Tahir Öngür
Sudaki Arseniğe Dair 1
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
SUDAKİ ARSENİK KÜRESEL KAPİTALİZMİN EGEMENLİĞİNDEN ÖNCE NEDEN KANSER YAPMIYORDU ?
Önce, içme-kullanma suyu olsun diye Ankara&rsquoya yönlendirilen Kızılırmak suyunda yüksek arsenik olduğu ortaya kondu. ASKİ, ODTÜ Raporlarını kullandık, su temiz derken, ODTÜ Rektörü bunun yalan olduğunu, ODTÜ&rsquonün analizlerine göre Kızılırmak suyunda yüksek arsenik olduğunu açıkladı. Sonra, ABB, Hıfzısıhha Raporlarıyla kente verilen arıtılmış suda fazla arsenik olmadığını açıkladı. Bu kez ODTÜ özel olarak arseniğe yönelik bir arıtma olmadan nasıl olup ta Kızılırmak suyundaki arseniğin böyle azalabildiğini sorguladı. Bu arada, sudaki zararlı bileşenlerin yalnızca arsenik olmadığı, kadmiyum ve başka ağır metallerin de var olduğu ve bunun gözlerden kaçırıldığı ileri sürüldü.
Ardından da CHP/AKP yerel yönetim kapışmasının rövanşı geldi. İzmir kentlisine içme-kullanma suyu olarak sunulan suyun önemli bir bölümünde de, arsenik içeriği izin verilen sınırların oldukça üzerinde idi. İzmir&rsquoin kuzey ilçeleri olan Karşıyaka, Bostanlı, Bayraklı, Egekent ve Çiğli&rsquode içme/kullanma suyundaki arseniğin izin verilen sınırın üzerinde olduğu belirlendi. Bu konuda Sağlık Bakanlığı Belediye&rsquoyi uyarmış ama, Belediye barajların da boş olduğunu belirtip bu konuda muafiyet istemişti. Elbette bu konuda bir hoşgörü gösterilmedi. Bazı kuyular zaman zaman devreye alındığı için, arsenik miktarları 40-50 µg/l&rsquoden, 13-14 µg/l&rsquoye kadar düştü ama bir türlü sınır değerlerin altına indirilemedi.
Belediye önce durumu yadsımaya çalıştı. Sosyal Demokrat olsun da çamurdan olsu diye düşünen bazı İBB savunucuları, bunun emperyalizmin arıtma tesisi pazarlama komplosu olduğunu, arseniği yüksek suyu içince öyle hemen bir zarar görülmediğini yazdı. Ama sonunda, su faturalarına o suyun içilmemesi yazılmak durumunda kalındı. Kentte damacanalı su satışları %60 arttı. Adı duyulmamış markalar kente hücum etti. İzmirliler elde bidon kuyruklara girerken, lokantalar vitrinlerine &ldquoYemeklerimizde şebeke suyu kullanmıyoruz&rdquo yazıları asıyordu. 19 litresi 3,5-5,5 YTL&rsquoden satılan damacana suyunu alan vatandaşın bütçesine katkıda bulunmak için, İzmir Büyükşehir Belediyesi düşük tüketimde suyun ton fiyatını 1,19 YTL&rsquoden 0,10 YTL&rsquona düşürdü. Damacana suyu fiyatlarının %50 arttığı görüldü. Su arıtma aygıtları satışında da patlama oldu. AK Parti İzmir İl Başkanı Aydın Şengül ise, arsenikli suyun CHP zihniyetinin bir ürünü olduğunu iddia ederek &ldquosiyaset&rdquo yapıyordu.
Sonra Sağlık Bakanı konuştu: daha 12 önemli kent merkezinde ve bir sürü başka yerleşme yerinde yüksek, izin verilen sınırın üzerinde arsenik vardı. Bunlar uyarılmış ve bazılarındaki kuyular kapatmış, bazılarında arıtma önlemleri alınmış ama yine de, halen 5 il merkezinde yüksek arsenikli su kullanılıyor muştu!
Örneğin, bir yıl önce de, içme/kullanma suyunda yüksek arsenik belirlenen Manisa&rsquoda arıtma tesisi kurulmuş ve sorun çözülmüştü.
Ardından çeşitli yerleşim yerlerinden panik, kaygı ve yalanlama haberleri geldi.
Emet&rsquote 30 yıldır musluklardan arsenikli su akıyormuş. Daha 6 yıl önce NTV&rsquode yapılan bir programa telefonla katılan Belediye Başkanı su kaynağının değiştirileceğini, yörede yapılmış bir sağlık taramasından ise haberi olmadığını belirtiyordu.
Soma&rsquodaki içme suyunda (10 mikrogram/l yerine 27 µg/l ) yüksek arsenik olduğu ortaya çıktı. Bir yandan kente su sağlayan 11 kuyu denetim altına alındı bir yandan da, sudan arsenik arıtan bir tesis için teklif alındı.
Afyonkarahisar&rsquoda Belediye Başkanı &ldquoKüçükçobanlı&rsquodaki kuyularda yüksek ( 111-91-85 µg/l) arsenik var, ama artık kente oradan su vermiyoruz&rdquo diyerek halkın önünde su içip, malum basını suçlayıp, 30 yıldır o su kullanılıyordu bir şey olmadı diyerek durumu kurtarmaya çalışıyordu.
Babaeski&rsquode pompa çıkışlarında belirlenen arsenik içerikleri 10,07-14,06 µg/l arasında değişen miktarlarda ölçüldü. Yerel basın halkın kaygılarını yansıtıyordu.
Niğde Valisi Sebahattin Öztürk, daha önce arsenikli olduğu tespit edilen ve kapatılan içme suyu kuyularının dışında kentteki pek çok kuyuda daha izin verilen değerlerin üzerinde arsenik olduğunun belirlendiğini bildirdi. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde yaptırılan tahlil sonuçlarının, daha önce arsenik olduğu tespit edilen ve Niğde Belediyesince kapatılan içme suyu kuyularının dışında kentteki başka bazı içme suyu kuyularında daha Sağlık Bakanlığının sınır değerlerinin üzerinde arsenik olduğunun belirlendiği açıklandı.
İçme/kullanma suyunda arsenik oranı en yüksek olan kentlerden birinin de Nevşehir olduğu bildiriliyordu. Vali, yapılan araştırmalar sonucunda 19 belde ve 64 köydeki suda arsenik oranının izin verilen düzeyin üzerinde olduğunun belirlendiğini açıkladı. Ürgüp Kaymakamlığı 2 köyde arıtma tesisi kurmuş ve burada arıtılan suda yapılan tahlillerde arsenik oranının binde 6 oranına gerilediği belirlenmişti. Bunun üzerine 19 beldeye arıtma tesisi kurulması için gerekli ödenek alınmış ve 64 köy için de temaslar devam ediyordu.
Aksaray Üniversitesi&rsquonin yaptığı bir çalışmanın sonuçlarını açıklayan Rektör yardımcısı, Aksaray'ın şebeke suyunu sağlayan Melendiz Çayı kaynağından Mamasın Barajı'na kadar olan kısımda, suyun içerdiği arsenik değerlerinin 13-86 µg/l arasında değiştiğini, Mamasın Barajı'ndan itibaren arıtma tesisi girişine kadar olan kısımlarda arsenik değerlerinin 98 µg/l&rsquoye kadar ulaştığını, Belediye arıtma tesisinden şebekeye verilen bu suyun arsenik değerinin ise 10 µg/l&rsquonin altına düştüğünü ve 8-10 µg/l arasında değiştiğini açıklıyordu. Aksaray'da şebekenin diğer kaynağı olan Bağlı Köyü artezyen kuyularından gelen suların içerdiği arsenik değerlerinin ortalama 29 µg/l dolayında olduğunu belirten Rektör Yardımcısı, bu su kaynağının devre dışı bırakıldığını kaydetti. Üniversite tarafından, Aksaray'daki tatlı su çeşmelerine tek kaynaktan su verilen Helvadere ve Tiyatro Kavşağı'nda bulunan çeşmeden alınan su örneklerinde de 24 µg/l arsenik tespit edilmiş ve tatlı su çeşmelerine gelen suların arıtılmadığına işaret ediliyordu.
