Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Yeni Kahraman Türü: Savaş Estetiği

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:15 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:15

Sinemamızda –ve televizyon dizilerinde- yeni bir kahraman türünün ana hatları giderek ortaya çıkmaya başladı. Bu kahraman, ayrıntılarını sunacağımız gibi Türk, Müslüman, Kürt arkadaşı ya da çevresinde Kürtler olan ve adalet peşinde biri. Tabii, yakışıklı, kararlı, maço. Adalet peşinde olduğu için de gözünü budaktan esirgemeyen, gerektiğinde eline silahı alan ve karşısına çıkanları 'indiren' bir 'tip', savaşçı. Bir yandan savaş estetiğinde bir yeri var, öte yandan Türkiye toplumuna oldukça sevimli gelebilecek bir savaşçı karakterinin estetiğini çiziyor. Estetik, geleceğin etik'iyse, geleceğimizde bu kahramanın niteliklerinin bir yeri olacak gibi görünüyor, dolayısıyla ele alınmayı 'hak' ediyor.

Bu yazıda film, yönetmen ya da oyuncu adı verilmeyecek. Bunun en önemli nedeni, sözünü ettiğimiz işi yapanların bizden kaynaklanan bir 'mağduriyet'e düşmelerini olanak vermemek. Günümüzde çünkü, haklı çıkma çabalarına kaynaklık eden ilk neden, mağdur olma durumu. Kendini mağdur gösterebilme olanağı, savaşın estetiğini yapanlara sunulmayacak. İkinci neden, savaşın estetiğini yapanları gerçek anlamda, önemsememek. Haklarında yazı yazma gereği, bir takım kişilerin önemsenmesinden değil, yapılan 'iş'in yanlışlığını gösterme zorunluğundan kaynaklanıyor. It's a dirty job, but somebody must do it – Bu pis bir iş, ancak birisinin yapması gerekiyor. Bu pis işi, savaşın estetiğini, birilerinin yapması gerekiyor, kim oldukları önemli değil. Birilerinin de yapılan pisliği yazmaları gerekiyor, çorbaya bir tuz tanesi koymaya niyetlenmemizin nedeni bu.

Son dönemde üretilen ve izlenme rekorları kıran filmlere bakıldığında, girişte değindiğimiz kahraman tipini hemen tanımak mümkün. Orada, duruyor. Gözümüze giriyor. Kahraman, doğallıkla, Türk olacak. Müslümanlığı, hayatını tehlikeye atarken Allah adını anmakla sınırlı kalmıyor, hücrelerine işlemiş. Çevresinde ya Kürtler var, ya da çok yakın bir Kürt arkadaşı ile –diversity management (etnik kesimler arası 'hiyerarşi'ye de vurgu yapan, gayet kapitalist!) ve de bölge politikası gereği- ölümü göze alıyor. Ve adalet. Kahramanımızın temel güdüsü, adaletin sağlanmasına yönelik. Bu adalet, Yeşilçam Sineması'nın seyrek de olsa bazı örneklerinde görüldüğü gibi sınıfsal bir adalet ya da emperyalist boyunduruğa karşı bir tutum değil, bireysel. Ancak, adalet'in bireysel bile olsa kahramanın davranışlarını belirleyen bir kavrama dönüşmesi, Yeşilçam'ın gazilerini sevindirmeye yetiyor. "Tıpkı eski günlerdeki gibi," diyorlar Yeşilçam gazileri, "Artık Türk sinemasının geçmişiyle bağları yeniden kuruldu." Bu kadarcık bir benzerlik görüntüsü bile, 'eskiler'i sevindirmeye yetiyor. Devam edelim. Bireysel adalet dedik. Kahramanın bir arkadaşı, bir komşu ülkede –orada ne işi varsa artık- öldürülür. Kahraman gider, arkadaşının intikamını –suçlu yabancı biri de olabilir- alır. Alır ama, bu intikam bireysel boyuttadır, alınan intikamın nesnesi, bir bağımlılık ilişkisinin öznesi değildir artık. Bireysel olarak 'yanlış' yapmıştır, hatasının bedelini ödemiştir. İzleyici rahatlar. Kahraman'ın yakını olan bir kadının ırzına geçilir. Kahraman gider, ırza geçenlerden intikam kalır. Onları 'indirir'. İzleyici gene rahatlar. Suçlu bulunmuştur çünkü, cezalandırılmıştır. Neden yabancı bir ülkede bulunan bir arkadaş –artık orada ne iş yapıyorsa- öldürülmüştür, hangi kışkırtmalar, yönlendirmelerle kızın ırzına geçilmiştir, cinselliğin baskı altında tutulması gibi toplumsal sorunların bu olguda bir yeri var mıdır, ırza geçmeyi ve ırza geçenden intikam almayı zorunlu kılan ahlaki ortamın tartışılmaya başlanması gerekli değil midir gibi soruların artık bir önemi yoktur. İntikam alınmıştır, adalet yerine gelmiştir, izleyicinin rahatlaması sağlanmıştır. Spagetti Western. Üstelik bu ürün, Amerikan filmi olmadığı öne sürülerek izlettirilmiştir. Amerikalılar yapımını üstlenselerdi bu filmin, başka türlü mü çekeceklerdi, sorulmaz.

Yurt sevgisi, bağımsızlık tutkusu, sömürüye karşı olmak gibi kavramlar bu kahramanın oldukça uzağından bile geçmemiştir O, 'adalet' peşindedir, bireysel adalet. Adalet'in en ilkel tanımlarından biri, adaletin yerine gelebileceğinden umudunu kesmiş olanlara, hele de adaletin birlikte davranarak sağlanabileceğine inancını yitirmiş bulunanlara, bir buçuk saat içinde yutturulur.

Kriminal film, sonunda suçlunun cezasını bulduğu filmdir. Kahraman bu bir polis olabilir, bir detektif, bir arkadaş, bir sevgili suçluyu bulur, ya kendi yakalar, ya polise teslim eder ya da suçlunun bir uçurumdan atlayarak, kafasına bir kurşun sıkarak intiharına neden olur. Adalet yerine gelir, izleyici rahatlar. Sanatta ise, yaptın sonunda adaletin sağlanması istisnadır, öyle olsa bile bu, daha büyük bir adaletsizliği gözler önüne sermek içindir.

Türkiye'de üretilen son dönem sinema filmlerinin ve televizyon dizilerinin tümünün yukarıdaki örneklere ve saptamalara uyduğunu söylemek haksızlık olur. Anımsanacak, bir dönemin baskılarını konu alan filmler, diziler de çekildi, ancak bunlar da 'iyi saatte olsunlar'ın gadrine, rating ölçüm kuruluşlarının gazabına uğradı. Olumlu örneklerin tümünün zaman içinde yayından ya da gösterimden kaldırılmaları, kuşkusuz sinemanın yürekli kesimlerini yıldıramadı, yıldıramaz, ancak cesaretlendirmediği de ortada. "Bu işler para getirmez arkadaşım!"

Ya ne para getirir? Kahramanının bir savaş konseptine oturduğu, Türk olduğu, Müslümanlığın gereklerini önemli ölçüde yerine getirdiği, tarikatlarla haşır neşir yaşadığı, çevresinde Kürtler'in bulunduğu ya da en yakın arkadaşının Kürt olduğu adaleti yerine getirme iddiasında bir film para getirir.

Böyle bir filmle izleyici, savaşın olağan bir durum olduğuna, savaşılması gerektiğine sevinerek, mutlu bir biçimde, adalet duygusu tatmin olarak inanır. Aşk? Tabii, o da var, sevgili, o güzel kız, kahraman ne yaparsa yapsın, kaç kişiyi 'indirmiş' olursa olsun onu sever, dönüşünü bekler birey ve özgür olma yolunda ilerleyen kadından saçını süpürge yapan ve ikincil planda kalmayı içselleştirmiş kadına geri dönüşü simgeler.

Sınırlarının geçişkenliğinin arttığı, yurt sevgisi ve bağımsızlık tutkusunun geriye itildiği, ne olursa olsun para kazanmanın yüceltildiği, anlamsız tüketimin körüklendiği, gericiliğin yükseltildiği, para ve gücün tanrı katına çıkarıldığı, hak aramanın 'out' edildiği, kapitalist uygarlığın savaş alanı olarak seçtiği bir bölgenin ana akım sineması da, eh, böyle olur.

Rating kuruluşları ve onları kullananlar ve onları kıblesine yerleştiren reklamveren'ler başka türlüsüne izin vermiyor çünkü!

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları