok benzeyen bir iddiada bulunurlar. Buna göre insan evrimin en üst noktasında, doruğunda yer alır. Evrim merdiveninin en yüksek basamağı, en yüksek yaşam biçimidir insan." (7)

- “Evrimciler, insanın üstünlüğünü kanıtlama çabası içinde, vücuda oranla beyin ağırlığının en fazla homo sapiens'te olduğunu söylüyorlar. Yine evrimciler, insan beyninde, “daha yüksek” düşünme yetisini düzenleyen çok gelişmiş bir beyin korteksi bulunduğunu, oysa birçok türde hiç kortekse rastlanmadığını belirtiyorlar. İnsanın üstünlüğünü açıklamak için bundan daha sağlam bilimsel kanıt olabilir mi?" (8)

- “Öylesine etnosantrik, tür-merkezci bir evrim teorimiz var ki bu teoriye göre evrim bizimle son buluyor! Sanki evrimin bir amacı varmış ve nihai amacı da insan türünün yaratılmasıymış gibi." (9)

***

Evrim kuramıyla ilgili hangi bilimsel kitapta “insan evrimin son aşamasıdır” ya da “insan en yüksek yaşama biçimidir” yazmaktadır, bunu açıklama gereği duymaz. “Her şeyi bilen” Gündüz Vassaf bunu da bilmektedir.

Evrim kuramı, bu konuda bir şeyi savunuyorsa eğer, savunduğu şey, G. Vassaf’ın bu SÖYLEDİĞİNİN TAM TERSİDİR. Çünkü evrim kuramından sadece bir felsefi çıkarım yapma hakkımız olsaydı o yargı şu olurdu:

“İnsan, doğanın efendisi değil onun bir parçasıdır.”

Bu konuda evrim kuramından illa ki bir şey çıkarılacaksa bu çıkarım, “insanın üstünlüğü” değil tam tersine “insanın sıradanlığı” olabilir ancak. İnsanı doğanın merkezine koyan ve türlerin efendisi ilan eden anlayışa karşı evrim kuramı insan merkezci bakışa vurulan en öldürücü darbedir.

***

G. Vassaf’ın yazdıklarının gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. G. Vassaf kontrolsüzce uydurmaktadır. G. Vassaf, bu konuda sokakta rastgele çevireceğiniz sıradan bir insandan 1 bit bile daha fazla bilgi sahibi değildir, ancak sokaktaki sıradan insanla karşılaştırılamayacak kadar cahildir. G. Vassaf’ın cehaletinin ölçüsü ancak N. Mert olabilir.

Bu konuda G. Vassaf ancak N. Mert kadar bilgili ve en az N. Mert kadar cahildir.

G. Vassaf ve N. Mert gibiler için bilgi ve cehalet aynı şeydir.

Bilgi ve cehaletin eşitlendiği yerde G. Vassaf gibi “üstün insan”ların cüreti belirir.

***

Bütün bunların anlamı nedir?

Bütün bunların anlamı şudur: G. Vassaf uydurmaktadır.

Hiçbir şey bilmediği bir konuda kara bir cehalet içinde yorum yapmakta, ahkam kesmektedir. Bu cehalet acınası bir cehalettir ancak G. Vassaf’ın tek cehaleti değildir.

***

Cüretin cehaleti

Kendisi gibi “ideolojiler üstü” bir gazete olan Radikal Gazetesi’nde 2011’de yazdığı bir yazıda şöyle yazmıştır:

“Hatta, Marx’ın “Emperyalizm, kapitalizmin son aşamasıdır” sözlerine kulak verecek olursak yeryüzünde henüz emperyalizm olmadı bile." (10)

G. Vassaf, bu cümleyi Marx’ın nerede, hangi kitabında yazdığını söyleme gereği duymaz.

Gerek duymuş olsaydı da zaten bu olanaklı değildir.

Çünkü böyle bir cümle Marx’ın ağzından ya da kaleminden HİÇBİR ZAMAN çıkmamıştır!

G. Vassaf yine ve gene uydurmaktadır.

Lenin’in belki de en çok bilinen bu cümlesini Marx’a mal etmekte herhangi bir sakınca görmez; bu türden cahillikler onun akmaz kokmaz, tarih dışı muhalifliğine hiçbir zarar vermez. Ha Lenin ha Marx, ne fark eder! Bu gülünç yanlışı sonradan düzeltme ihtiyacı da duymaz. Bunu ona hiç kimsenin sormayacağını bilecek kadar özgüvenlidir. Cehaletin cüretidir bu…

***

Gazeteciler Türkiye’de hapiste ama Sovyetler kötü!

Bir liberal için antisovyetik olmamak, kimliğinde büyük bir eksikliktir. Bu yazıyı tasarlarken tabloda tam da bu parçanın eksik olduğunu fark eder etmez G. Vassaf en sıradan liberal klişelerle hemen imdadıma yetişti. Şimdiye kadar bu konuda beni hiç yanıltmadılar.