Çankırı Valiliğince yaptırılan denetimlerde de ilin içme suyundaki arsenik miktarının Dünya Sağlık Örgütünce belirlenen sınırların üzerinde olduğu belirlendi. Valilikçe kurulan &ldquoÇankırı İli İçme Suları İzleme ve Denetleme Komisyonu&rdquo toplantısında yüksek arsenik oranına karşı hangi önlemlerin alınabileceği tartışıldı.
Sağlık Bakanı&rsquonın sorunu çözemediğini belirttiği illerden biri olan Kars&rsquota, Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, Sağlık Bakanlığı'nın kentteki içme suyu şebekesi ve su kuyularında yaptığı arsenik tahlil çalışmalarının sonuçlandığını belirterek, "Kars Türkiye'nin en sağlıklı ve temiz suyuna sahiptir" dedi. Sağlık Bakanlığı'nca yapılan incelemede Çerme ve Borluk köylerinden gelen şehir şebeke suyunda arsenik bulunmadığının belirlendiği ve Digor yolu TOKİ evlerinin bulunduğu yerlerde arsenik oranının biraz fazla olduğu, burada TOKİ tarafından açılmış bir kuyu bulunduğu, ayrıca Cumhuriyet köyünde de bir kuyunun suyunda arsenik değeri 30 µg/l olduğu için bunun da kullanım dışı bırakıldığı bildirildi. 
Sivas'ın Şarkışla ilçesinde de, içme suyunda arsenik olduğu belirlendi ve Şarkışla Belediyesi, arsenikli suyu kullanmamaları için vatandaşları uyardı. Yapılan analizler sonucu içme suyundaki arsenik oranının yüksek çıktığını belirten belediye yetkilileri, su kullanımının sakıncalı olduğunu radyo yayını ve yerel gazetelere verdikleri ilanla duyurdu. İlçede bulunan bazı çeşmelerin üzerine kullanılamaz yazısı asılarak vatandaş uyarıldı. İçme suyu için yakın köydeki çeşmelerin kullanılması istendi. Belediye yetkilileri, vatandaşın daha sağlıklı su içmeleri için çalışmalara başlandığını duyurdu.
Yüzüncüyıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi&rsquonde yapılan bir çalışmaya göre Van İl merkezi ve ilçe ve köylerinde analiz edilen 77 su örneğindeki arsenik içeriğinin izin verilen sınırın pek üzerine çıkmadığı belirlenmiştir. Ama, Birleşmiş Milletler Üniversitesi tarafından 2003 yılında düzenlenen &ldquoAsya&rsquoda Arsenik Kirliliği Felaketi&rdquo konulu sempozyuma bir bildiri sunan İran Tahran Üniversitesi Tıp Fakültesi bilim insanlarının çalışmasına göre de, sınırın hemen öte yanında, Kürt bölgesindeki su kuyu ve kaynaklarındaki arsenik miktarları 1480 µg/l&rsquoye kadar çıkıyor. Genç volkanik kayalarla kaplı Van ve yöresinde daha dikkatli bir çalışmanın gerektiği açık.
Kuşkusuz, uğraşılsa daha nice yerleşim yerine sağlanan içme/kullanma suyunda sağlığa zararlı oranlarda arsenik bulunduğuna ilişkin daha ne haberlere ulaşılabilir.
Hayır, bu konunun böyle dile düşmesini Melih Gökçek&rsquoe borçlu değiliz. Arseniğin zararları da, ülkemiz yer altı sularında arsenik bolluğunun yaygınlığı da, alınabilecek önlemler de, halka sağlıklı ve yeterli su sağlamanın bir kamu görevi olduğu da çok iyi biliniyordu. İlgilenenler dünyanın bu konuyla nasıl içli dışlı olduğunu da biliyorlardı dünyanın peşinden, hiç değilse Dünya Sağlık Örgütü, DSÖ(WHO) uyarısıyla bu kamu görevini yerine getirme yolunda bazı gelişmeler olduğunu da.
