Selim Yalçıner
Yoksulluğun estetiği
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:32 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:32
Yoksulluk ve estetik kavramlarını bir araya getirebilmek, herhalde 30-40 yıldır gezegene tek kültür dayatabilmek için elindeki tüm olanakları en iyi biçimde kullanma yolunda büyük aşama kaydetmiş olan egemen yapının son becerisi olsa gerek. Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde son dönemde yeni bir eğilimin medya –ağırlıklı olarak üsttekilerin yani yüzde 1’in aldığı kararların aşağıdakilere yani yüzde 99’a iletimi için kurulmuş olan mekanizmaya dönüştürülmüş yapı- aracılığıyla yoksullara dayatıldığı görülüyor: yoksulluğun estetiği. Yoksulluk, olası bir durumdur ve bunda üzülecek bir şey yoktur, yoksulluğunla hatta gurur duyabilirsin!
Gün geçmiyor ki Batı medyasında bir yıldır parasız geçindiğini söyleyen biri çıkmasın, alışveriş yapmamaktan mutlu olduğunu belirten birinin, örneğin genç ve ‘hip’ görünümlü bir genç kızın çıkıp bir yıldır tişört veya çanta almadığını ve hiçbir sorun yaşamadığını, tersine çok iyi olduğunu söylemesin, et yemememin (yiyememenin) ne kadar yararlı olduğunu vurgulayan bir uzmanın görüşleri duyulmasın, ekmeğin-karbonhidratın tüketilmemesi durumunda beynin çalışmayacağı iddia edilmesin, araba kullanmanın zorunluk olmadığını, tersine arabasız yaşamın son derece sağlıklı olduğuna ilişkin düşünceler yayınlanmasın, sigara-içki tüketmenin zararları yinelenmesin, restorana gitme yerine piknik yapmanın ne kadar ‘in’ hale geldiği savunulmasın, sinemaya tiyatroya gitmenin zorunluk olarak algılanmasının yanlışlığı ifade edilmesin, gıdalarda ve yaşam malzemelerinde son kullanım tarihlerinin o kadar da önemli olmadığı, son kullanım tarihi geçmiş ürünlerin pekala tüketilebileceği ‘açıklanmasın’, çöplerden gıda toplamanın utandırıcı bir şey olmadığı öne sürülmesin.
İyi de, bunları kimler, nerede söylüyor? Kapitalizmin sözcüleri ve de kapitalizmin medyasında. Bu işte bir tuhaflık yok mu?
Yok.
Yok, çünkü kapitalizmin ürettiği andığımız ürün ve hizmetlerin asıl kullanıcıları, reklam ve benzeri yollarla zaten üretilmişleri tüketmeye yeterince yönlendiriliyor. Yoksulluğun estetiği, sayıları giderek artan yoksullar için. Yoksullar, hızla çoğalan bir oranda tüketemez hale geliyor kapitalizmin ürettiklerini. Tüketebilenler, zaten ürünlerin hedefi. Açık ve gizli reklamlar, onlar için, yoksullara yönelik değil. Yoksullar için gerekli olan, ‘yoksulluğun estetiği’.
Yoksulların, kendilerine bu yaşam (kapitalist uygarlık) içinde bir yer bulabilmeleri ve görece mutlu olabilmeleri için yoksulluğun estetiği yapılıyor. Tıpkı ‘savaşın estetiği’nin yıllardır savaştırılmak istenen yoksulları savaşa yönlendirebilmek için kullanıldığı gibi. Yakışıklı Amerikan askeri ‘ülkesini’, ‘insanlığı’, ‘dünyayı’, ‘demokrasiyi’, ‘özgürlükleri’ korumak için nasıl büyük bir özveriyle savaşıyorsa, sen de kendini o yakışıklı adam ya da güzel kadın askerin yerine koyup öyle savaşacaksın, bir yerlere ‘demokrasi’ getireceksin! Aksi halde... ‘Terörist’ olma ihtimalin gündeme sokulur! Bir kere bu ‘sıfat’ı kazandıktan sonra da, gezegenin hangi ülkesinin vatandaşı olursan ol, başın beladan kurtulmaz, ona göre!
‘Yoksulluğun Estetiği’ için söylenenlerin hepsi yanlış mı?
Asla. ‘Yoksulluğun Estetiği’ için vurgulananların –kafalara kakılanların- tümü olmasa bile çoğunluğu büyük ölçüde doğru. Ancak bu ‘doğru’ oluş, aslında kapitalizmin tümü için geçerli. Kitlesel üretim sonucu ortaya çıkan her ‘ürün’ insana, çevreye, gezegene zarar veriyor. Bu kötülüğün önlenebilmesi, ancak insanlığın kolektif çabasıyla ve de sadece gerekli olanların gerektiği kadar ve çevreye dost, olabildiğince uygun teknolojili ve geleceğe yönelik biçimde üretilmesiyle mümkün. Bu da, kapitalizmin becerebileceği bir iş değil. Kapitalistler, sınırsız üretim ve tüketimi –her alanda- isterler, bu yolda karşılarına kim, ne çıkarsa çıksın, insan, çevre, gezegen, yok ederler. Kurbağanın sırtına binip ırmağı geçerken kurbağayı sokan akrep örneği.
Yoksulluğun estetiği için ileri sürülenler, ancak yeni bir toplum, kolektif bir yapının önerilmesiyle birlikte gündeme getirilirlerse anlam taşırlar. Aksi halde, bugün gördüğümüz örneklerle, sömürüsüz savaşsız baskısız yaşayamayan insanlık dışı bir düzenin, kapitalist uygarlığın sürdürülmesine, bu bağlamda sadece yoksulların kendilerini biraz daha ‘iyi’ –o da belki- hissetmelerine, geçici olarak yardımcı olabilme iddiasından başka bir sonuç üretmezler.