28 Şubat Operasyonu: Yine Bir AKP Müdahalesi

16/04/2012 Pazartesi
28 Şubat Operasyonu: Yine Bir AKP Müdahalesi

AKP “ustalık dönemi” icraatlarına devam ediyor. Son 28 Şubat gözaltılarının anlamı budur.

Yüksek ihtimalle, bu son dava önceki Ergenekon dava ve tutuklamalarıyla birleştirilecek ve yargılanma sırası 27 Mayısçılara gelecektir.

Bu davaya da, gözaltına alınanların geçmişteki askeri ve siyasi konumları nedeniyle ve/veya “demokratikleşme” adına, en ufak bir ölçüde bile destek vermek yanlıştır.

* * *

Türkiye’de yeni bir rejim kuruluyor-kuruldu.

Yeni rejim emperyalist düzen içinde farklı bir yere oturuyor. Emperyalizmin gereksinimleri sosyalist sistem sonrasında değiştiği için, Türkiye’ye bakışı, Türkiye’den beklentileri de değişmiştir.

Burada, bir çevre ülke olarak Türkiye ile sistemin tepesindeki emperyalist blok arasındaki ilişkilerde, kapitalist üretim ilişkilerinin kalıcılığı zemininde bir süreklilik, ancak kapitalist üretim ilişkilerinde yaşanan iktisadi/siyasi gereksinimler, krizler ve emperyalizm ile sosyalizm-sol arasındaki güç ilişkilerinin değişmesine bağlı olarak da bir kopuş söz konusudur.

Türkiye emperyalist sistemin çevresinde, fakat, yeni işlevlerle, yeni misyonlarla, yeni sorumluluk ve olanaklarla yüklü durumda, tutulmaya devam edilmektedir.

Türkiye’deki, hep darbelerle-askeri müdahalelerle şekillenen, kritik iktisadi-siyasi dönemeçlere böyle bakmak gerekir.

* * *

27 Mayıs bir darbeydi: Amacı Türkiye’yi iktisadi-siyasal nesnelliği itibariyle tümüyle yeniden yapılandırmak, 1950’lerin tüccar sermaye birikimini sanayi sermaye birikimi düzeyine taşımak, emperyalist sistem içinde Türkiye’ye ithal ikameci sorumluluklar yüklemekti. Sendikalaşmaya, solun örgütlenmesine ve halk sınıflarının alım gücünün yükselmesine bu amaç bağlamında göz yumdular.

12 Mart bir darbeydi: Amacı, 1960’lar boyunca örgütlenen devrimci hareketi ezmekti ve kalkınma rejiminde herhangi bir yapısal değişiklik hedeflenmiyordu. Sanayi burjuvazisine, ithal ikameci kalkınma rejiminde güçlenen işçi sınıfı ve devrimci hareket fazla geliyordu.

12 Eylül bir darbeydi: Halk sınıflarındaki ayaklanma düzenin tümü için tehdit oluşturuyor ve ithal ikamecilik emperyalizmin güncel çıkarları karşısında yetersiz kalıyordu. Amacı solu tümüyle tasfiye etmek ve Türkiye’yi ihracata yönelik kalkınma rotasına sokmaktı. Boşalan sol alan özel olarak dinle dolduruldu, din Türkiye’nin muhafazakar yapısının verdiği olanaklarla bu boşluğa hızla aktı. Türkiye’nin dincileştirilmesi, İran’da aynı dönemde gerçekleşen İslam rejimi ve Afganistan’a ABD eliyle dinci müdahale, bu üçü, SSCB’nin yıkılması için özel olarak planlanmışlardı ve/veya ABD’nin işine geliyorlardı.

28 Şubat bir darbeydi: Ama ironik de bir darbeydi. 1920’de bile, modernleşmenin önünü açacak toplumsal ve siyasal müdahaleleri yapmak istemeyen-yapamayan ve bu nedenle de komünistlerin üzerine şiddetle giden askeri-bürokrat kesim, neredeyse 80 yıl sonra ve işin cılkı tamamen çıkmışken, “bin yıl sürecek” diye nitelediği bir darbe yaptı 28 Şubat’ta. Şu bakımdan da ironiktir: askerler, 28 Şubat ile devri geçmiş, emperyalist sistemin eski dönemine ait bir dini paradigmanın yerine, yeni dönemin gereksinimlerine tam denk gelen bir dini paradigmanın devleti ele geçirmesine vesile oldular, ister istemez: Erbakan’ı indirirken Erdoğan’ın önünü açtılar

* * *

Ama AKP iktidarının kendisi de bir darbedir: 12 Eylül’den, 28 Şubat’tan destek alarak, güç kazanarak iktidara yerleştirilen bir partidir bugün iktidarda olan. Şimdi AKP, üzerine yüklenen görevinin gereği olarak, eski rejimin tüm kalıntılarını ortadan kaldırmakta ve İslami referanslı, kendi gibi düşünmeyen bütün muhalefet odaklarını, Kemalist, Kürt, Alevi, sosyalist demeden ortadan kaldıran bir yeni rejim kurmaktadır. Bu yeni kuruluşun parlamenter teamüller çerçevesi içinde yapılıyor olması, kurulan rejimin otoriteryen özelliğini gizleyemez. Faşizm parlamento aracılığıyla da tesis ve icra edilir.

Bütün bu nedenlerle, demokrasi, askerlerin yargılanması demek olamaz. Bir dönemin Alevi, Kürt, sosyalist düşmanlarının yargılanması demokrasi olarak kutsanamaz.

Şimdi, her şeyiyle, laikliğiyle, halkçılığıyla, devletçiliğiyle komik durumda kalmış bir rejimden, o rejimin yaşamasına göz yumduğu ve hatta varlığından destek aldığı gerici odaklar alenen öç alıyor ve kendi rejimlerini kuruyorlar.

Türkiye’nin eski rejiminin yargılanması, yalnızca, Türkiye’de emperyalizmin güncel gereksinimlerini karşılayabilecek yeni bir rejimin kuruluyor olması nedeniyle gerçekleşiyor.

Sonuç olarak: “Demokrasi” adına bu davaları olumlamak AKP’ye destek olmaktan ve kendi (eğer öyleyse) muhalif kimliğine ihanet etmekten başka anlama gelmez.