Selim Yalçıner
Yeni İç Tehdit, "İşsizlik" mi, "İşsizler" mi?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin değiştirilmesi ve iç tehdit bölümünde "irtica"nın kaldırılıp yerine "işsizlik"in getirilmesi düşünülüyor-muş, Takvim Gazetesi'nin 12 Şubat 2010 tarihli sayısında yayımlanan habere göre. Bu, ne demek? Önce, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi nedir, nasıl hazırlanır, bilebildiklerimize göre özetlemeye çalışalım.
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, ülkenin karşı karşıya bulunduğu düşünülen iç ve dış tehditlerin tanımlandığı bir belge. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, çeşitli kurumlardan görüşler alıyor ve hazırlanan çalışmayı Milli Güvenlik Kurulu'na sunuyor. MGK'nın onayladığı belge, Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giriyor. Belge, her beş yılda bir yenileniyor. Halen yürürlükte olan belgede iç tehdit unsurları irtica, bölücülük ve aşırı sol olarak sıralanıyor, bilindiği kadarıyla.
Şimdiki yönetim, bu belgeyi değiştirmek niyetinde. Başbakan'ın AKP'li milletvekilleriyle yaptığı kapalı toplantıda bu konuya da değindiği ve Kırmızı Kitap olarak anılan belgenin değiştirileceğini söylediği belirtiliyor. Başbakan, anılan toplantıda, belgenin iç tehdit algılamalarının başında "irtica"nın yer aldığını anımsatıyor, bu durumun değişeceğini söylüyor. "İrtica" konusunun halkın gündeminde artık yer almadığını, yapılan kamuoyu araştırmalarında en büyük tehditler sıralamasının işsizlik, ekonomi ve terör olarak belirlendiğini aktaran Başbakan, Takvim'deki habere göre, "Vatandaşın iç tehdit algısında irtica gibi bir gündem yok. Güvenlik Belgesi'ni bu yönde revize edeceğiz. İrtica çıkıp yerine işsizlik girecek," diyor.
Böyle. Şimdi, birlikte düşünmeye çalışabiliriz. İşsizlik, iç tehdit algısının başına konursa, bu ne anlama geliyor? MGK'nın önerisiyle bu kararı yürürlüğe koyacak olan Bakanlar Kurulu, Kırmızı Kitap'a soktuğu bu maddeyle, işsizlikle mücadele mi edecek? Yeni kamu yatırımları mı planlanacak, işsizliği azaltmak için? İşsizlere geliştirme kursları, yoğunlaştırılmış eğitim programları mı sunulacak? Özel sektöre, yatırım kolaylıkları mı getirilecek? İşsizlere yapılan yardımlar mı artırılacak? MGK'dan da söz edildiğine ve askerler de bu Kurul'da yer aldığına göre, işsizliği azaltmak için ordunun mevcudu mu artırılacak, askerlere daha fazla mı harçlık verilecek?
Bunlar için Milli Güvenlik Kurulu'na ihtiyaç yok. Bunlar, Bakanlar Kurulu'nun görevleri zaten. Kendi görevini anımsamak için bir Kırmızı Kitap'a mı gereksinme duyuyor Bakanlar Kurulu, pek akla yakın görülmüyor. Üstelik, bu görevin anımsatılması sürecine generallerin de sokulmasına yönetimin pek istekli olmayacağını varsaymak için yeterli 'neden'ler bulunuyor.
O halde? Iç tehdit, pek "işsizlik" miş gibi durmuyor, işsizliğin oluşturacağı sonuçlar, kısaca işçi sınıfı demek daha doğru bu terim yerine. Yani, Başbakan, işsizlik'i değil, işsizler'i, işçi sınıfını tehdit olarak algılama eğiliminde. Oysa kamuoyu araştırmalarında halk "işsizlik" demişti tehdit olarak, bununla işsiz olmayı kastetmişti, işsiz olan kendisini, yakınlarını, sınıf mensuplarını tehdit olarak gördüğünü belirtmek istememişti. İşte, gerçek ve gerçeklik arasındaki fark:
İnsanlar, iş istiyorlar çalışmak, çocuklarını doyurmak, yetiştirmek istiyorlar, Kırmızı Kitap (yeni oligarşik tasarımıyla) işsizlik'i tehdit alırken, işsizlerle mücadeleyi anlıyor. Bu algı bozukluğunun (postmodern) işaretlerini de veriyorlar, hakları için mücadele edenlere "ideolojik" 'suçlama'sında bulunurken: "İdeolojik davranıyorsun, ya da böyle olanları arana alıp, onların aleti haline geliyorsun, dikkat! Dağıtırım!"
Şimdi, postmodern algı bozukluğu olanların ya da postmodernizmi perişan ederek kavram kargaşası yaratma amacıyla kullananların dediklerinin gerçek anlamına ilişkin soyutlamada bir adım ileri gidelim: İşçiler, ideolojik nedenlerle direniyorlar, yakında bunlara ideolojik nedenlerle direnen işsizler de katılacak!
İşsizsen ve direniyorsan, "ideolojik"sin!
Yani: Seni kitaba koruz, Kırmızı Kitap'a, iç tehditlerin başına oturursun, ona göre!
Anahtar sözcük, "ideoloji", bu yeni konsepte göre. Yani kötü bir şey. Sen teolojik ideolojiye göre davranıyorsun ama, buna ne diyeceğiz?
Hiç bir şey. O, iktidar. Elinde güç var. Kitabı değiştiririm diyor, değiştiriyor. Başka kitapları da, çok satan, değiştirmediler mi? Bunu haydi haydi değiştirirler.
Değiştirsinler. Yaşamın kurallarını değiştiremezler. "İdeolojik" derler, kervan gene yürür, bu işlerin 'ağababa'ları, 'abi'leri, 'abla'ları da denemediler mi 'değiştirme' adı altında gericiliği geri getirmeyi, denediler ama başaramadılar. Şimdi, o 'abi'lerin başaramadıklarını açıkça itiraf ettikleri gelişkin politikaları, bizimkiler onlardan akıllı ya, bir kez daha deneyecekler çok daha niteliksiz ve yetersiz programlarla.
Hiç olmazsa, yalanlarına önce kendileri inansalar. Kendi inanmadığın yalana, başkalarını nasıl inandıracaksın ki?
İnsanlar, örnekte, Tekel işçileri, senin sözümona yapmaya –isteksizce- çabaladığın açılımları yaşama geçiriyorlar, birlikte direnmenin tarihini yazıyorlar, sen bazı belgelerde bazı cümleleri yeniden yazsan ne olur, yazmasan ne olur?
Tarih, insanların direnişleriyle yazılıyor zaten, okumasını bilirsen, ve de istersen.