Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Yüzde 99 için tasarruf: Baskı ve savaş

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:31 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:31

Yüzde 99, Occupy Wall Street sloganıyla başlayan ve dönemsel olduğu gözlemlendiği halde belirli bir süre küresel nitelik de kazanan tepkinin kısaltılmışı, Occupy’cıların kendilerini tanımlamak için kullandıkları bir yüzde. Finans kapitali yüzde 1’in temsil ettiği varsayımına dayanıyor, her ne kadar finans kapital içinde bulunanlar çok çok daha küçük bir oranı oluştursalar da, çoğunluk için daha kolay anlaşılır bir tanmlama olduğundan, yüzde 99’u kullanmakta o kadar da büyük bir sakınca yok gibi. Merkez ülkeler başta olmak üzere ekonomilerde sıkı bir tasarrufa gidileceği ‘yetkili’ ağızlara göre, kesin. Tasarruf önlemleri, işte bu yüzde 99’a, bulundukları coğrafyalara göre değişebilecek oranlarda baskı ve savaş getirecek politikaları içeriyor.

Tasarruf’u, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi, avro bölgesi ülkeleri için vazgeçilmeyecek bir politika olarak gösteriyor geçtiğimiz hafta Wall Street Journal’de yayımlanan röportajında. Draghi, sıradan bir kişi değil, Avrupa’nın mali ve parasal, giderek toplumsal ve politik tutumunun oluşmasında önemli rolü olan bir yönetici. Açıkladıkları da, kendi kişisel görüşleri olarak değil, Avrupa’nın en güçlü ülkesi olan Almanya ile onu izleyen Fransa’nın ve kararlılık gördüğünde bu ikiliye katılan İngiltere’nin ortak politikası olarak algılanmalı.

Draghi, Avrupa’dan başlayıp belirli bir yayılma gösteren ‘sosyal devlet’in bittiğini açıklıyor WSJ’ye verdiği röportajda ve iş güvenliği ile güvenlik ağının sona erdiğini söylüyor. Draghi’ye göre, AB ülkeleri yapısal reformlarını –ne anlama geliyorlarsa- yapmak zorunda ve bu önlemlerle tasarruf politikaları arasında hiçbir çelişki bulunmuyor. AMB Başkanı’na göre, Yunanistan’a dayatılan önlemler de olumlu sonuçlar verebilecek, seçimler sonucu oluşacak yeni Yunanistan Hükümeti’nin bu önlemleri aynı kararlılıkla sürdürmesi halinde.

Tasarruf’un, bu arada, bir dizüstü ya da tablet bilgisayar almak isteyen bir kişinin, belirli bir süre başka harcamalarını kısarak para biriktirmesinden çok başka bir anlamda kullanıldığını unutmamak zorunlu. Draghi’nin sözünü ettiği tasarruf kaynakların, giderek gelirlerin, giderek işçi ücretlerinin ciddi bir kısmının semayeye aktarılması demek. Çalışanların eline geçen paranın önemli bir bölümü sermayeye aktarılacak ki, o sermaye, kapitalistler, bir avuç, yüzde 1’in çok çok altında bir grup bu parayla yatırımlar yapacak, yüksek karlar edecek ve bu arada yarattığı genişleme, istihdama ve giderek gelirlerin yükselmesine etkide bulunacak, özellikle son kırk yılda zorla kabul ettirilmeye çalışılmış ekonomi ‘bilim’ine göre. Nasreddin Hoca’nın pamuk fıkrasına benziyor değil mi, kol saatlerini kuş yemi diye gümrükten geçirmeye benziyor son bölümü de, “ben önlerine atarım, tavuklar ister yerler, ister yemezler!”

Bir kere, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin tasarruf tasarruf derken özellikle vurguladığı, bankalara olan borçların geri ödenebilmesi sağlamak amacıyla ülkelere dayatılan kurallar. Bu borçlar ödensin, finans kapital kurtarılsın, tasarrufların yatırımlara dönüşmesi konusuna sonra bakarız!

Ayrıca, Draghi, diyelim ki, tasarrufların yatırıma dönüşmesini de kastetmiş olsun, hangi yatırımlara yönelecek el bebek gül bebek küresel sermaye? Faizlerin yüzde sıfırlara yaklaştığı noktada hiçbir yatırım yapmayan, yatırım yapmayı bile düşünmeyen, bir olasılıkla yüzde 5 kar getirecek bir konu ya da alan dahi göremeyen küresel sermaye, AB’den başlayan bir tasarruf zorlamasından, yatırım bağlamında, nasıl yararlanacak?

Gelelim bu ‘tasarruf’ işinin yüzde 99’u, hatta dünya nüfusunun 6 bin kişilik –finans kapital kaynaklarına göre- bir hegemon bölümünün dışında kalan 7 milyar insanı nasıl etkileyeceğine.
Tasarruf, çalışanların eline geçene göz dikmekle başlayıp bitiyordu ya, bu genel olarak iki yolla yapılıyor. İlki, doğrudan, ücret ve haklarda yapılan kısıntılar. Draghi söylüyor zaten, sosyal devlet bitti diye. İkincisi, dolaylı, zamlar -özellikle zorunlu mal ve hizmetlere getirilenler- ve vergiler yoluyla yapılanlar.

Sosyal devlet denilen uygulamanın başladığı –ve bittiği- yer Avrupa. Çalışanların örgütlülük düzeylerinin en yüksek olduğu yer de aynı kıta. Bu örgütlülük düzeyinde, sosyal devletin bitişi ve ücret ile haklarda yapılan kısıntılara tepkiler kaçınılmaz. Ancak, ‘muhafazakar liberal’ler eliyle AB ülkeleri ile ABD’de –ve tabii ki çevre ülkelerde- öyle yasal değişiklikler yapıldı ki, iş bilek güreşine geldiğinde çalışanların baskı altına alınmalarını sağlayacak bin türlü kolaylık hem finans kapitale hem de onunla olan ‘düzeysiz birlikteliğini’ bozmamaya kararlı burjuva devletlerinin oligarşilerine sağlandı. Sendika greve mi gidecek, terörle mücadele yasaları var, ‘ulusal güvenlik’ tabusu var, ‘kamu yararı’ maskesi var bunlarla her türlü örgütlü işçi mücadelesini anında bastırabilmek –en azından bu amaçla elden geleni yasalardan yararlanarak yapabilmek- mümkün.

Çevre ülkeleri bu süreçte nelerin beklediğini sorarsanız:
Merkez ülkelerin oligarşileri her ‘daraldıklarında’ ‘çevre’ ülkelere bugüne kadar ne yapmışlarsa gene onu yapacaklar, yani en yüksek katma değeri –dolayısıyla artık değeri- sağladıkları alanlarda, çevre ülkeleri merkez ülkelerin kulanımına daha geniş boyutlarda açacaklar, onlara silah satacaklar, silah satabilmeleri için gerekli koşulları sağlamaları amacıyla bu ülkeleri –asıl olarak bu ülkelerin ‘yüzde 99’unu- kullanacaklar, petrol ve gaz başta olmak üzere kendilerince değerli kaynakları ve bu kaynakların dağılım yollarını onların elinden ‘bir zahmet’ alabilmek için her yola başvuracaklar.

‘Tasarruf’, yüzde 99 -7 milyar insan- için, bu nedenlerle baskı ve savaş demek, Draghi gibilerinin attıkları yem, yenirse.

[email protected]

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları