Eşitsizlik kaderdir deyip geçme, tanı!

22/05/2010 Cumartesi
Eşitsizlik kaderdir deyip geçme, tanı!

En son kitabı geçen yıl Mart ayında yayınlanan Richard Wilkinson davet edilmeli bu aralar Türkiye'ye. Gelip şöyle Dursunbey'den Zonguldak'a, atanamayan öğretmenlerin eylemlerinden emekleri gasp edilen tıp fakültesi asistanlarının basın açıklamalarına gezdirilmeli. Akşam yemeğini İstanbul'da, bir evden çok kümese benzeyen konutumsu bir barakanın önünde durup Levent semalarına doğru yükselen rezidanslara bakarak yemeli. Sonra eline para sıkıştırılmalı ve iş bulmak için Karadeniz'den, İç Anadolu'dan, Diyarbakır'dan oraya, buraya, şuraya yolculuklara çıkan gençlerin yanına sıkışmalı. Üç kuruşluk emekli maaşından muayene, ilaç ve yaşama payı kesilen yaşlılarla birlikte bir asmanın altında durup ikindi çayını yudumlarken dertli dertli uzaklara bakmalı.

Ama yine de bu renkli gezi Wilkinson için çok da şaşırtıcı olmazdı. Hatta kitabının sayfalarını açıp grafiklerde bir yerlerde kendi ülkesini, İngiltere'yi bulup gösterirdi bizlere. "Bizde de var tıpkısının aynısından!" diye de eklerdi. Ne mi var? Eşitsizlik var! Hem de hastalık yayan, birbirine düşüren, ezen, öldüren bir eşitsizlik. Richard Wilkinson ve Kate Pickett imzasını taşıyan kitabın adı bile durumu anlatmaya yetiyor: "Su Terazisi: Daha Eşit Toplumlar Hemen Her Zaman Neden Daha İyi Oluyorlar? [*]

Wilkinson bir epidemiyolog. Toplumlarda sağlıklılık ve sağlıksızlık hallerinin yaygınlığını, ortaya çıkış nedenlerini, olası risk etkenlerini araştıran bir bilimden. Akademik hayatının hemen hemen tamamını eşitsizliklere, sağlıkta sınıfsal farklılıklara ve bunların giderilmesine adamış birisi. Gençlik yıllarındaki ilk yayınlarından günümüze kadar hep aynı konuyu araştırmış. Ortak yazarı olduğu son kitap da öncekilerin izinden gitmiş. Dünyanın en zengin 20 ülkesi ve ABD'nin 50 eyaletiyle ilgili verileri bir araya getirmişler kitapta. Bir tarafta gelir eşitsizliğine ve diğer tarafta ise sağlık, toplumsal doku ve birey bazına kadar inen bazı tutumlara bakmışlar. Aralarında nasıl bir ilişki var diye!

Bulguları ise son derece çarpıcı: Daha yüksek gelir eşitsizliği olan ülkeler ya da eyaletlerde doğumda beklenen yaşam süresi daha kısa, bebek ölüm hızı daha yüksek, akıl sağlığı sorunları daha fazla, insanlar daha şişman, gençler daha erken ebeveyn olma eğiliminde, toplum içinde güven ve toplumsal katmanlar arasında yukarıya doğru hareketlilik daha az çıkmış.

Şöyle diyor Wilkinson ve Pickett: "Zengin ülkelerdeki sorun, toplumların yeteri kadar zengin olmamasından (ya da çok fazla zengin olmasından) kaynaklanmıyor. Sorun her bir toplumdaki insanlar arasında, yaşamsal nitelikteki özellikler açısından çok büyük farklılıklar bulunmasından kaynaklanıyor.”

Gelişmiş ülkeler (ABD, Batı ve Kuzey Avrupa, Japonya, Kanada) arasında en iyi sağlık göstergelerine sahip olanların en zengin ülkeler olmamasından yola çıkmışlar. Zengin ile yoksul arasında en az gelir farkına sahip olan ülkeler daha sağlıklı çıkmış yapılan analizlerde. Wilkinson bu gözlemi 1996’da yayınladığı “Sağlıksız Toplumlar” [**] kitabından bu yana geliştirmeye devam etmiş. Ve şimdi uzun süredir eşitsizlik ile sağlıksızlık arasındaki ilişkiye dair işlediği varsayımını Pickett’la birlikte yeni bir kitapta bir araya getirmiş.

