Biz de gündemimize dönelim mi?

Biz de gündemimize dönelim mi?

Akif Akalın
26/06/2019 Çarşamba

Sonunda seçimler bitti ve her yerden “gündemimize” dönelim sesleri yükselmeye başladı. Kuşkusuz herkesin “gündemden” anladığı farklı. Egemen sınıflar için, sermaye için gündem “ekonomi”, yıllardır dillerden düşmeyen “yapısal reformlar”. Sermaye hükumete, artık “popülist” politikaları bırak, paraları yok bayram ikramiyesi, yok seçim hediyesi diye sağa sola savuracağına “bize” ver diyor.

Ya emekçiler “gündem” denince ne anlıyor? Şimdi “nereye” dönülecek? Emekçiler durumlarının “iyileştirilmesini” istiyor fakat bunun nasıl olacağı konusunda sermaye gibi köşeli önerileri yok. Birileri durumlarını iyileştirsin istiyorlar. Biri çıkıp “her şey çok güzel olacak” dedi, emekçiler de oy verdi, şimdi her şeyin çok güzel olmasını bekliyorlar.

Emekçiler her şeyin çok güzel olmasını bekleyedursunlar, ana muhalefetin başındaki şahıs, ilk seçim değerlendirmesinde her şey çok güzel “oldu” dedi. Hemen ardından CHP sözcülerinin açıklamaları geldi ve onların da aynı havada olduklarını gördük. Anlaşıldığı kadarıyla “her şey çok güzel olacak” cümlesinden, emekçiler ve CHP yöneticileri farklı şeyler anlıyorlarmış.

İsterseniz zenginin malı, züğürdün çenesini yorar deyip, sermayeyi bırakıp, emekçilerin “gerçek” gündemine dönelim. Emekçinin gündeminde “sağlıkta eşitsizlikler” var. Emekçilerin neredeyse tamamına yakın bir çoğunluğu, gerçek gündemlerinin sağlıkta eşitsizlikler olduğunun farkında olmamasına rağmen, gündemlerinde “sağlıkta eşitsizlikler” var. Burada söz konusu olan emekçilerin ve ailelerinin “hayatı”. Bir insanın gündeminde “hayatından” daha önemli ne olabilir? Bunun farkında veya bilincinde olmamanız nesnelliği değiştirmez. Emekçiler istese de, istemese de, bu konuda hiçbir şey yapmasa da, hatta yapmayı aklının ucundan dahi geçirmese de, gündemlerinde “sağlıkta eşitsizlikler” var.

SAĞLIKTA EŞİTSİZLİKLER

Sağlıkta eşitsizliklere ilişkin, antik çağlardan günümüze kadar birikmiş devasa bir literatür var. Google arama motorunda “inequalities in health” sözcüklerini aradığınızda 0,47 saniyede 4 milyondan fazla giriş görüyorsunuz. Konuyla yalnız komünistlerin ve sosyalistlerin ilgilendiği Türkiye’de dahi, arama motoruna “sağlıkta eşitsizlikler” yazdığınızda 0,34 saniyede 6 bin girişe erişebiliyorsunuz. Şüphesiz internet dışı kaynaklar da var…

Fakat ben size bütün literatürü kısacık bir cümleyle özetleyeyim: dünyaya doğduğunuz ülkenin “emekçi sınıflarından” bir ailenin çocuğu olarak geldiyseniz (cinsiyetiniz fark etmez), “egemen sınıflarından” bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelenlerden ortalamada çok daha fazla hastalanacaksınız, sakatlanacaksınız ve kaza geçireceksiniz, bu dünyada çok daha kısa yaşayıp, erkenden öleceksiniz. Antik çağlardan günümüze “sağlıkta eşitsizlikleri” konu alan literatür özetle bunu söylüyor ve bu gerçeğe ilişkin “sayısız” kanıt sunuyor.

Aslında durum hayatı boyunca hiç okula gitmemiş, hiçbir eğitim almamış birinin dahi, sadece yakın çevresinde gördüğü, kendi deneyimlediği sağlık olaylarını kabaca bir araya getirerek anlayabileceği kadar açık. Bir kez daha vurgulamak istiyorum. Sağlıkta eşitsizlikleri “görebilmek” için, doktor olmaya, ihtisas yapmaya, lise veya üniversite bitirmeye, ilk veya ortaokula gitmeye değil, okuma – yazma bilmeye dahi gerek yok. Sağlıkta eşitsizlikler o kadar “kör parmağım gözüne”, o kadar aşikar ki, görmemek için belki de ciddi çaba harcamak gerekiyor.

