Selim Yalçıner
Ya Kapitalist Devlet, Ya Kapitalizm (Ya da Kapitalizm Kendi Devletini Nasıl Yer?)
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:24 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:24
Ünlü ekonomist –gezegenin kamuoyunu zaten hep bir ‘ünlü’ler oluşturuyor- Nouriel Roubini, “Karl Marx haklıysa, bir noktadan sonra kapitalizm kendisini yok edebilir. Piyasalar bu aşamada çalışmıyor,” demiş, eklemiş: “ABD, Avrupa Birliği ve Japonya, ekonomiyi daha fazla canlandırma önlemleri alacaklarına kısıntılara yöneliyorlar. Bu durumda üç ay içinde bir durgunluk ihtimali yüzde 50.”
Size de olmuş mudur bilemiyorum, sanıyorum olmuştur, bir söz duyarsınız, içinde çok sayıda yanlış vardır, hangisinden başlayacağınızı şaşırırsınız. Bu ‘ünlü’ ekonomistin sözleri de bu kapsamda. Tıpkı, geçtiğimiz hafta söylenen, “Türkiye’nin Detroit yapılacağını” sevinçle ‘müjde’leyen tümce gibi. İnsan, katılıp kalıyor. Moda deyimlerle, şoka giriyor, dumura uğruyor. Detroit’i sona bırakalım, Roubini’den başlayalım. Öyle ya, önce iş, sonra eğlence.
Devletler, kapitalistleri çok şımarttılar, onların her istediklerini yaptılar, büyük çoğunluğun çıkarlarını pek dikkate almadılar. Kim diyor bunu? Bir soL yazarı mı? Hayır, hayır. Warren Buffet. O da kim?
Dünyanın en zengin adamlığı yarışmasında Bill Gates’le kafa kafaya gelen zat. Niye söylüyor?
Halkın daha çok tüketim yapması –Warren Buffet gibilerin ürettiklerini satın alması- gerektiğini vurgulamak için. Yani: Kapitalistler çok üretim yapabiliyorlar da, tüketicilerin piyasadaki ürünleri tüketecek halleri yok. Bu nedenle Buffet, çalışanların gelirlerinden alınan vergilerin azaltılmasını, çok kazanandan da daha fazla vergi alınmasını öneriyor. Amerikan Kongresi’ne kapitalistlere bugüne dek sağladıkları kolaylıklardan dolayı teşekkür etmeyi unutmuyor, ancak artık acil önlemlerin alınmasının zorunluğunu vurguluyor.
‘Ünlü’ ekonomist Roubini de Buffet’in söylediklerini destekliyor, kendi bağlamında. Devletler, kendilerini korumaya bu denli önem verirlerse, kapitalizm, Marx’ın dediği gibi –‘Karl Marx haklıysa’ kaydıyla söylüyor tabii ki- çöküverir diye uyarıyor.
Önce bir tuhaflığa dikkat çekelim: Marx, kapitalizmin çığırtkanları için, istedikleri zaman, birilerini ‘korkutmak’ amacıyla çağıracakları bir ‘ruh’ sanki. Çağır Marx’ın ruhunu, konuştur, büyük şirketlerin dediklerini yapmayanları –bunlar kapitalizmin kendi malı olarak gördüğü devletler de olabilir, oldu, oluyor, olacak- korkut. Marx’ın, kapitalizm hakkında, kapitalizmin çöküşüne gelmeden önce tamamladığı ciltler dolusu çalışmaları var oysa. Mülkiyet hakkında, sömürü hakkında örneğin Marx’ın dediklerini aktaranları görmezden, duymazdan gelme konusunda ise kapitalizmin çığırtkanlarının tümünün anlaştığı açık. Yemin etmişler bu konulara girmemeye. Kapitalistler, devletlerin ellerindeki gelir getiren ve kamu harcamalarının yapılmasında kolaylıklar sağlayan kurumlardan karlı olanlarını ‘devlet bu işi yapar mı’ diyerek sudan ucuza satın almadılar mı? Şimdi o –savunulması bize kalmamış olan- devlet, emeklisinin bir kaç yüz lira, dolar, avro neyse emekli maaşını vermek için kapitalistlerden borçlanmıyor mu? Hem devletin elindeki tüm gelir kaynaklarına el koy, hem de devleti yüksek faizle borçlandır. Maaşları ödemede zolanan bu devlet denilen yapı, o borçları nasıl ödeyecek ki, Roubini bir de bunu açıklasın, hepimiz öğrenelim, aydınlanalım, ‘ünlü’ ekonomistlerin dediklerine daha bir güvenle inanalım.
