Avanti Musica: Politik müzikte yeni arayışlar ve olanaklar

13/03/2010 Cumartesi
Avanti Musica: Politik müzikte yeni arayışlar ve olanaklar

Politik müzik her şeyden önce mücadele edenlerin, çıkış arayanların sesi, türküsü olmaya çalışır. Dinleyicisi siyasal bir müzik ararken politik müzik de dinleyicileriyle buluşmanın yollarını arar. Dinleyicisine ulaşmanın farklı yolları olmakla birlikte bir tanesi popüler müziğe ait öğeler içermektir. Örneğin politik bir şarkı, popüler bir şarkı gibi dinleyeni kolayca yakalayıverir. Nakaratı ya da sözleri bir kez dinlendiğinde bile akılda kalıverir. Ritmi hemen harekete geçirir. Hep beraber dinlenmeye, söylenmeye ve eşliğinde dans edilmeye de yatkındır genellikle. Popülerliğini bazen geleneksel temaların kullanılmasına borçludur bazen de zamanın ruhunu taşıyan tarzların içinden çıkıp gelir politik müzik. Örneğin bir türkü kadar artık bir rap şarkısı, bir rock şarkısı da politik müziğin gezinme alanındadır. Sözleri ise doğrudan siyasal özellikler taşımak zorunda bile değildir. Besteleyenin, temsilcisi olduğu kesimin konumu itibariyle sıradan bir ezgi, sıradan bir şiir ya da gündelik hayatın içindeki küçük yaşantılarla ilgili dizeler dinleyicileri için siyasal bir anlamla özdeşleşiverir [1].

Politik müziğin popüler öğeler taşıması ya da geleneksel temalarla kitlelere ulaşması bazı yenilikçi arayışlara yönelmesine de engel değildir. Arayışçılık, deneyselcilik örneğin şarkıların dillere dolanmasına, daha kalabalık dinleyici toplamlarına ulaşmasına engel olabilir. Ancak politik müziğin kaderi, dinleyicileriyle buluşmasından çok içinden çıktıkları toplumların barındırdığı karşıtlıklara ve bu karşıtlıklardan açığa çıkan enerjiye bağlıdır. Sınıf hareketinin, muhalif hareketlenmelerin ve toplumdaki karşı karşıya gelişlerin önemli oranda bir enerji oluşturduğu dönemlerde politik müzik de diğer birçok sanatsal alan gibi kendisini besleyecek, geliştirecek yeni sesler, dinleyiciler bulur. Ama arayışçılığı da barındıran çalkantılı dönemler kısa sürer. Düzen kendisini yeniden tesis ederken toplumlar arayışçılıktan uzaklaşır ve ortalamaya yakınlaşırlar. Toplumsal canlılığın içe kapandığı dönemlerde, diğer birçok alan gibi politik müziğin de daha küçük bir grubun ilgisini çekmek dışında pek sesi soluğu çıkmaz. Yine de “hadisenin gözden kaybolması, usulca, her şey uykudayken yeni patlamaları hazırlamakta olan o karanlık direniş faaliyetini ortadan kaldırmaz.” İşte bu tür kısıtlı enerji ve dar çevre dönemlerinde deneyselcilik ve yeni arayışlar politik müziği kurumaktan, sıradanlaşmaktan kurtarır. Hatta bir ön işaret fişeği gibi şekillenmekte olanın habercisi de olabilir. Gelgitlerin içinde bu haberciler müziği ilerletmeye devam ederler.

Politik müzikte güncel işaret fişeklerinden bir tanesi Almanya’dan. Das Kleine Electronishe Weltorchester (ewo2) geçmişin köklü mücadelelerini günümüzün yeni müzikal olanakları içinde işleyen bir grup. Aslında grubun kendisi bir proje. Her biri uzun yıllardır Alman politik müziğinin içinde yeralan isimler olan Bernd Köhler, Hans Reffert, Christiane Schmied, Laurent Leroi'den oluşan bir proje. Projenin en ilgi çekici yanı sol mücadeleye ait ezgileri, dizeleri yeniden işlenmesinde yatıyor. Proje olmaları deneyselciliklerinden, arayışçılıklarından kaynaklandığı kadar Brecht etkisi taşımalarından da kaynaklanıyor. ewo2 işledikleri şarkıların dinleyenlerde etkisinin kalıcı olmasını ve küçük kapılar açmasını sağlamak için tiyatral, görsel bir yan barındırıyor. Bu sayede örneğin Enternasyonal, genç kuşak dinleyici için sadece iyi güzel günlerin mirası olmaktan çıkmış ve güncellenmiş. Nakarat kısımları olağan temposunda akan bir Enternasyonal düzenlemesinde ezgi dizelere geçildiği yerlerde kesintiye uğruyor ve devreye Lenin'in sesi giriyor. Bernd Köhler tanıdık Enternasyonal ezgisinin üstünde marşın dizelerini bir şiire dönüştürerek okuyor. Politik müzik dizeleri düz okuma metinlerine çevrilirken dizelerin içine gömülü olan ve ezgiyle birlikte kaybolma olasılığı içeren ya da anlamı örtük kalan önemli sözler de belirginleştiriliyor. Diğer yandan Alman halk müziği geleneğini ya da Fransız şanson geleneğini elektronik bir altyapıyla birleştiriyorlar. İtalyan, İspanyol işçi şarkıları, grev marşları, Nazi kamplarına götürülen Yahudilerin tıkıldıkları vagonlarda söyledikleri Donna Donna, ABD’de idam cezasına çarptırılmış olarak 30 yıla yakın süredir ceza evinde yatan Mumia Abu-Jamal için özgürlük talebi projenin ilk albümü olan 2007 tarihli AvantiPopolo’da bir araya gelmiş.

ewo2 ikinci bir albümünü ise 2009 içinde yayınladı: "Böyle zamanlarda..." (In dieser zeit) adını taşıyan bu yeni albümde grup kapitalizmin laptoplı proletaryasına sesleniyor ewo2. Laptop taşıyan günümüz proletaryasına parçalanmış küçük hayatlarından çıkıp dayanışmayı ve mücadeleyi hatırlatmak için Brecht ve Eisler ikilisinin geçen yüzyılın başında yazdığı Solidaritätslied (Dayanışma Marşı) yer alıyor albümde. Marşa saz ve tabla da katılarak “İlerleyin ve gücümüzün yoklukta ya da dayanışmanın sağladığı çoklukta yattığını da unutmayın!” diyor. Brecht/Eisler’in bestelediği iki şarkı dışında ((Resolution der Kommunarden, Oh Fallada, da Du hangest oder ein Pferd klagt an) geleneksel Alman işçi şarkıları, Bella Ciao, Amerikalı bir kömür madeni işçisinin hayatını anlatan Sixteen Ton yer alırken ewo2 sık sık greve çıkan Alman otomobil işçilerini de unutmamış. 1983 yılındaki büyük metal işçisi yürüyüşünün şarkısı olan Stahlwerkersong (Çelik işçileri şarkısı) son krizle birlikte ülkenin dört bir yanında greve çıkan işçiler için güncellenmiş.

Böylece dünyanın farklı coğrafyalarının, farklı tarihsel kesitlerin deneyimleri geleneksel ve güncel müzikal olanaklarla yeniden harmanlanmış. İlginç olarak ise deneyselciliği ewo2’yi geniş dinleyicilerden de koparmamış. Dar bir dinleyici grubunun algısına sınırlı kalmamış ekibin yenilikçi üretimleri. Çünkü popüler ölçüler bir tür yayılma, etkide bulunma göstergesi olarak kabul görürse eğer, yayınladıkları albümlerde yer alan parçaların Almanya'da popüler müzik listelerinde üst sıralara kadar çıkmış olması ewo2’nin sahip olduğu etkiyi anlatabilir.

Güncel müzikal olanakları politik müziğin gelişimine koşan bir diğer müzisyen ise Matthew Herbert. Müzikal kariyeri temel olarak dans müziği üzerine kurulu olan bu üretken müzisyen gündelik sıradan sesleri (patates cips, elma ısırığı, mutfak malzemeleri, saç hışırtıları vb. ) işleyerek (ki ortaya çıkan müzik musique concrète olarak adlandırılıyor) ve farklı grupların şarkılarını yeniden düzenleyerek müzikal sınırları genişleten bir ses işçisi aslında. Her ne kadar ses parçacıklarıyla ritmik melodiler ortaya çıkarsa da geleneksel ya da deneysel dans müzikleri üzerine daha çok çalışmış. İngiltere’nin Irak işgalinde oynadığı rolden sonra ise politik müzikte kulakları sağır eden sessizliğe karşı üretmeye başlamış.

