Selim Yalçıner
Nobel Barış Ödüllü Kafaya "Miğfer"
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:02
Dinamitin mucidi ve satıcısı ve milyarlar kazanıcısı İsveçli Alfred Nobel adına dağıtılan ödüllerden Nobel Barış Ödülü Barack 'Hüseyin' Obama'ya verildiğinde sadece kendi ülkesinde değil, tüm gezegende şaşkınlık yaratmıştı Obama, ne yapmıştı da bu ödüle layık görülmüştü, gizli tutulan bir barış başarısı mı vardı, yoksa geleceğe ilişkin yarattığı pembe umutlardan dolayı mı peşin peşin 'onur'landırılmıştı, tartışıldı. Artık tartışmaya gerek yok, durum anlaşıldı: Afganistan'a 30 bin adet daha Amerikan muharip askeri göndererek kafasına takmaya hak kazandığı miğferi salonunun en mutena yerine, Nobel Barış Ödülü'nün yanına yerleştirebilir.
Obama, Afganistan'a ilk anda 30 bin muharip Amerikan askeri gönderilmesini Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu'na onaylattı ya, bu sayı da esnek ve kolaylıkla artırılabilir. Durum şu: Amerikan savaş düzenine göre, her muharip askere 5 ile 7 arasında destek askeri gerekiyor. Bunlar, savaşan askere adı üzerinde destek veriyorlar. Biz, en alt rakamı kabul edelim, bir muharip askere beş destek askeri düşüyor. Yani, Afganistan'a gönderilecek asker sayısı, rahatlıkla artırılabilir. Yasalaşan tasarıda ayrıca ABD Savunma Bakanlığı'na, göndereceği asker sayısını yüzde 10 oranında artırma yetkisi de yer alıyor. Yani, ilk partide 30-35 bin savaşçı askeri Afganistan'a gönderebilecek Pentagon.
Başka ülkeler, 'Uluslararası Toplum', NATO vs. de Afganistan'a asker göndermeli ki, ABD'nin bu kararı kendi kamuoyunda daha bir yenilir yutulur olsun. Öyle istiyorlar. Türkiye'den de bu yönde talepleri var. Türkiye'den, daha önce giden Türk birliğinden farklı olarak, çatışmalı (bu terimin anlamına geleceğiz) alanlarda da görev yapacak muharip birlikler istedikleri sır değil. Türkiye kem küm ediyor, göndereceğiz diyor, muharip olmasın askerler demeye getiriyor. Ne demek askerler muharip olmasın? Bu askerlerin, daha önce gidenler gibi, tümü tepeden tırnağa silahlı olmayacak mı?
Efendim, çatışmalı yerlere göndermeyelim bizimkileri diyorlar. En sakin yere bile göndersen, 'taliban' adı verilen, öyle çağrılan, hadi belki biraz da öyle olan ya da olmayan gruplar bu askerlere saldırdığında (Bakınız ticaret sicili kayıtları ABD'de olan Blackwater adlı ve her melaneti rahatlıkla yapabilen paralı asker işletmesinin Irak'taki 'etkinlikleri') o askerler, 'muharip' olmayanlar yani, muharebeden kaçınacak mı? Saldıranlara Afgan dağlarında yetişen şifalı şeytanteresi bitkisinin dallarını mı atacak yoksa onları –artık her kimseler- kurşun ve bomba yağmuruna mı tutacak, kayıplar da mı verecek 'müslüman coğrafyası'nda?
Bu dediklerimizi, örneklendirelim. Almanya'nın Afganistan'a gönderdiği birlikler, kuzeyde, Kunduz'da konuşlanmış durumda. Bu bölgede çatışma olmadığı için Alman askerleri, halka yardım için orada olduklarını düşünüyorlar, Alman kamuoyuna böyle denilmiş. 'Afganistan'daki Alman birlikleri insani yardım bağlamında görev yapıyorlar' diye bir cümleye inanılmış durumda. İşte bu insani yardım birlikleri, geçtiğimiz Eylül Ayı başlarında bir istihbarat alırlar. İki akaryakıt tankerine, Taliban tarafından el konulmuştur. Alman komutan Georg Klein, birliklerine bu tankerlere saldırı komutunu verir ve sonuçta 140'ın üzerinde sivil çocuk ve kadınlar, ölürler. Tek suçları, akaryakıt alabilmek için tankerlerin çevresinde bulunmalarıdır. Olay tabii ki duyulur ancak tam açıklığa kavuşmaz nedeni, Almanya'nın o sırada seçim sath-ı mailinde (eğik düzleminde) bulunmasıdır, o dönemin iktidar ortakları muhafazakarlar ve sosyal demokratlar, katliamın gizlenmesinde 'ortak' yarara sahiptirler. Doğallıkla, konu bir süre sonra gizlenemez bir hal alır ve yeni Federal Alman Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg, Federal Alman Genelkurmay Başkanı Wolfgang Schneiderhan'ı 'gerçekleri kamuoyundan gizlediği' gerekçesiyle görevinden alır.
İnsani yardım için Afganistan'da bulunan Alman birlikleri 140 ya da daha fazla sayıda insana, aldıkları yanlış ya da yönlendirilmiş bir istihbarat sonucu katliam yapmışlardır.
'Yardım' için git, katiama tabi tut!
Alman Yönetimi, her ne kadar ellerini bu kirli işten yıkamak isterse istesin, başaramayacağı ortadadır Üstelik Amerika Birleşik Devletleri Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Mike Mullen'in önümüzdeki dönemde Afganistan'daki asker kayıplarının çok artacağını 'müjde'lemesiyle de kirlenen elleri sürekli yıkamanın yararsızlığı anlaşılacaktır.
Böyle bir durum ve dönemde, birilerinin deyimiyle 'müslüman coğrafyası'nda giderek artan sayıda asker bulundurmayı tartışmak yerine, oradakileri hemen ve acilen geri çekmenin zorunluğu tartışmasızdır.
Çok istiyorlarsa birileri bu coğrafyaya, daha başka coğrafyalara asker göndermeyi, daha çok göndermeyi, kendileri silahlanıp, ne kuşanacaklarsa artık kuşanarak oraya gitsinler, halk çocuklarını bu işlere karıştırmasınlar!
Hatta, miğferleri var demiştik, Nobel Barış Ödülü'nü de göğüslerine asabilirler, üniformaları süslenir! Medya da bu zevatı çok çarpıcı, çok güzel haberlerle sunar, savaşın estetiğini böylelikle, kahraman çavuşları, erleri öne çıkararak değil, savaş kışkırtıcılarını göstererek yaparlar!