G. Vassaf güya Cumhuriyet Gazetesi yazarlarının hapiste olmasını eleştiriyor. (11) 

“Güya” diyorum çünkü yazının hemen hemen tamamı “Sovyetlerin totaliterliği” üzerine…

Cumhuriyet Gazetesi’nin tutuklu yazar ve gazetecileri için yazdığı mektupta tek bir satırda bile tutuklayanları eleştirmemesi büyük bir başarıdır. Toplam 54 satırlık mektubun 38 satırında, Shostakovich üzerine yazılmış bir romanı temel alarak Sovyetler Birliği’nin ne kadar kötü olduğu anlatılıyor. 2017 Türkiye’sinde tutuklanmış gazeteciler için yazılan bir yazıda, bir sözcük bile tutuklayanlardan, tutuklama sürecinden ya da Türkiye’den söz etmeyip bir roman, salt kurgusal bir metin üzerinden Sovyetler’e saydırmak büyük bir hüner olsa gerek. Konunun ne olduğunun bir önemi yoktur, önemli olan bu konuyu bir şekilde Sovyetler’e getirip içindekini dökmektir. G. Vassaf bu konuda oldukça deneyimli bir yazardır. Bir söyleşisinde şunları söylemiştir:

“Sovyetler Birliği’nde özellikle Stalin döneminde, Nazi Almanyası’nda sanatın nereye gittiğini gördük. İki rejim de yıkıldıktan sonra, Hitler’in 20 yılı, Sovyetler’in 50-60 yılında dünya kültürüne ‘sanat eseri’ olarak kalmış tek bir şey gösteremezsiniz." (12)

Bir liberalin antisovyetikliğini anlayabilirim. Antisovyetik olmak bir liberalin alametifarikasıdır, bu biliniyor. Şaşırtıcı değil ve anlaşılır da…

Ancak antisovyetiklik cehaletle birleştiğinde hiç mi hiç çekilmemektedir.

“Sovyetler’in 50-60 yılında dünya kültürüne ‘sanat eseri’ olarak kalmış tek bir şey gösteremezsiniz."

Cehaletin bu türlüsüne ne yazılır?

Böylesi bir cehaletle nasıl baş edilebilir?

Buraya büyük Sovyet sanatçılarının uzun listesini mi yazmak gerek?

Mesela kendisinin de yazısında söz ettiği Shostakovich’in senfonilerinden biri “dünya kültürüne sanat eseri olarak kalmış tek bir şey”  olabilir mi acaba? “Google”a “Shostakovich” yazınca ilk çıkan bağlantıda “20. yüzyılın en büyük bestecilerinden biri sayılmaktadır” yazar. (13)

Ben saymıyorum, Wikipedia sayıyor. İngiliz müzikolog Prof. David Fanning’in yalancısıyım. 

Shostakovich kafanıza yatmadıysa “dünya kültürüne sanat eseri olarak kalmış tek bir şey” Eisenstein’ın filmleri ya da Sholokhov’un romanları olabilir mi?

Uzatmaya gerek yok. Yanlışın bile dayandığı bir zemin vardır.

G. Vassaf’ın cümlesi “yanlış bile değil”dir; koyu bir cehalettir.

Bu cehaleti ne Shostakovich’in büyük eserleri ikna eder, ne Eisenstein’ın filmleri, ne Sholokhov’un romanları…

Bu yazı “Sovyet Sanatı 101” dersinin yeri değil elbette. Konu da zaten bu değildir. G. Vassaf köpeksiz köyde değneksiz gezdiğinin bilincindedir. Bu cehaletin nedeni sadece bilgi eksikliği değildir; öyle olsaydı gerekli bilgi aktarıldığında giderilebilirdi.

G. Vassaf’ınki kök cehalettir.

Ve kök cehalet ikna edilemez.

Kök cehaletle ancak mücadele edilir.

taylankara111@gmail.com


Kaynaklar

(1) Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, İletişim Yayınevi, 2012, İstanbul, s. 115.

(2) Gündüz Vassaf, a.g.e., s. 127.

(3) Gündüz Vassaf, a.g.e., s. 83.

(4) Cümlenin özgün hali şöyledir: Herkesin suçlu olduğu yerde hiç kimse suçlu değildir.

(5) http://www.radikal.com.tr/yazarlar/gunduz-vassaf/devrim-siddet-ve-intern...

(6) http://haber.sol.org.tr/yazarlar/taylan-kara/nuray-mert-kadir-misiroglun...

(7) Gündüz Vassaf, a.g.e., s. 217.

(8) Gündüz Vassaf, a.g.e., s. 225.

(9) Gündüz Vassaf, a.g.e., s. 232.

(10) http://www.radikal.com.tr/yazarlar/gunduz-vassaf/demokrasi-ve-emperyaliz...

(11) http://www.diken.com.tr/gunduz-vassaftan-tutuklu-cumhuriyetcilere-mektup...

(12) http://www.hurriyet.com.tr/gunduz-vassaf-kediler-olmasaydi-ay-a-gidemezd...

(13) https://en.wikipedia.org/wiki/Dmitri_Shostakovich