İlker Belek
Bölgedeki Esas Güç Barzani mi, AKP mi ?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:33 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:33
AKP’nin bölgede aktif bir rol üstlenmek istediğini biliyoruz.
Ancak, burada da, belirleyici olan bölgesel aktörlerin hiperaktivizminden önce emperyalizmin genel kurallarıdır. Ve, halen, ABD onay vermeden Türkiye’nin burnunun dibindeki bir olay hakkında bile kendi başına hareket etme olasılığı yoktur.
Ancak bu noktada emperyalist işlerliğin merkez çevre gerilimindeki diyalektiği de göz önünde bulundurmak gerekir. Söz konusu olan bölgemizdeki güncel askeri siyasal gelişmeler olduğunda, “ABD mi AKP’yi itekler, yoksa, AKP mi ABD’yi çeker ?” sorusu daha da önem kazanmaktadır.
* * *
ABD’nin, iktidarının başından beri AKP’yi belli rollerle yüklediği ve rolleri yerine getirmesi açısından sürekli motive ettiği açıktır.
Ancak, iş Suriye’ye ve Suriye konusunda da Rusya ve Çin’in Birleşmiş Milletler düzlemindeki itirazlarına geldiğinde belli ölçülerde frene basılmıştır.
Üstelik, Suriye konusunda Türkiye’nin her daim yanında konuşlanan Fransa’da bu ay itibariyle cumhurbaşkanlığı seçimleri başlamıştır ve yeni seçilecek sosyal demokrat cumhurbaşkanın bu konuda tam olarak aynı çizgiyi izleyip izlemeyeceği çok net değildir.
Seçim süreci ABD’de de işliyor. Obama’nın bu süreçte dış politikada yeni sorunlar istemediği belirtilmektedir. Bunun da ötesinde ABD’nin yeni emperyal hegemonya doktrini, Ortadoğu’yu alt emperyal güçlere teslim ederek, Uzak Doğu’da Çin’in burnunun dibinde yığınak yapmak yönünde şekillenmektedir.
Kısaca, ABD konjonktürel ve daha yapısal gerekçelerle, kendisinin doğrudan ve ağırlıklı olarak içinde yer alacağı bir Suriye operasyonuna pek gönüllü görünmemektedir.
Buraya kadar sıralananlar ABD’nin AKP’yi Suriye’ye itekleme niyetine ilişkindir. Bana daha yakın görünen ihtimal, ABD’nin Suriye meselesini içerideki muhalif güçler üzerinden kaşımak niyetinde olduğudur.
* * *
Ancak bir noktadan sonra, merkez-çevre diyalektiğinin diğer ayağının etkisinin ortaya çıktığını görüyoruz.
AKP, son birkaç aydır ABD’yi ve NATO’yu işin içine dahil edecek bütün Osmanlı oyunlarını gerçekleştirmektedir. AKP ABD’ye, doğrudan bir askeri müdahale için gerekli koşulların olgunlaştığını, en azından NATO üzerinden bunun olanaklı olduğunu ve Esad rejiminin yıkılmasının kronikleşen bir sürece terk edilmesinin bölgedeki İran yanlısı Şii egemenliğinin kırılmasını olanaksızlaştıracağını kanıtlamak için uğraşmaktadır.
Aynı zamanda da, birkaç gün önce Davutoğlu’nun Meclis’te yaptığı konuşmada bir kez daha ve çok net biçimde ortaya çıktığı gibi AKP bölgede belirleyici güç olarak tescil edilmek istemektedir. Bu talebin bölge ülkelerine “demokrasi getirilmesiyle” alakası olmadığını artık herkes görmektedir.
Yukarıda da değinildiği gibi bu bakımdan tek pürüz, herhangi bir NATO müdahalesi durumunda, Rusya ve Çin’den gelecek dirençtir. AKP işin bu boyutuyla tek başına başa çıkamayacağını bildiği için BM ve/veya NATO şemsiyelerini oluşturmayı denemektedir.
* * *
Barzani’nin son ABD ve Türkiye ziyaretlerinin hemen sonrasında bu kez tarih vererek yinelediği bağımsızlık açılımını da bu çerçevede değerlendirmek uygun olur.
Anlaşılan bu görüşmelerde Barzani hem ABD’den hem de Türkiye’den bağımsızlık konusunda destek sözü almıştır. Buna karşılık da Türkiye’ye Kürt sorununun çözümünde destek, ABD’ye de Şii eksenini kırma sözü vermiştir.
Dolayısıyla, Suriye’ye yönelik müdahale ve Suriye’nin parçalanması planları ile Irak’ın Barzani Kürdistan’ı üzerinden resmen parçalanması süreçleri, İran’a yönelik operasyonunun bir ara adımı olarak el ele gelişmektedir.
Bölgede, Şii-Alevi rejimlerine karşı bir Sünni-Kürt-Türk ittifakı gelişmektedir. Bu denklem içinde Türkiye Kürt hareketine hiç alan bırakılmamaktadır. Türkiye Kürt hareketinin bu gelişmelerden hiç memnun olmadığı Demirtaş’ın, Barzani ile görüşmesi sonrasındaki sessizliğinden anlaşılmaktadır.
* * *
Şurası ironiktir: Türkiye ayrı bir Kürdistan’a (mecburen) oynarken, Türkiye Kürt hareketi Türkiye’nin birliğinden söz etmektedir.
BDP’nin kendi altını oyan bu planlar karşısında, ABD görüşmeleri sırasında, yalnızca, Esad sonrasında Suriye Kürtleri’nin özerklik hakkının garantiye alınması gereğinden söz etmiş olması ise trajedidir.
Oysa bütün bu gelişmeler Türkiye’de birleşik bir emek cephesinin kurulması zorunluluğunu bir kez daha gözümüze sokuyor ve zaman akarken iş işten geçiyor.