2008’de geniş bir müzisyen rubuyla kaydettiği There’s Me and There’s You albümünde günümüz toplumundaki etkileyici aksaklıkların bazılarını müziği aracılıyla belgelemeye çalıştığını belirtiyor. Albüm için ilk yola çıktığında Herbert’in amacı albümün tamamını İngiliz parlamentosunda kaydedilmiş seslerden oluşturmakmış. Hatta başbakan ve kraliçeyi ekip de yer almak üzere birer yazıyla davet etmiş. Ve her iki kurumdan ekselanslarının meşguliyetlerini bildiren resmi birer yazı almış ve yazıları da internet sayfasına asmış Herbert. Çünkü müzisyen politik müzik için her şeyin kullanılabileceğini belirtiyor. Gündelik nesneler, eşyalar, caddede akıp giden trafiğin sesi, otobüsün içindeki tıklım tıkış kalabalığın uğultusu gündelik hayatı ve politikayı müziğin içinde yeniden var etmek için kullanabileceğini savunuyor. Bu sayede örneğin papanın doğum kontrol yöntemleri üzerine sözleri ya da Britney Spears’ın züppe gösteriş merakı bir karşı propagandanın malzemesi haline gelebiliyor. Papanın propagandası ya da bir pop ikonu üzerinden salgılanan atmosfer bozuluveriyor.

Herbert müzikal üretimlerinde analojiyi, olaylar arasındaki benzerliği de kullanıyor. Guantanamo’ya götürülmek üzere bir göçmen İngiliz istihbaratı tarafından McDonalds’ta mı yakalandı aynı McDonalds’a gidiyor ve davete icap eden 28 kişilik bir koro ile anısına şarkı kaydediyor. “Sonuçta elimize geçen bir tutam müzik. Ama 2008’de Irak’taki savaşı protesto etmek için bizzat başbakanın kendisini kullanabilecekken neden kendimizi bir davula, birkaç tuşa ya da bir gitarın tellerine mahkûm edelim ki?” [2] Aslında albümde bir aşk şarkısı da yer alıyor. Ama şarkıyı her biri tek bir kelime söyleyen dünyanın farklı yerlerinden 100 yabancı seslendiriyor. Bu sayede bir aşk şarkısı uluslararası bir çağrıya dönüşüyor.

Herbert samplerın kullanıma girmesini müzikte sessiz sedasız bir devrim olarak görüyor. Tarlalarda çalışan gündelikçilerin sesini duyurmak için gitarla country tarzı ezgiler çalmanın gerekliliğinin ortadan kalktığını, küçük bir kayıt cihazıyla (ki artık en basit mp3ler ya da herhangi bir cep telefonu bile bu işlevi görebiliyor) bizzat doğal ortamın kendisinin kaydedilebileceğini ve işlenebileceğini savunuyor. Ama sormadan da duramıyor: “Teknik olanakların bu kadar sonsuz ve parlak olanaklar sunduğu bir çağda, müzik ve müzisyenler neden meydan okuma, araştırma, icat etme ve birleşme isteklerini kaybetmişlerdir ki? İlke ve sorgulama omurgalarından yoksun kaldıkça müzik devrimin ses yolu olmaktan uzaklaşıyor ve durmak bilmeyen bir Ford ticaretinin dolgu malzemesi gibi ses vermeye başlıyor.”

Herbert’in politik heyecanı ve en küçük parçayı bile politik anlam taşıyan bir aracıya dönüştürme becerisini albüm kapağından bile anlamak mümkün oluyor. There’s Me and There’s You albümünün kapağı müziğin politikayla bir ilişkisi olamayacağı, müziğin değişimin bir parçası olamayacağını yayan egemen görüşe bir yanıt niteliği taşıyor: “Biz aşağıda imzası bulunanlar, müziğin hala oy vermenin siyasi bir gücü olabileceğini ve sadece aşırı tüketimin fon müziği olmayacağına inanıyoruz.”

Yine de kağıt üstünde kulağa hoş gelen tüm bu arayışların yaslandığı deneyselcilik kendisini destekleyecek bir müzikten yoksun kaldığında ise sadece bir gösteriş, altı boş bir farklılık gösterisi olarak kalma tehlikesi taşımakta. Herbert’in geniş bir müzisyen toplamıyla birlikte, göze çarpan sıra dışı fikirlerle, yaratıcı bir politik bakış açısıyla ve heyecanla ortaya çıkardığı albüm farklı olanı ararken dinleyicisine ulaşmakta zorlanan bir müzikle son bulma olasılığı da gösteriyor.

[1] Politik müziğin tanımlamasıyla ilgili bir tartışma için: Ali Cenk Gedik, Ey Özgürlük: Türkiye’deki Politik Müziğin Değişimi Üzerine Bir Tartışma Çerçevesi. Gelenek, Ekim-Kasım 2009, sayı 107.

[2] Matthew Herbert. The deafening silence in political music. http://www.guardian.co.uk/music/2008/nov/17/matthew-herbert-music-politics

Daha fazla bilgi ve dinleme için www.ewo2.de ve www.matthewherbertbigband.com

ÖNCEKİ YAZILARI