Ancak, &ldquoTıp Kurumu&rdquonun, çok önceden anımsattığı şekilde,
&ldquoAB'ye uyum süreciyle ilintili olarak 25 Şubat 2005'te yürürlüğe giren Sağlık Bakanlığı "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik"in "Bilgilendirme ve Rapor Edinme" başlıklı 14. Maddesine göre: "Yetkili mercilerce içme-kullanma sularıyla ilgili olarak tüketicilere güncel ve yeterli bilgilerin sağlanması gerekmektedir." Yine adı geçen yönetmeliğin aynı maddesinde "Suların kalitesi hakkında tüketicileri bilgilendirmek için üç yılda bir rapor yayınlanır. Rapor en azından günde ortalama 1000 metreküpü aşan ya da 5000'den fazla kişiye hizmet eden bütün müstakil su kaynaklarıyla ilgili bilgileri içererir. Rapor üç takvim yılını kapsar ve bu dönemin sonundan itibaren bir takvim yılı içinde yayınlanır&rdquo hükmü de yer almaktadır.
Yönetmeliğin açık hükümlerine karşın Sağlık Bakanlığınca içme kullanma sularına ilişkin başta arsenik olmak üzere tüketicilere güncel ve yeterli bilgi sağlanmamış, nüfusu 5000'i geçen su kaynaklarıyla ilgili Türkiye'yi tümüyle kapsayan bir rapor da&rdquo
hazırlanmamıştır.
Demek ki yanılmışız! İyi ki, Melih Gökçek &ldquoşecaat arz etmiş&rdquo te, durumun vehameti ortaya dökülüvermiş.
İçme ve kullanma sularında yüksek arsenik bulunması gerçekten vahim.
Önce, buna bakalım.
ARSENİĞİN ETTİKLERİ
Arsenik, bir zehir. Arseniğin sağlığa olumsuz etkileri 200 yıldır biliniyor. Tarih boyunca birisini zehirlemek isteyen için en uygun kimyasal. Çünkü zehirlenen kişide bir iz bırakmıyor.
Bir kerede yüksek miktarda inorganik arsenik alanlar mide ve bağırsak rahatsızlıkları, kalp damar ve merkezi sinir işlevlerinde yıkım, çoklu organ bozulmaları ve bazen de ölümle karşılaşıyor. Sağ kalabilenlerde kemik iliği azalışı, kanda alyuvarların azalışı, karaciğer büyümesi, derinin kararması, sinirlerin hastalanması ve beyin hastalıkları ortaya çıkıyor. Bu akut arsenik zehirlenmelerinin etkisi 30-60 dakikada görülüyor. Yiyecekle alınmışsa daha uzun sürede etkili olabiliyor.
Arseniği, sağlık açısından özel kılan ise, az da olsa sürekli alındığında kanser yapıcı oluşu.
Arsenikten kaynaklanan hastalıklar cilt yaraları, kara ayak hastalığı, şeker hastalığı, hiper tansiyon, deri kanserleri ve iç organ kanserleridir. Kronik arsenik alımları sonucunda deride gözlenen değişiklikler arsenikozis olarak adlandırılır. Kara ayak hastalığı da bir periferal damar hastalığıdır ve kangrene kadar ilerler, ayakların kesilmesi gerekir. Karşılaşılan kanser türleri arasında ise deri, akciğer, mesane ve böbrek kanser türleri başta gelir.
Arseniğin kronik hastalıklara neden olduğu daha 1940&rsquoların başında İngiltere&rsquode bir sodyum arsenit fabrikası çalışanlarında artan kanser olaylarından sonra anlaşılmış. Arseniğin toz olarak solunması bu durumdaki maruz kalma yolu olarak belirlenmiş.  Cilt hastalıklarına neden oluşu da daha 19. Yüzyılda anlaşılmış. 1900&rsquolerin başlarında Meksika, Şili ve Arjantin&rsquode çok sayıda cilt kanseri görülüşü arseniğe bağlanmış. 1920&rsquolerden beri Tayvan&rsquodaki kara ayak hastalığı ve kangrenin arsenikli sularla ilişkisi anlaşılmış ve 1950&rsquoden sonra bu ilişki iyice kesinleşmiş.