Kitapta daha yüksek eşitsizlik ile olumsuz sağlık göstergeleri arasındaki ilişkiyi kaygı ile açıklıyorlar. Çünkü eşitsizlikler arttıkça toplum içindeki konumunuzun ne olduğu da daha önemli hale geliyor. Bazı kişiler herşeye dönüşürken diğerleri ise hiçe dönüşüyor. Tersane işçisi misiniz? Geçiniz. Eğitim fakültesi mezunu musunuz? Geçiniz. Uzman olmuş ya da olmamış doktor musunuz? Geçiniz. Yerin dibinden kömür çıkaran madenci misiniz? Geçiniz. Sizlerden çok var. Sırasını bekleyen milyonlar var. Ama... Ama toplumsal zenginliğin %45'ine el koyan %5'ten misiniz? İşte siz önemlisiniz. Hani reklamı bile var: "Kendinizi bir yıldız gibi" hissetmelisiniz.

"Eşitsizlik arttıkça muhtemelen bu duruma toplumsal konum için artan rekabet ve artan kaygı eşlik ediyor." Kaygı ise bedensel işleyişi etkileyen bir zorlanma durumuna yol açıyor. Hormonlar etkileniyor mesela. Sonra hücreler, damar duvarları, sinir hücrelerinin uzantıları ve diğerleri etkileniyor. “Sağlığı etkileyen stresin en önemli kaynakları, ortaya çıkan bulgulara göre kesinlikle toplumsal kökenli olan üç kategoriye düşüyor: Düşük toplumsal konum, arkadaşsızlık ve erken çocukluk dönemindeki stres… Bu kategorilerin hepsi birbirimizle huzurlu ve güvende hissedip hissetmediğimizle ilgili.” Alt toplumsal konuma yığılanlar yaşamın erken dönemlerinde daha çok strese (göç, ebeveyn kaybı, beslenme yetersizliği, uyaran eksikliği) maruz kalıyorlar, daha sonra yeterli destekten yoksun kalıyorlar (yalnızlık ve dışlanma) ve yaşları kemale erdiğinde ise daha sağlıksız olarak buluyorlar kendilerini.

Kaygı ise insanı çürütüyor. Patlatıyor. Boynuna ilmek geçirtiyor. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi. Tıpkı Türkiye'nin yarım yüzyıldır benzemeye çalıştığı ABD'de olduğu gibi.

Çünkü ABD kitapta yer alan hemen hemen her grafikte eşitsizlik açısından en üst uçta ve sağlık sorunları açısından ise en alt uçta yer alıyor. Ne kadar eşitsizlik varsa o kadar sağlıksızlık çıkıyor. Ve kötü sonuçtan bir tek yoksullar, işsizler ya da en alttakiler etkilenmiyor. Eşitsizlik tüm toplumu etkiliyor. En alttan en üste herkes için işler tersine gidiyor. Su terazisinin dengeyi göstermesi için tüm parçaların bir ahenk içinde olması gerekiyor. Aksi ise teraziyi eğriltenler dâhil herkese bedel ödetiyor.

Ve ilginçtir eşitsizlik, bir tek sağlıktan çalmıyor. Mesela İngiltere sahip olduğu eşitsizliği, çok değil, Japonya ya da İsveç’in sahip olduğu düzeye kadar azaltsa ilginç sonuçlar çıkıyor: Bu sayede İngilizler yılda fazladan yedi hafta daha tatil yapabiliyorlar, daha ince oluyorlar, en az bir yıl daha fazla yaşıyorlar ve birbirlerine daha fazla güvenebilir hale geliyorlar.

Türkiye için de böylesi bilimsel dayanaklara gerek var mı? Bilimsel dayanaksa dayanak! İşte o dayanak Wilkinson ve Pickett'ın kitabında tüm heybetiyle duruyor. Türkiye'de milyar dolarlık adamlar kulübüne girenler arttıkça ödenemeyen dershane taksitlerinin tutarı artıyor. Türkiye'de inşa edilen bilmem kaç milyon dolarlık yatların boyu uzadıkça güvencesiz, eğitimsiz, karın tokluğuna, ölümü göze ala ala çalışmak artıyor.
Eşitsizlikler ve yıkıma uğrayan bir toplum için kanıtsa kanıt: Türkiye'de rezidanslar yükseldikçe mezar odalarına dönüşen madenlerin derinliği artıyor.

* Wilkinson R, Pickett K. The Spirit Level: Why More Equal Societies Almost Always Do Better? Penguin Books, 2010.
** Wilkinson R. Unhealthy Societies: The Afflictions of Inequality. Routledge, 1996.