Selim Yalçıner
Yaşayabilmek için küresel sermayenin onayını alma trajedisi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:30
Yunanistan, yaşayabilmek için küresel sermayenin onayını almaya çalışmaktan yorgun. Atina’nın belirli yerlerinde dağıtılan bir kap yemeği alabilmek için oluşturulan kuyruklar giderek uzarken, ülkenin geleceğine ilişkin tutarlı program arayışları da yükseliyor.
Sayılarla sıkmayayım, Troyka denilen (Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan) küresel sermaye ‘girişimi’, öyle önlemler öneriyor ki, kırk katır kırk satır metaforunu aratıyor. Bu joint venture (ortak girişim) kendi parasını, bir cebinden nasıl çıkarıp öbür cebine (kendi cebine) nasıl koyacagını bir türlü belirleyemiyor. Bu arada da, Yunanistan’a işsizlik, açlık, perişanlık önermekten geri kalmıyor ve borçlarını ödemek için büyümekten başka çaresi bulunmadığını vurgulayıp duruyor. Bir söyleseler ülkenin nasıl büyüyebileceğini –ki, bu ‘büyüme’ lafının ne anlama ya da anlamsızlığa geldiğini irdelemek zorunlu- çok iyi olacak.
Yunanistan’dan söz ederken, bu ülkeyi örnek göstererek görgüsüzce ve bilgisizce schadenfreude (başkasının zorluklarından mutlu olmak) sergileyenleri unutmak olmaz.
Küresel kapitalizm, Yunanistan’ın borç faizlerini yüzde ikilerden giderek yüzde üçlere çıkaracak bir tutum benimserken, yüzde onları aşan faizlerle borçlananlar, Yunanistan’ın başına gelenlerden, ancak çok aşırı düzeyde aptalsalar ya da seçmenlerinin büyük çoğunluğunun aptal olduğu varsayımını istismar edebildiklerini sanıyorlarsa mutlu olabilirler.
Yunanistan, küresel kapitalizmin ne tür yıkımlara neden olabileceğinin bir örneğini sunuyor. Bu örneği iyi değerlendirmek, Yunan halkına, verdikleri onurlu tepkilerde yürekten destek olmak gerekiyor. Unutulmamalı ki, bir dizi ülkenin toplumsal örgütlenme düzeyi, Yunanistan’ın çok çok altında. Bu yüksek toplumsal örgütlenme düzeyinde bile Yunan işçileri, işsizleri, gençleri küresel kapitalizmin baskılarından kurtulma konusunda yeterli başarı –şu an için- gösteremiyorlarsa, toplumsal, sınıfsal örgütlenmeleri bu ülkeye göre çok daha geri düzeyde bulunanların başlarına, benzeri koşullarda neler gelebileceğini düşünmek bile ürkütücü.
Biraz da, Troyka tarafından Yunanistan’a önerilen büyülü ‘büyüme’ konusunda değinmekte yarar olabilir. Büyüme, birileri istediği için olmaz. Koşullar öyle gelişir ki, sermaye, belirli bir konuya, alana (buna alanı genişletmek de dahil) büyük ölçüde yatırım yaparsa büyük, çok büyük paralar kazanacağına inanır ve oraya yönelir. Kabaca, bu sürece ‘büyüme’ denir. Büyümeden, o büyümeyi asıl sırtlananlar yani işçiler –yakaları ister mavi olsun ister beyaz- de (sömürülerek tabii ki) yararlanırlar.
Günümüz koşullarında hangi konu-alan var ki, Yunan kamu ya da özel sermayesi o konuya ya da alana yönelsin ve büyümesini gerçekleştirsin? Böyle bir alan var idiyse, başta ‘anlı şanlı’ Alman sermayesi olmak üzere, Troyka’nın önde gelenleri, karar vericileri neden böyle bir konuya, alana yatırım yapmazlar ki?
Küresel sermaye –kapitalizm diye okunsa daha iyi olacak- geldi tıkandı. Uzunca bir süredir, 1970’lerin ortalarından bu yana yetersizleşen fiziksel büyümesini mali sermayenin pseudo (sanki) büyümesiyle, yani, bir takım kağıtlara (‘türev’ adı verilen) yatırım yaparak ve bu kağıtların hangi alandan sağlanacak karlarla getiri sunabileceğini düşünmemeye çalışarak karşılayabileceğini varsaydı kapitalizm, küresel sermaye adını yaptıklarına uygun görerek.
Şekilde ve şekillerde görüldüğü gibi, bu varsayım, artık yürümüyor, işlemiyor. Yunanistan işçi sınıfı, işçisi işsizi genciyle, toplumsal ve sınıfsal örgütleri aracılığıyla, çıkış yolu arıyor.
Şurası açık: Yunanistan, sınıf temelli bir programla, aç açıkta kalmaz, yaşamını insan onuruna yaraşır bir biçimde sürdürebilir. Ancak sınıfsal bir programla Yunan işçisi, işsizi, genci, geleceğini umutlandırabilir, küresel sermayeye boyun eğmeden varlığını devam ettirebilir.
Yunanistan’ın avantajı, böylesi bir programı tasarlayıp uygulayabilecek olanaklara sahip olmasında. Bu avantajı kullanıp kullanmayacağı, küresel sermayenin, Troyka’nın tehditlerine boyun eğip eğmeyeceği kendi kararına kalmış durumda.
Yunanlı kardeşlerinin mutluluğunu isteyenlerin görevi ise, sınıfsal çözümlerin gündeme alınıp yaşama geçirilmesi sürecinde, onların yanında olmak. Görgüsüzlük ve bilgisizlikle taçlanmış bir schadenfreude söylemine ise, asla itibar etmemek.