1988&rsquode ABD&rsquonde EPA&rsquonın yaptığı bir çalışma 50 µg/l kronik arsenik alımının 400 kişiden birinde bu tür kanserlere neden olabildiğini ortaya koymuş. Aynı doz için yine EPA&rsquonın 1992&rsquode yaptığı bir çalışmayla da iç organ kanserlerinden ölüm oranının 100 kişide 1,3 olduğunu ortaya koymuş. Yine ABD&rsquonde Ulusal Araştırma Konseyi&rsquonin 1999&rsquoda yaptığı bir çalışmayla aynı dozda tüm kanserlerden ölüm riskinin 100 kişide 1 olduğu ortaya konmuştur. İngiltere&rsquode yapılan bir başka araştırmada ömür boyu 25 µg/l arsenik içeren su içen 100 kişiden 5&rsquoinde böbrek kanseri oluşacağı sonucuna varılmış. Düşük arsenik içerikli de olsa uzun yıllar buna maruz kalınması durumunda çeşitli cilt sorunları da görülüyor. Önce, ellerde ve ayaklarda koyu lekeler, beyaz lekeler ya da keratoz (deride boynuzsu madde gelişmesi ve derinin çatlaması) ortaya çıkar. Bu durum on ya da daha uzun yıllar sürdüğünde cilt kanseri beklenir. Yirmi otuz yıl 500 µg/l dozlu arsenik etkisi altında kalınırsa bu durumdaki insanların %10&rsquounda iç organ kanserlerinin ortaya çıkacağı öngörülmüş.
Görünüşe göre, doz ve etkilenme ilişkisi doğrusaldır, bir sıçrama noktası bulunmamaktadır. Ne kadar yüksek arseniğe maruz kalırsanız hastalık riski o kadar yükselir. 1000 µg/l dozda artık hastalıkla karşılaşma riski %100&rsquoe ulaşır.
Şili&rsquode ise arsenikten etkilenenlerde çok sigara içenlerdekinden bile daha fazla akciğer kanseri olduğu, hele akciğerleri yeni oluşan çocuklar arsenik etkisinde kaldığında, daha sonra akciğer kanseri olma riskinin 10 kat arttığı ortaya kondu.
Arseniğe maruz kalındığında üreme bozuklukları olduğu da bulgular arasında. Bu nedenle doğum öncesi cenin ölümleri, ölü doğumlar, yenidoğan ölümleri artarken, doğum ağırlığında azalma, düşük, doğuştan sakatlıklar görülebiliyor.
Organik arseniğin, inorganik arsenik kadar zararlı olmadığı biliniyor.
Arseniğin zehirleyiciliğinin başka bazı metallerle artıp eksilebildiği, örneğin çinko arttığında arseniğin zehirleyiciliğinin azaldığı da belirlenmiştir.
Arsenik insan bedenine özellikle suda çözünmüş olarak girer.
Ancak, yüksek arsenikli suyla yetiştirilen bitkilerde de yüksek arsenik birikimleri olduğu anlaşılmaktadır. Bu birikimin özellikle bitkilerin kök sistemlerinde oluştuğuna ilişkin araştırma sonuçları bulunmasına karşın, örneğin, GD Asya&rsquoda sürekli olarak bu sularla sulanan pirinçlerle beslenmeden ötürü halk sağlığının tehdit altında olduğu belirtilmektedir. Bu bitkilerin kök ve saplarıyla beslenen hayvanların süt ve etleri de sonuçta halk sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Meksika&rsquoda 2002 yılında yapılan bir çalışmada, sudaki arsenik derişimi 400 µg/l iken bile alınan arseniğin %30&rsquounun sudan değil besinlerden alındığı ortaya konmuştur. Yine EPA&rsquonın bir araştırmasıyla pirinçteki arseniğin %35&rsquoinin inorganik, sebzede %5 ve meyvede %10 olduğu belirlenmiştir. Batı Bengal&rsquode yapılan benzer bir çalışmada da pirinçteki inorganik arsenik oranının toplamdaki payı %95, sebzede ise yine %5 bulunmuştur. Besinlerle alınan arseniğin miktarını etkileyen bir başka husus ta pişirmede kullanılan suyun arsenik içeriğidir. Yapılan bir çalışma 120°C&rsquoı aşan sıcaklıklarda bile arseniğin değişmediğini, dolayısıyla yemek pişirme ve kaynatmanın olumlu bir etkisinin beklenemeyeceğini ortaya koymuştur.
