Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
İlker Belek

İlker Belek

Dini İnanç Gereksinim midir?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:31 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31

İnsan temel olarak zayıf bir varlıktır. Zayıflık hem birey insanın doğum anından hem de insanlaşma sürecinde toplumsal yaşamın başlangıcından itibaren söz konusudur.

Bebek olarak doğuyorsunuz, bütün canlılar içinde neredeyse en uzun gebelik süresi sonucunda dünyaya geliyorsunuz ve yine bütün canlılar içinde en geç ayaklanabiliyorsunuz. Doğum sonrasında çok uzun süre tümüyle ana bakımına muhtaçsınız.

O nedenle, insanın bütün öğrendikleri neredeyse dışarıdan, ana ve babası tarafından aktarılanlardan oluşuyor. Dışarıdan, ailesinden ve daha makro çevresinden ne öğreniyorsa insan öyle gelişiyor, değişiyor, tutum alıyor.

Diğer canlıların davranış ve öğrenme süreçlerinde, kendi kendine deneyimleme ve bu deneyimlemelerin genetik yapıda yarattığı değişikliklerin sonraki kuşaklara aktarımından oluşan şifreler belirleyici iken, insanda böyle değil.

İnsanlaşmada öğrenme bir gereksinimdir, yemek gibi. Öğrenmeyen insanın ne yakın çevresindeki doğal koşullara ne de toplumsal yaşam kalıplarına uyum sağlaması ve giderek onları değiştirmesi olanaklıdır.

Ancak öğrenme gereksinimi dışında, insana neyin öğretileceği ve insanın neyi öğreneceği tümüyle içinde yaşadığı toplumsallık tarafından belirlenir. Bu anlamda dinin insan gereksinimi olduğu yönündeki önermeler tümüyle bir siyasal projenin yaşama geçirilmesini hedefleyen çarpıtmalardır.

Belli bir toplumsallık insana dini de öğretebilir, aklı ve bilimi de. Dinle bağlantılı moral değerleri de benimsetebilir, bilim ve akılla bağlantılı özgürce düşünme, eşitlik için mücadele gibi değerleri de. Artık bu konu insanın içinde yaşadığı toplumun sosyal ve siyasal hedefleriyle belirlenen bir amaçtır.

* * *

Yukarıda zayıflık insan toplumları için de geçerlidir dedik.

İlk toplumlar doğa karşısında gerçekten de zayıftılar. İnsanlaşma süreci fiziksel açıdan, insanlaşma yolunda ilerleyen canlının arkasında bıraktığı atalarına göre güçsüzleşmesiyle seyreder. Her canlının, kendi mikro ortamı içindeki doğal risklere karşı kendisini savunmak için geliştirdiği savunma mekanizmaları vardır. Ancak bu tür savunma mekanizmalarına sahip olanlar canlı olarak kalabilirler.

İnsanın savunma mekanizması ise toplumsallığıdır.

Öte yandan, milyonlarca yıl öncesi için, toplumsallaşmanın bile insanı ve topluluğu doğanın çetin koşullarından koruyamadığını biliyoruz. İnsanın içindeki korkuların önemli nedenlerinden birisi doğaya karşı güçsüzlüğüdür.

Din, insan gruplarının doğaya akıl erdiremedikleri, doğayla baş edemedikleri koşullarda, bu boşluğu doldurmak üzere ortaya çıkmış bir sistemdir. Din bir sığınmadır, insanın güçsüzlüğüdür.

Aslında, ilk dinlerin ya da din benzeri yapıların, yukarıda tanımladığımız süreç nedeniyle, daha akli bir özelliği vardı. İlkel dinler, yetersiz aklın yetmediği noktada açıklayıcı ve doğayla bağlantılı unsurlar içeren bir retorik olarak gelişiyordu.

Dinin, bu akli özelliğinin tümüyle ortadan kalkması, toplumsal sınıfların ve egemenlerin ortaya çıkışına denk düşer. O noktada din tümüyle bir arınma, iç rahatlatma, kendini güvenceye alma ve paranın hakimiyetiyle birlikte de ezilenleri kontrol altında tutma ve egemenlere yanaşma aracı halini alır.

* * *

Bütün bu nedenlerle:

1- Din inancı akıl dışıdır. Böyle olduğu için sınıflı toplumlarda toplumsal süreçleri yönlendirme gücünü insanın ve toplumun elinden alır.

2- Vaaz ettiği dayanışmacı ahlak, sınıfsallık zemininde gerçekleştiği için göz boyayıcıdır.

3- Böyle olduğu için, gençleri kötü alışkanlıklardan, toplumu ahlaki yozlaşmadan koruyacağı yönündeki argümanlar gerçek dışıdır. Dinin gençleri sigara, vb alışkanlıklardan uzak tutabileceği gerçek olsa da, eşitsizliklere göz yummanın kendisi kötü bir alışkanlıktır. Eşitsizliklerin sınıfsal zeminini görmezden gelen insan kötü insandır. Üstelik, örneğin sigara alışkanlığı toplumsal zorluklarla “baş-etme” mekanizmasının sonucunda geliştiği için, din sigara mücadelesinde de başarısızdır.

4- Çocuğu nasıl eğitirseniz öyle yetişir. Çocuğu ateist olarak yetiştirmek olanaklıdır. Aklını karıştırmazsanız, karşılaştığı zorlukları başka yollarla yenmeyi öğrenir. Başı sıkıştığında kendi iç dünyasında tanrıya sığınmayı değil de sıkıntısını dağıtacak dünyevi işlere, dostluklarını geliştirmeye, kendine güvenmeye yönelir. Korkular doğaldır, korkular için bilinmeyene sığınmayana gerek yoktur. İnsan korkularını aşabilir. Bunun için akıllı olması gerekir.

Böyle olduğu için dini çocuğun ve insanın temel gereksinimi olarak görmek, insanda dine, tanrıya sığınma psikolojisine, kendini kul olarak görme ezikliğine alan açmaya yönelik bir ebeveyn ve/veya siyaset stratejisidir.

'ın Son Yazıları