Selim Yalçıner
Wikileaks: Ahmet Davutoğlu Başbakan?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:16 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:16
Günlerdir geldi geliyor açıklandı açıklanıyor denen, son derece başarılı bir PR çalışmasıyla dünya kamuoyunun beklentisi adım adım yükseltilerek ilgisi sağlanan WikiLeaks belgelerinin bir bölümü sonunda yayımlandı. 'Diplomasinin 11 Eylül'ü' deniyor sızma belgelerin yarattığı etkiye. Doğru, bence de 'Diplomasinin 11 Eylül'üyle karşı karşıyayız. Nasıl ki 11 Eylül taşıyla çok sayıda kuş vurulmuştu, bu sızma taşıyla da çok sayıda kuşun hedeflendiğini kabul edebiliriz. Bu kuşlardan bazıları şu anda belli, bazıları da zamanla, yayımlanacak belgelerin seçimiyle belli olacak. Bilebildiklerimizden başlayabiliriz.
Birinci kuş, ilk açıklanan belgeler ışığında, ekonomik. Amerikalılar, aylardır siber savaştan söz ediyorlar, bu bağlamda Çin'den başlayıp 'terörist' örgütlere uzanan bir kuşkulu listesi sayıyorlardı. Siber savaşın, milyarlarca dolarlık bir yatırım alanı olduğu biliniyor. Bu konuda uzmanlaştıkları kabul edilen şirketler, hem ABD'de, hem de tüm dünyada ihale peşinde ve WikiLeaks, bu şirketlere sonunda istediklerini elde etme ve milyarlarca doları 'götürme' olanağı sunuyor. İlgili şirketlerin bu olanağı kullanıp kullanamayacakları artık kendilerine kalmış durumda. Önlerinde bir engel yok. Gezegenin tüm kamu ve özel kurumlarını, yeni ve pahalı şifreleme sistemlerine bol para ödeyerek sahip olmaya yönlendirebilirler. Ardından o şifreler de –muhtemelen kendi hacker'ları tarafından- kırılır, bu kez yenisi için yeni paralar ödenmesi zorunlu kılınır. Kısacası, tüm iletişimin tehlikede olduğunu söyleyip yeni yatırımlarını gerçekleştirebilirler, büyük paralar kazanabilirler. Julian Assange adlı ve nerede bulunduğu bir türlü bilinemeyen Avustralyalı 'hacker'in bu arada, dünya medyasına da canlılık 'hediye' ettiği kabul edilebilir.
İkinci kuş, İran. ABD, WikiLeaks'te yayımlanan belgelerde açıkça gösterildiği gibi, İran'ı tek başına hedef tahtasına oturtmadığını, bir çok başka ülkenin de bu ülke konusunda kendisiyle görüş birliğinde olduğunu artık rahatlıkla söyleyebilir, söylüyor da. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Clinton, konuya ilişkin basın açıklamasını, İran'la bitirdi ve, "Görüyorsunuz, bir çok ülke İran'ın oluşturduğu tehdit konusunda bizimle aynı görüşte," dedi.
Üçüncü kuş, Türkiye. Türkiye hakkında ilk sızdırılan 30 kadar belgenin yarattığı izlenim, ABD'nin Türkiye'deki politik kişilikleri yakından izlediği yolunda. Başbakan'ın işkolik, mükemmeliyetçi, inatçı ve despot olmadığı, Atatürkçü bir kişiliğe sahip olduğu ve İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabının bulunduğu belgelerde yer alıyor. Bunlar, ABD'nin Türkiye'deki dışişleri görevlilerinin rapor-bilgi notu-değerlendirmelerinde belirtilmiş. Değerlendirmelerde, görüşlerine başvurulan kişilerin isimleri de bulunuyor. Ahmet Davutoğlu için ise, 'tehlikeli', 'Neo-Osmanlıcı' denilmiş ya da böyle diyenlerin düşünceleri aktarılmış. Konu Türkiye olunca ilgimiz, doğallıkla, yoğunlaşıyor.
Başbakan için Atatürkçü deniyor, övgü nitelemelerinin ardına despot sözcüğü ekleniyor, olmadığı vurgulanıyor. Değilse, despot lafını burada kullanmak, söz konusu değerlendirmeyi yapan diplomatın aklına nerden geliyor? Despot değilse Başbakan, bu sözcük değerlendirmeye neden ekleniyor? Satranç bilmiyor da denebilirdi, satranç bilmemenin bilgi notlarında yer alıp almamasının gerekliliğini artık o diplomatlar 'değer'lendirsinler. Danışmanlarından birinin çok konuşkanlaştığı bir anda varlığını Amerikalı görevliye ifade ettiği İsviçre'deki hesaplar? Hem de sekiz ayrı hesap? Kanıtsız suçlama alışkanlığı bir yer etti mi, kime karşı işleyeceği hiç belli olmaz. Aleyhlerinde kanıt olmayan, suçları belirsiz, haklarında iddaname bile yazılmamış insanlar yıllardır tutukluluk cezasıyla karşı karşıyalar, demek ki kanıt olmaksızın ceza verilebiliyor. Böyleyse, kanıtsız ceza verilebiliyorsa, WikiLeaks'teki belgelere nasıl itiraz edilecek? Ayrıca, siyasi açıdan öldürücü bir darbe de belgelere iliştirilmiş: Atatürkçü olmak. Siyasi geleneğini Atatürk'e karşı olmakla oluşturan bir kişi için oldukça olumsuz bir durum. Tersini söyleyerek politika yapan bir insanı, Atatürkçü olmadığını kanıtlamak zorunda bırakmak, çok 'insanlık dışı'. Bir başka 'insanlık dışı' durum da, bir insanı, bu kadar sevdiği bir ülke aleyhinde tutum almaya zorlamak. Bu, 'çok ayıp' bir şey.