KADER TARTIŞMASI

Zihinsel bir sorunu olmayan birinin sağlıkta eşitsizlikleri, yani emekçilerin egemenlere göre ortalamada çok daha sağlıksız bir ömür sürdüğünü ve erkenden ölüp gittiğini görmemesi olanaksız. Fakat bu durumun yorumlanmasında “ideolojinin” büyük rolü var. Yaşantısına egemen sınıfın ideolojisinin yön verdiği insanlar, emekçi veya egemen sınıflardan ailelerden gelmelerinden “bağımsız” olarak, sağlıkta eşitsizlikleri “doğal” karşılıyor veya bireysel “kader” ile açıklıyor. Onlara göre “yapacak bir şey yok”. O halde bu konuyu konuşmak dahi vakit kaybı.

Emekçi sınıfın ideolojisini benimseyenler ise sağlıkta eşitsizlikleri “kabul edilemez” buluyorlar ve bir toplumda “toplumsal eşitlik” sağlandığında, “sağlıkta eşitsizliklerin” ortadan kalkacağını savunuyorlar. Yani yapılabilecek çok şey var ve bunların nasıl yapılabileceğini konuşmak, tartışmak gerekiyor. Diğer bir deyişle “gündeme” almak lazım.

Sağlıkta eşitsizliklerin “doğal” bir olgu olması mümkün değil, çünkü sağlıkta eşitsizlikler doğal olsaydı, diğer doğal olgular gibi “bütün toplumu” etkilemesi gerekirdi. Oysa antik çağlardan beri sağlıkta eşitsizliklerin egemen sınıfları kayırdığını ve toplum içinde emekçilerin aleyhine dağıldığını biliyoruz. Firavunlar da kölelerden daha sağlıklı ve uzun yaşıyordu, marabalar da ağalardan daha çok sağlık sorunu yaşayıp daha erken ölüyordu ve bugün emekçiler de kapitalistlerden daha sağlıksız bir yaşam sürüp, sevdiklerinden daha erken ayrılıyor.

Aynı gerekçeyle bireysel “kader” ile açıklayabilmek de mümkün değil, çünkü daha sağlıklı ve uzun ömrün ortalamada egemen sınıflara mensup bireylerin “kaderi” olduğunu hiçbir din iddia etmiyor. Bu konuda çok bilgili değilim fakat sanıyorum dinler bireylerin kaderlerinin mensup oldukları sınıftan bağımsız olduğunu savunuyor.

GÜNDEME DÖNEBİLECEK MİYİZ?

Bu soruya yanıt vermek kolay değil. Fakat izninizle yakın tarihimizden bir kıssa aktarayım.

Sınıfın Sağlığı okurları daha önceki yazılarımızdan anımsayacaklar; sağlık Marx ve Engels’in önem verdiği konuların başında gelir. Daha önceki yazılarımızdan birinde Kapital’in birinci cildinin en az ekonomi kadar emekçilerin “sağlığını” işlediğini ve bu cildin tıp fakültelerinde ders kitabı olarak okutulması gerektiğini belirtmiştik. Gerçekten de, Kapital’in birinci cildinin işlenmediği bir “patoloji” dersi düşünülemez.

Yine Engels tarafından 1845 yılında yayınlanan İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu başlıklı kitap, başından sonuna bir tıp kitabıdır. Bu kitabı okumayan biri, işçilerin ve emekçilerin neden daha çok hastalandıklarını ve daha erken öldüklerini tam olarak anlayamaz.

İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu dilimize 1974 yılının son ayında çevrilmiştir. Kitap dilimize çevrilir çevrilmez, bilinçli emekçiler tarafından okunmuş ve emekçilerin “gerçek” gündeminin aslında “sağlık” olduğu, “sağlıkta eşitsizlikler” olduğu anlaşılmıştır. Bu kitabı okuyan işçiler, neden iş kazalarına kurban gittiklerini, neden meslek hastalıklarına yakalandıklarını, neden sağlıksız olduklarını ve vakitsiz öldüklerini anlamışlardır.

Kitap Türkçe’ye çevrildikten sonra DİSK ilk kez işçi sağlığını “gündem” yapmış ve 1979 yılında, Türkçe’de işçi sağlığı konusunda bugüne kadar yazılmış en kapsamlı kitabı yayınlamıştır: “Daha Fazla Kan, Daha Fazla Kâr”. Yine Türkiye’de ilk “İşçi Sağlığı Kongresi” 1978 yılında toplanmış, sağlık konusu sınıf mücadelesinin “merkezine” taşınmıştır. Bugünden bakıldığında “inanılmaz” görünebilir fakat, 1978 – 1980 döneminde, iki yıl içinde imzalanan 200’den fazla toplu iş sözleşmesinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili maddeler yer almıştır. DİSK bu dönemde “yalnız” işçi sağlığı sorunları üzerinden “greve gitmenin” meşru olduğunu savunmuştur.

İşte bu nedenle “gündeme dönebilecek miyiz” sorusuna yanıt vermek zor diyorum. Türkiye İşçi Sınıfı, 1970’lerin sonlarında bir kez “gündeme dönmeyi” başarabilmişti. Neden bir daha başaramasın?