Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Selim Yalçıner

Ya barbarlık, ya da...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:19 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:19

Kapitalizmin krizi, hem merkez, hem de çevre ülkeleri sarsmaya devam ediyor. Hem kapitalist emperyalizm, hem de bağımlı ülkeler, krizden giderek daha yoğun etkilenmeye başlıyor. En güçlü olanın, en çabuk karar verebilen ve aldığı kararları en hızlı biçimde uygulamaya koyabilenin, sömüren-sömürülen ilişkisindeki denklemde, emperyalistler-Batı-merkez ülkeler olduğu –şimdilik- kabul edildiğinde, bu oligarşik yapının krizden çıkmak, kendini kurtarmak için kararlı girişimlerde bulunabilmesinde şaşırmayı gerektiren bir durum yok. Ellerinden geleni yapacaklar, mevcut durumun, statüko'nun yani, sürebilmesi için bugüne kadar yaptıklarını yineleyecekler, 'aşağıdaki' milyonların, milyarların canına okuyacaklar. Bu arada kendi aralarındaki çelişkiler de görünür görünmez çatışmalara dönüşebilir, ancak bu aşağıdakiler için önemli bir ayrım yaratmayacak, sömürülenler, ezilenler için bir durum değişikliğini gündeme getirmeyecek.

Kapitalizm, bugüne dek, krizlerini nasıl aştı?

Sorunun yanıtını, okurlar biliyorlar. Yineleyelim: Savaşla.

Neden?

Kapitalizmin krizi, karlılığın düşüşü demek oluyor en basit bir genellemeyle. Krizden çıkabilmek için, karlılığın düşmesinin engellenmesi ve yeniden karlı bir dönemin başlatılması gerekiyor. Bu kendini yeniden üretme süreci, yeni ve büyük bir karlılık alanının ortaya çıkmasına bağlı. Büyük teknolojik gelişmeler, yeni bir coğrafyanın kullanıma açılması, var olan ekonomik etkinlik alanlarından birinde ya da birkaçında karlılığı artıran önemli düzenlemelerin gerçekleşmesi, yıkıp yeniden yapmak ve saydığımız olasılıkların yaşama geçirilmesi amacıyla (savaş), bilinen en yüksek katma değerin sağlandığı bir ekonomik etkinlikte (savaş ekonomisi) olağanüstü genişlemeye gitmek gibi seçenekler, biri ya da birkaçı, kapitalizmin yeniden üretiminde ve karlılığın yeniden yükselmesinde gündeme geliyor.

Terimler, önceki paragrafta olduğu gibi yan yana dizildiklerinde, gerçekliklerini yitiriyorlar. Savaş, kapitalizmin krizden çıkması için gerekli olan seçeneklerden –hem de araçlardan- biri, belki de en önemlisi. Savaş, ne demek? Savaş, milyonlarca, milyarlarca insan için kan, ter, gözyaşı, yıkım, ölüm demek sırf kapitalizm, bu barbarlık sürebilsin diye insanların, çevrenin, gezegenin harcanması demek.

Savaş, kapitalistler için ise, yüksek karlılık ve krizden çıkış demek. Bu barbarlık, sayıları bir kaç bini bulanlar için tasarlanıyor, uygulanıyor. Bir kaç bin asalağın çıkarları için insanlar öldürülüyor, çevre yıkıma uğratılıyor.

Savaş, aslında şu anda olmayan da aniden gündeme gelebilecek bir durum değil. Halen gezegenin bir çok yerinde savaş ateşleri yanıyor. Amerikan askeri uzmanlarının, biraz da savaş teriminin ürkütücülüğü nedeniyle ve çatışmaları masum gösterebilmek amacıyla terminolojiye soktukları 'düşük yoğunluklu' savaşlar, milyonlarca insanın yaşamını etkiliyor, onları ve çevrelerini bu barbarlığın yakıcılığında harcıyor.

Düşük yoğunluklu savaşların genişleme gösterebileceği bir süreci yaşıyoruz. Petrolün, gazın ve bu lanet metaların dağıtım yollarının denetimi, emperyalistlerin boş verebilecekleri, vazgeçebilecekleri bir konu değil öyle de yapıyorlar ve ellerinden geleni ardlarına koymayıp, savaş gemilerini, en yalın –ve de ilkel- biçimde, sömürgeciliğe nasıl geri dönebildiklerinin kanıtı olarak, bu uğursuz metaların üretim ve dağıtım bölgelerine gönderiyorlar, suçları sadece bu metaların bulunduğu coğrafyada dünyaya gelmek olan insanların geleceklerini savaş bulutlarıyla karartıyorlar.

Barbarlığın günlük yaşamda olağan karşılandığı –insanların türlü dinsel ve etnik kimlik sıkıntılarıyla birbirlerine düşman edilmelerinden, tümü birlikte işçi sınıfını oluşturduklarının unutturulmasından da yararlanılarak- bir döneme sokulmak isteniyoruz.

Kendimize sormamız gerekir:

Ya barbarlık, ya da...

Selim Yalçıner 'ın Son Yazıları