Davutoğlu için ise aynı şey söylenemez. O, belgelerden en çok yarar sağlayan. Kendisi için 'çok tehlikeli' deniyor, 'Neo-Osmanlıcı olduğu' vurgulanıyor. İşte omuzlara konan bir avuç yıldız. Tıpkı, her seçim öncesi askerlerin internet sitelerine koydukları AKP karşıtı bildiriler gibi. O bildiriler nasıl AKP'ye yüzde 10'lara varan puanlar getirdiyse, 'çok tehlikeli', 'Neo-Osmanlıcı' olmak da Ahmet Davutoğlu için o kadar, belki daha da fazla yararlı. Türkiye seçmeninin büyük çoğunluğunun Kurtlar Vadisi bağlamında duygu ve düşünce oluşturduğu göz önüne alındığında, ABD tarafından 'çok tehlikeli' görülmek, o kişi için büyük bir güven faktörü haline gelebilir. Olumsuz gibi görünen bir değerlendirmeden, değerlendirmeye konu olan kişiye büyük avantaj sunulabilir. WikiLeaks'in ilk ağızda yayımladığı Türkiye'ye ilişkin 30 kadar belgeden çıkan ilk izlenim bu.
Bir başka izlenim de, anlı şanlı 'şahsiyet'lerin, karşılarına ABD'li bir görevli geldiğinde, inanılmaz bir biçimde konuşkanlaşmaları. Medyaya karşı ağızları sımsıkı, yedi mühürlü görünüm veren bu 'şahsiyet'lerin, bir Amerikalı karşısında her türlü tedbiri bir yana bırakarak sere serpe konuşabilmeleri, bizim için değilse bile, kamuoyu için ilginç. Biz, bağımlılık derken bunu da kastediyoruz sürekli olarak. Ancak kamuoyu, hele 'onlar'ın kamuoyları, bu kadar konuşkanlığa ne der, bilemiyoruz. Bizim için hiç şaşırtıcı olmayan, onlara oy verenler açısından farklı 'değerlendirilebilir' mi acaba, göreceğiz. Biz, bağımlılığı omuzlarına yıldız diye koyanların gene de, açıklanan belgelerden pek fazla rahatsız görünmeyeceklerini bekleyebiliriz. 'Komisyon'ların alındığını biz biliyoruz, yeteri kadar banka hesabının bulunduğunu da, ancak Atatürkçülük? Bu bizim için bile yeni. Bu, çok ağır bir suçlama. Yıkıcı, siyasi açıdan öldürücü bir suçlama. İronik bir ifadede bulunmaya çalışmıyoruz, bu şahsiyetlere oy verenler, Atatürk'ten hiç hoşlanmadıklarını bildikleri, mescitlerde ve kapalı toplantılarda böyle konuşulduğu için o kişilere destek verdiler. Yanıldıklarına, gene mescitlerde ve başka kapalı toplantılarda karar verirlerse, tutumlarını hızla değiştirebilirler. Öte yandan, 'çok tehlikeli', 'Neo-Osmanlıcı' olmak, ABD Dışişleri Bakanı'nın yanında gamzeli gülümsemelerle taçlandırılığında bir başka anlama bürünüyor. "İşte yeni başbakan!" dedirtiyor.
Öyle ya, vezir eden, rezil de eder, ardından bir başkasını vezir eder. Bunu neden yaptığını da, kendi bilir. O'nun hikmetinden sual olunmaz. Bağımlılık 'İşte böyle bir şey'.
Sosyalistleri içeri tıkarak, gösteri yapan çocukları saçlarından sürükleyip hapse atarak, okuldan uzaklaştırarak, haklarını korumaya çalışan işçileri işten çıkartıp cezaevlerine sokarak, karşıt görüşler dile getirenleri, seni eleştirenleri tehdit ederek bağımlılıktan kurtulamazsın, tam tersine bağımlılığını güçlendirirsin, ve de, gemi aslanı gibi dolanıp dursan da, WikiLeaks'e rezil olursun. Çünkü, bağımlılığın sınırı yok. Bağımlılık ilişkisi, sınırlarını bağımlı olanın belirleyeceğin bir ilişki değil, bağımlı olunandan gelen her talebi, gemi aslanı olarak bile değil, gemi aslanı taklidi yaparak, yerine getirme ilişkisi.
Sosyalistler işte bu nedenle bağımlılığa, gericiliğe ve kapitalizme karşılar. Sosyalistleri düşman gören, aslında öncelikle ülkesine düşmandır.