Halk sağlığını olumsuz etkileyen bir başka arsenik aktarımı da havayla olmaktadır. Yüksek arsenik içeren kömür yakıldığında da yaygın halk sağlığı sorunlarıyla karşılaşılabilmektedir. Çin&rsquoin Guizhou yöresinde bu şekilde etkilenmiş 3000 kadar arsenik hastası bulunduğunun bildirilmesi uyarıcıdır. Arsenik yalnızca suyla alınmıyor. Solunan havada yüksek arsenikli tozlar varsa bu da sağlık için yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Arsenik kökenli akciğer kanserlerinin önemli bir nedeni hava kirliliğidir. Özellikle demir dışı metal maden izabe tesislerinin çalışanları ve bu tesislerin çevrelerinde yaşayanlar bu açıdan çok şanssız. Dünyanın hemen her yerinden bu tür örnekler verilebiliyor. ABD&rsquonde Washington Tacoma ve Montana Anaconda&rsquodaki izabe tesisleri ile İsveç&rsquoteki Rönnskar izabe tesisi üzerinde oldukça ayrıntılı çalışmalar yapılmış. Arseniğe en uzun süre maruz kalanlarda SMR 316&rsquoya kadar çıkmış. İlk maruziyetten sonra geçen süre uzadıkça SMR&rsquoin de arttığı görülmüş. Fransa&rsquoda, Kanada&rsquoda, Avustralya&rsquoda yapılan çalışmalar altın işletmesi çalışanlarının başkalarına kıyasla çok daha fazla akciğer kanseri olduğunu ortaya koymuş. Batı Avustralya&rsquoda altın madeni çalışanlarının, öteki Batı Avustralya&rsquolı erkeklere göre çok daha fazla hasta oluşları saptanmış (SMR=140).
Benzer sonuçlar gübre fabrikası çalışanları arasında da saptanmış. Kömür santrallerinin özellikle baca küllerinde biriken yüksek arseniğin, bu tesislerin çalışanlarında yüksek akciğer kanseri riski yarattığı belirlenmiş.
Anılan çalışmalar, yılda yaklaşık &ge0,75 mg/m3&rsquolük bir maruziyet düzeyinde önemli bir istatistik akciğer kanseri riski oluştuğunu ortaya koymuştur.
İnsan bedeninde arsenik metabolizması ve kinetiği oldukça karmaşık bir konu. Bunu karmaşıklaştıran şeyler,
&bull Fizikokimyasal özellikler ve biyolojik elverişlilik arseniğin hangi biçimde olduğuna bağlıdır,
&bull Arsenik alımının değişik yolları vardır (solumayla, yemek içmekle ve deriden),
&bull Arsenik alımı akut ya da kronik, bir kerelik ya da sürekli olabilir,
&bull Arsenik alımı kısa sürede, orta ya da uzun süreli olabilir,
&bull Hayvanların arseniğe dayanabilirliği insanlardan farklı olduğundan niceliksel dozlara dayanıklılığın öngörülebilmesi için hayvanların tepkisine güvenilememektedir.
Dünyanın değişik yerlerinde yapılan çalışmaların sonuçlarının kıyaslanmasında da güçlükler vardır. Değişik yerlerdeki insanların günde su içtikleri su miktarı aynı olmadığı gibi, su dışındaki besinlerden arsenik alımları da oldukça farklıdır.
Bilinen, daha çok su içenlerin daha yüksek risk altında olduklarıdır. Bazı çalışmalar iyi beslenenlerde, yetersiz beslenenlere göre arsenik kökenli hastalıklarla daha az karşılaşıldığını ortaya koymaktadır. Düzenli olarak taze meyve yiyenlerin akciğer kanseri olma riski yarıya inerken, arsenikten etkilenenlerin çok sigara içmesi ya da asbestten de etkilenmesi durumunda akciğer kanseri riskinin katlanmadığını, defalarca arttığını ortaya koyan incelemeler de var.
ABD&rsquonin Massachutes Eyaleti topraklarında Bangladeş topraklarındakinden çok daha fazla arsenik olmasına karşın, orada arsenikle ilgili hastalıklardan söz edilmeyişi, kuşkusuz Massachutes&rsquote yaşayanların yeraltısuyu içmeyişleri ve iyi beslenmeleri, yani varsıl oluşlarındandır.