Kriz Sonrasının Altı Ayı

20/06/2010 Pazar
Kriz Sonrasının Altı Ayı

“Krizin Türkiye hikâyesini” bir kez daha, kısaca hatırlatalım: Türkiye’ye dönük dış kaynak hareketleri Ekim 2008’den itibaren durdu tersine döndü kriz de böyle patlak verdi ve milli gelir inişe geçti. Dış kaynak hareketlerindeki gerileme on üç ay sürdü Kasım 2009’da son buldu. Sermaye girişlerindeki canlanma üretime de yansıdı ekonomi genişlemeye başladı.

Ödemeler dengesi ve sanayi üretimi için Nisan 2010 istihdam/işsizlik için Mart 2010 istatistikleri belli olduğuna göre, “kriz sonrasının altı (veya beş) ayı” (yani, Kasım 2009-Mart/Nisan 2010) üzerinde bazı değerlendirmeler yapacak durumdayız. Bugün de bunu dış kaynak hareketleri ile başlatıp, üretim ve istihdam göstergeleriyle sürdürelim. Ayrıntılı tabloları kullanmak yerine, nicel göstergeleri özetleyerek Türkiye ekonomisinin işleyişi açısından önem taşıyan iki sava bir kez daha dikkat çekelim: Ekonomininin dış kaynak hareketlerine bağımlılığı ve istihdam yaratmayan büyüme…

***

Dış kaynak hareketlerinde kriz sonrasının Kasım 2009’la başlayan altı ayını on iki ay öncesi, yani (Kasım 2008-Nisan 2009’u kapsayan) “krizin altı ayı” ile karşılaştıralım.

Üç farklı “dış kaynak kavramı”na bakalım. Birincisi yabancı kökenli sermaye hareketleridir. Krizin altı ayı (Kasım 2008-Nisan 2009) içinde 11.1 milyar dolar net çıkış gösteren yabancı sermaye hareketleri, kriz sonrasının altı ayı içinde 19.4 milyar dolar net girişe dönüşmüştür. İkisi arasındaki fark (“eksi” değerlerin “artı”ya dönüşmesi sonunda) 30.5 milyar dolardır yabancı sermaye hareketlerinde bu büyüklükte tersine ve olumlu bir dönüş gerçekleşmiştir.

İkinci olarak, yabancı, yerli, kayıt-dışı sermaye hareketlerini içeren toplam sermaye hareketlerine bakalım. Altı kriz ayı içinde 0.7 milyar dolarlık net çıkış, kriz sonrasının altı ayında 25.0 milyar doarlık net girişe dönüşmüştür. Bu anlamdaki dış kaynak hareketlerinde de 25.7 milyar dolarlık bir tersine ve olumlu dönüş söz konusudur.

Üçüncü olarak, toplam sermaye hareketlerinden, dış dünyaya net kâr/faiz transferlerini düşerek hesaplanan net kaynak aktarımını gözleyelim. krizli altı ayda eksi 4.8 milyar dolar (net çıkış), krizi izleyen altı ayda ise artı 21.1 milyar dolar (net giriş) belirleniyor. Burada da 25.9 milyar dolarlık bir “tersine ve olumlu dönüş” söz konusudur.

Dış kaynak hareketlerinde sözü geçen tersine ve olumlu dönüş, 2009’un dolarlı milli gelirinin yüzde 4.1’i ile yüzde 5’i arasında seyretmiştir.

***
Daha önce 2008-2009 krizinin tümünü oluşturan on üç ay boyunca dış kaynak hareketlerinde 2008 milli gelirine oranla, yüzde 6 ile yüzde 11.7 arasında (kullanılan dış kaynak kavramına göre) değişen bir tersine ve olumsuz dönüş belirlemiştik. Milli gelir hareketlerinin kriz öncesine göre yüzde 7.8 oranında daraldığı da ortaya çıkmıştı.

Kasım 2009’u izleyen altı ayda dış kaynak hareketlerinde gerçekleşen olumlu gelişmeler üretime nasıl yansımaktadır? Sanayi üretiminin endeksleri karşılaştırılırsa, krizi izleyen altı ayda on iki ay öncesine (“krizli altı ay”a) göre yüzde 14.6’lık bir artış belirleniyor. Sanayi üretimi, milli gelire göre (hem çıkış, hem de iniş dönemlerinde) daha abartılı hareket eder. Yakın dönem ortalamaları dikkate alınırsa, sanayi üretimindeki altı aylık artışın, milli gelire yüzde 7 dolaylarında bir büyüme ivmesi taşıdığı tahmin edilebilir.

İsterseniz 2008-2009 krizinin tümünü isterseniz krizi izleyen altı ayı dikkate alın, sonuç aynıdır: Üretimin ve milli gelirin genişlemesi, daralması büyük ölçüde dış kaynak hareketlerine teslim edimiştir. Bugünkü yaklaşım süregeldikçe gerisi lâf-u güzaftır.

***

Şimdi de üretim/milli gelir hareketlerini istihdam/işsizlik verileriyle yanyana koyalım. Son istihdam istatistikleri Mart 2010’a ait olduğu için karşılaştırmayı krizli ve kriz sonrası beşer ay (Kasım-Mart dönemleri) için yapıyoruz. Krizi izleyen beş ayda sanayi üretimindeki artış yüzde 14.2’dir. Bu dönemde sanayi sektörü istihdamı ise sadece yüzde 5.2 oranında artmıştır. Toplam üretim kriz önceki düzeye yaklaştıkça, istihdamın eski düzeyin çok daha altında gerçekleşeceği anlaşılmaktadır. “İstihdam yaratmayan büyüme” derken bu olguyu kastediyoruz.

Sanayi üretimindeki artışı, tarım-dışı işsizlik oranlarıyla karşılaştıralım: Yüzde 14’lük üretim artışı, işsizlik oranını yüzde 17.8’den yüzde 16.9’a (bir puanın dahi altında) düşürebilmiştir. Milli gelirin tahminen yüzde 7 dolaylarında bir büyüme temposuna geçtiği son altı ayda ekonominin tümüne ait işsizlik oranının (kriz öncesiyle karşılaştırıldığında) sadece bir puan (yüzde 14.8’den yüzde 13.8’e) düşmüş olması da aynı olguyu gösteriyor.

***

Tüm göstergelere göre, üretim ve milli gelir, kriz-öncesi düzeylere ulaştığında işsizlik oranı önceki döneme göre artmış olacaktır. Bir önceki krizde de aynı olguyu gözledik: 1998’de işsizlik oranı yüzde 6.9’du. Kriz patlak verdi 2002’de işsizlik yüzde 10.3’e çıktı. AKP’nin yükseliş konjonktürünün son yılı olan 2007’de işsizlik, hâlâ aynı orana yapışmış durumdaydı. Son kriz işsizliği birkaç puan daha yukarı çekti. Artık anlaşılmıştır ki, üretim tekrar 2007 düzeyine çıktığında, işsizlik oranı daha yüksek bir eşiğe yerleşmiş olacaktır. İşgücünün metalaştığı bir toplum biçiminde, krizler emeği disiplin altına alma fırsatı olarak kullanılır. Türkiye’de gözlenen de budur. Ekonomik kriz son bulmakta toplumsal bunalım ise kronikleşerek ağırlaşarak süregelmektedir.