Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
İlker Belek

İlker Belek

“Dindar Toplum” Siyasetiyle Nasıl Mücadele Etmeli?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:31 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31

Başbakan “dindar gençlik” dese de hedeflenen dindar toplumdur.

Amaç, şeriat düzeni değilse de, sosyal ilişkilerin dini referanslarla organize edilmesi ve dinin toplum açısından bir öz motivasyon kaynağı haline getirilmesidir.

Türkiye gibi muhafazakarlığın zaten güçlü olduğu bir ülkede bile bütün bunların kendiliğinden gerçekleşmesi olasılığı bulunmadığı için, operasyon siyasi olarak başlatılmış ve sürdürülmektedir.

Bu işin arkası gelecektir: İlkokul çocuklarının türbanlanması bir grup “marjinal”in dile getirdiği bir talep değildir. Şimdi öyle görünebilir, ancak bu “radikal” kesim, esasen “ılımlıların” kafasındakini, gönlündekini seslendirmekte, ortamı ısıtmakta, koşullar hazırlanmaktadır.

Şimdiye kadar bu stratejinin başarılı seyrettiği görülmüş, Cemaat'in, klasik, “fazla gürültü çıkarmayın” yönlü taktiğinin sonuç verdiği anlaşılmıştır.

* * *

Din hiçbir zaman bireysel ölçekli bir inanç sistemi değildir.

Dinin kendisini siyaset düzleminde var eden ontolojisi, tek tanrılı dinlerin ortaya çıktıkları dönemlerin özellikleriyle bağıntılıdır.

İslam söz konusu olduğunda durum şöyledir: İslam Ortadoğu'da yalnızca Kabe'deki putlara ve pagan inanç sistemine karşı olarak değil, o dönemi karakterize eden bütün toplumsal ve siyasal kurumları alt üst etmek ve yeni bir rejim kurmak iddiasıyla kendini deklare etmiş, buradan hareketle siyasal iktidarı hedeflemiş, bunun için başka bir kenti ele geçirmiş, egemen üretim biçimi olan ticaret yollarını silahla fethetmiştir.

Siyasallaşmak, İslam'ın genetiğinde vardır.

* * *

Dinin siyasallaşmasıyla mücadele ülkeler ölçeğinde önemli özgüllükler sergileyecektir. Durum Türkiye için de böyledir.

Anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye'de siyasal İslam ile mücadele, İslam'ı örgütlemeye çalışan siyasal öznenin izlediği genel politikalar bütünündeki ve/veya özel olarak ekonomik politikalarındaki yanlışlıkları, taraflılıkları dile getirmek ve bunun üzerinden bir karşı basınç yaratmak şeklindedir.

Daha somut olarak konuşacak olursak: Türkiye'de özel olarak din mücadelesi benimsenmemekte, ama AKP'nin politikalarındaki yolsuzluklar, adam kayırmalar, torpiller, çevre düşmanlıkları, vb ve bu politikaların yarattığı eşitsizlik ve adaletsizlikler üzerinden siyaset üretilmektedir.

Kısacası, hedefe bir toplumsal örgütlenme kanalı olarak din değil, dini siyasallaştırdığı düşünülen parti yerleştirilmekte ve din ile oldukça dolayımlı bir ilişki kurulmaktadır.

Buradaki varsayım, dini siyasallaştıran öznenin, neden olduğu yolsuzluk-yoksulluk ekseni üzerinden üretilecek siyasetle geri püskürtülmesinin, dinin etki alanını da kısıtlayacağı yönündedir.

Yine örnek vermek gerekirse, Türkiye'de emekten yana sağlık örgütlerinin tercihi herhalde böyle şekillenmektedir. Bu örgütler olanca güçleriyle sağlık alanındaki piyasalaşmaya karşı mücadele ederlerken, sağlık alanındaki dincileşmeyi, sağlık personelinin dini inançları üzerinden şekillendirdikleri hasta yaklaşımlarının giderek artışını, kısacası kendi alanlarının etik değerler sisteminin uğradığı tahribatı tümüyle görmezden gelmektedir.

Şüphesiz bu durum en iyi ihtimalle böyledir. Çünkü, Türkiye'de dini tercihleri halen özgürlük alanı içinde değerlendirenler mevcuttur.

* * *

Bu stratejinin dinci gericilikle, yani siyasal İslam ve onun en güçlü temsilcisi olan AKP ile mücadelede etkisi olur mu? Bu soruyu yanıtlarken, dinin kendisinin hak mücadelesi anlayışını bırakmayı vaaz ettiğini akılda tutmak gerekir.

* * *

Bu yazıda dinin yalnızca bireysel bir inanç sistemi olarak görülemeyeceğini, genetik kodlarında toplumsal örgütlenmeyi hedefleyen bir siyaset olduğunu söyledim.

Eğer böyleyse, bu saptama, acaba, piyasalaşmaya, dışa bağımlılığa, Yeni Osmanlıcılığa, savaşa, faşizme, AKP'ye karşı mücadele için doğrudan dinle uğraşmak gereğine de işaret eder mi?

Tam bu noktada Üniversite Konseyleri Derneği'nin bir süredir değişik illerde organize ettiği evrim sempozyumlarına, panellerine gösterilen büyük ilgi, “eğer böyleyse”yi doğrulayan bir veri olarak okunabilir mi?

Ve yine eğer böyleyse, bunun başka ne tür kanalları oluşturulabilir?

'ın Son Yazıları