Marx, haşa, sadece devrimcilerin, komünistlerin sosyalistlerin değeri değil, ancak bazı ‘ünlü’lerin ikide birde kaynak göstererek birilerini korkutmak amacıyla kullanacakları bir öcü hiç değil. Kullanacaksan Marx’ın dediklerini, adam gibi kullan. Okuyup iyice anlayıp –öyle ya, adam ‘ünlü’ bir ekonomist, okumuştur Marx’ı, okuduklarını da iyice özümsemiştir herhalde- devleti, devletleri korkutmak için bu biliminsanını istismar etmek, biraz ayıp oluyor. Ne diyeceksen açıkça söyle, beğenen beğensin, beğenmeyen eleştirsin. Marx’ı karıştırma çığırtkanlık misyonuna.
Evet, iş, bu yazı bağlamında buraya kadar. Şimdi sıra eğlenceye geldi. Detroit konusuna. Türkiye’yi Detroit yapma konusuna. Eğer söz konusu şakayı yapan kişi, bundan yüz yıl önce bu espriyi terennüm etseydi, bir anlamı –o da bir yere kadar, çünkü Detroit’in büyük yatırımlara ev sahipliği yapma durumu neredeyse 19. Yüzyılın sonlarında ortadan kalkmaya başlamıştı- belki olabilirdi. Kömür, demir ve çelik endüstrileri, Detroit’e yirminci yüzyılın ortalarında tümüyle veda ettiler. Detroit ve çevresi, iyice çöktü. Demir ve çelik endüstrisinin çevresinde oluşan otomotiv endüstrisi de geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde Detroit’i terketti, bölge, hayalet görüntüsü altında büyük bir sefalete yöneldi, ‘Pas Kuşağı’ adını aldı. Detroit denince, son dönemde benim aklıma, 12 yaşındayken bu kente –kiralar ve yaşam (sefalet) görece ucuz olduğu için- göç eden Eminem geliyor ancak, eğer Detroit olma denince kastedilen buysa, Eminem gibi sanatçıların desteklenmesiyse yani, ayakta alkışlarım gene de, o ayrı. Yok, sefalet, işsizlik, açlık, perişanlık kastediliyorsa Detroit denilerek, e, biz bunu yıllardır yapıyoruz zaten.
Hayır, Detroit, endüstriyel kalkınmadaki rolüyle örnek alınıyorsa, ki biraz öyle olduğu anlaşılıyor, o zaman, eğlence ihtiyacımız da karşılanmış demektir.
Eğer, Detroit örneğiyle, en önemli girdileri ithal edilen araçların montajı üzerinden çalışan bir otomotiv endüstrisinin bölgede, motorlarını, aktarma organlarını kendi yapan, buna karşın can çekişmekte olan büyük otomotiv devleriyle rekabeti başaracağı vurgulanıyorsa, durum daha da ilginç olarak görülebilir.
Tüm gelişmeler, göstergeler, yeni bir döneme girildiğini anlatıyor. Bu dönem, her dönemde olduğu gibi, kendine özgü koşullarla yaşanacak. Çok ve karmaşık koşullarla. Bu koşullarla uğraşabilmek ve geleceğe yönelebilmek için gerçekten çok donanımlı ve donatımlı olmak gerektiği düşünülebilir. Düzeyimizi, yaşanmakta olan –bir önceki- dönemin düzeyiyle karşılaştırmamız yeterli olmayabilir ve yanlışlara yol açabilir. Kendi düzeyimizi, geleceğin düzeyini oluşturmak gibi bir görevle yükümlü gibi görünüyoruz.